SUÇ VE CEZA
Suç, tarihin ilk dönemlerinden beri toplumun kurumsal düzenini bozan, toplumda negatif etkileşim oluşturan bir sorun olarak hep var olmuştur
Suçun sebeplerini tespit ederek önüne geçebilmek, birçok toplum için üzerinde durulması gerekilen bir konu olmuştur.
Suçun genel oranları üzerinde durmamız gerekirse ülkemizde Adalet Bakanlığına bağlı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafında hazırlanan suç atlasına göre 2011 yılında yaklaşık 5 milyon 384 kişiye ‘’şüpheli’’ sıfatı ile işlem yapıldı. 7 yıl sonrasında bu rakam her geçen gün arttı. 2018 yılında yaklaşık 3,5 milyon artarak 8 milyon 892 bine ulaştı. Şüphelilerin cinsiyetine göre oranlar ise, %85,1’ i erkek, %14,9’u kadınlardan oluşuyor.
Sonuçlanan sonuçlara göre mal varlığına karşı işlenen suçlarda en fazla %48,5 oranı ile yağma, en az %17,4 oranla dolandırıcılık geliyor. Vücut dokunulmazlığına karşı suçlarda en fazla %52,9 oranı ile kasten yaralama, en az %12,0 oran ile taksirli yaralama görülmekte.
Kamu sağlığına karşı suçlarda en fazla %53,2 oranla uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti, en az %46,9 oranla uyuşturucu ve uyarıcı madde satın almak ve bulundurmak geliyor.
Bu örnekler böyle devam eder gider. Ülkemiz suç lağımının içinde adeta yüzüyor. Psikanaliz yapmak amacıyla Fyodor Dostoyevski tarafından 1866 yılında yayımlanan Suç ve Ceza romanının önemli teorileri ve psikolojik tespitleri çeldi aklımı.
Realizme bakış açısını geliştiren bu psikolojik eserde suç işlemeye yönelik tespitlerini incelemenin merakı sardı beni.
Suç neden işlenir? Suç ve ceza birbirine ne denli bağlantılıdır?
Kanunlarımıza göre suçun suç olabilmesi için cezalandırılması gerekilir. Cezasız suç, suç kabul edilmez. Delilsiz suç, suç değildir.
Raskolnikov, bir yandan hukuk öğrenimini görürken diğer yandan yoksullukla boğuşan bir genç… Para ihtiyacını ise tefeci bir kadına eşyalarını bırakarak karşılıyor. Yoksulluğa çare bulunmadığı gibi tefeciden yakasını da kurtaramayan Raskolnikov, bu kadının toplumun iyiliği için ölmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor.
Bu hususta öne çıkan, romanın başaktörü Raskolnikov’un ruh halidir. Suçu işlemesinin asli başlangıç sebebi ruh halinin verdiği düşüncesel etkilerden kaynaklanıyordu.
Adeta tefeci kadını öldürme eylemini toplumun kendisine bahşettiği bir görev olarak kabul etmekte, o kadını toplum içinde yaşamaya layık olmayan bir kişi olarak görmektedir. Ama sonrasında bunun hasta olduğunu, masum bir kadını öldürmüş olma hissiyatı, kötü bir vicdan azabı çekmeye itmiştir.
Suçun sebeplerine bakıldığı zaman koca karıyı ortadan kaldırarak, çevresindeki insanlara yarar sağlamak, ailesine yük olmamak, okulu bitirebilmek ve gelecekte önemli adımlar atabilmek için kendinde bu hakkı görüp cinayet cesaretini göstermiştir. Kendince doğru bulduğu bu ruh hali ona sahte bir doğru yola itmiş ve seçeneklerde işini kolaylaştırmıştır.
Peki acaba tefeci koca karı, genç ve güzel bir kadın olsaydı sonuç yine cinayet olur muydu?
Veya Raskolnikov’un sonradan yaşadığı vicdan azabı…Raskolnikov özünde iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli birisi midir?
Ne olursa olsun, en büyük yanlışı akıl yürütme şekli olmuştur. O esna doğru yolu baltayla kadını öldürmekte bulmuştur. Bu tamamen berbat bir ruh bozukluğudur. Bir insan ne denli yanlış bir insan olursa olsun, canı başka bir insan tarafından asla alınamaz.
Ahlak sorgulaması her zaman var olmalıdır. Hayırlı bir iş için zararlı bir yoldan geçilemez.
Raskolnikov aslında akıllı ve dürüst bir genç olmasına rağmen çevresindeki yoksulların yaşamını gözlemlemekte, sadece kendisinin değil, binlerce başka insanın da bu düzen içerisindeki kaderinin yoksulluk, sefalet, hastalık ve ölüm olduğunu görür. Yoğun düşüncesi onu bir arayışa sürükler. O kendince şahsi bir arayış içindedir, yalnızdır ve sorununu kendi başına çözmek ister.
“Her şey insanın içinde yaşadığı ortama, koşullara bağlıdır. Her şeyi belirleyen ortamdır. İnsansa bir hiçtir.’’
Ülkemizin suç oranının yıldan yıla artması üzücü bir tablodur.
Yazımı Suç ve Ceza eserinin bu güzel sözüyle bitirmek isterim.
“Diyelim ki… evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?’’