Tarih Araştırmacı Prof.Dr. Aytaç Bozkuyu ile TARİH'i konuştuk...

PROFESÖR TARİHÇİ, ANTROPOLOG VE ARAŞTIRMACI 'AYTAÇ BOZKUYU'' İLE TARİH ÜZERİNE RÖPORTAJ Röp

PROFESÖR TARİHÇİ, ANTROPOLOG VE ARAŞTIRMACI “AYTAÇ BOZKUYU’’ İLE TARİH ÜZERİNE RÖPORTAJ

Röp... GALİP ÖNLÜ....

Her daim zihnimde sadece bir mesleği “kutsal meslek’’ olarak görmüşümdür. O da öğretmenlik…

“Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.’’ der Başöğretmen Mustafa Kemal…

Gelecek kuşakların yetişmesinde en büyük rolü oynayan bütün değerli öğretmenlere buradan bir kez daha sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Sizlere minnettarız…

Aytaç Hocamız da bu kutsal mesleği icra eden değerli öğretmenlerimizden birisi.

Kendisiyle tarih üzerine merak edilen, akıllarda soru işareti bırakmış konulara değindik. Şimdiden sıcakkanlılığı ve sevecenliğinden dolayı kendilerine teşekkürlerimi sunarım.

Saygıdeğer hocam, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

-1983 Adana doğumluyum. Çocukluğumu ve gençliğimi İzmir’de geçirdim. Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri İnkılâp Tarihinde Yüksek Lisans tamamladım. Ulusal ve uluslar arası birçok dergide akademik makalelerim bulunmaktadır. Antropoloji, Türk Dili ve Tarihi ile ilgili akademik düzeyde araştırmalarımın yanı sıra yazdığım eserlerle birçok bilimsel kuruluştan ödüller aldım. İngilizce ve Arapça dillerine hakimim. Evli ve bir çocuk babasıyım.

“Kürşad Ayaklanması’’ bazı kesimlerce tamamen doğru bulunmuyor. Bu konuya bir açıklık getirebilir misiniz? Kürşad Olayı tarih kitaplarında anlatıldığı gibi midir?

-639 yılında Çin sarayında geçen bu ihtilalin adı Nihal Atsız tarafından koyulsa da olayın gerçekliği Çin kaynaklarında geçmektedir. Eski Köktürk hakanı Çulu’nun oğlu olan Kürşad, Çin sarayındaki muhafız birliğinde görevliydi. Köktürk Devletini canlandırmak için 39 arkadaşı ile birlikte gizli bir plan hazırladı. Çin İmparatoru Tay-Çung bazı geceler şehirde tek başına dolaşıyordu. Planın uygulanacağı gece ansızın şiddetli bir fırtına çıktı. 40 Türk yiğidi planın anlaşılmasından çekindiler. Dışarı çıkmayan imparatoru, saraya baskın yaparak tutsak almaya karar verdiler. İmparatorun ele geçirilemeyeceğini anlayan Kürşad, sarayı terk etme emrini verdi. İmparatorun ahırına hücum eden 40 Türk, seyisleri öldürüp buldukları atları alarak saraydan kaçtılar. Şehir yakınındaki Vey ırmağı’na doğru çekildiler fakat burada yakalandılar.

Neden hiçbir Osmanlı Padişahımız hacca gitmemiştir? Bunun sebebini sizden öğrenebilir miyiz?

-Aslında bu durumun sebebi siyasidir. Osmanlı Devleti bir Türk Devleti olduğu kadar aynı zamanda İslam devletidir. Özellikle II. Beyazıd’dan itibaren Sünni-Hanefi şeriatı devlet üzerinde etkinliğini artırmıştı. Tabi ki Şeyhülislamlarında fetvaları değer kazandı. Hacca gitmenin gaza ve cihattan geri kalmaması ve Müslümanların dirliği bozulmasın diye Padişahların Hacca gitmesi devleti sıkıntıya düşüreceği konusunda fetvalar çıkartılmıştır. Padişahın hacca gitmesi tahtın en az 1 yıl boş kalmasına sebep olacaktı. Padişahlar hacca gitmediler ama kendileri için her sene birden fazla vekil gönderdiler. Ayrıca padişahın kesilen saçları gümüş bir leğende yıkandıktan sonra buharla tütsülenip mühürlü bir çekmeceye konur, çekmece her sene Mekke ile Medine’ye doğru yola çıkan Süre Alayına teslim edilir. Bu, Hz Muhammed’in(s.a.v) Medine’deki kabrinin yakınlarında bir yere gömülürdü.

Büyük imparator ve komutanların çoğu neden mezarının yerinin bilinmemesini tercih etmiştir? Mezarın gizli kalınma isteğini neye bağlıyorsunuz?

-İmparatorların, kralların hatta bazı din adamlarının mezarları bilerek gizlenir. Bunun çeşitli sebepleri olsa da ilk sırada tabi ki rahatsız edilmemek gerekir. Çünkü öbür dünyada bu dünyadaki rahatlığı kaybetmek istemiyorlar. Ayrıca mezarda bulunan hazinelerin bilinmesini istememekteler haklı olarak. Sokrat’ın, Sezar’ın, Cengiz Han’ın, bazı önemli Mısır Firavunlarının, Hz İsa’nın, Kleopatra’nın ve daha sayısız tarihi ismin nereye gömüldükleri belli değildir ve özellikle gizlenmiştir.

“İNCELEME SONRASI TİMUR’UN TÜRK OLDUĞU KESİNLEŞMİŞTİR.’’

Cengiz Han ve Timur’un bazı tarihçilere göre Türk olduğu söyleniyor.Bir antropolog olarak Moğol ırkı hakkında bu soruya açıklık kazandırabilir misiniz?

-Moğollar Türkler gibi İç Asya’da yaşasalar da Antropolojileri farklıdır. Aynı dil ailesinden akraba kültürlerdir. Arkeolojik kazılarda elde edilen bilgilere göre Moğol asıllı kabileler, milattan 2 bin yıldan itibaren Türk kabilelerin doğusunda yer almakta ve Tula nehri kaynakları her iki ırk arasında sınır teşkil etmekteydi. Bu anlamda Cengiz Han Moğol kökenlidir ama Türk kültürünü yaşamış ve devletini Türk Devleti olarak adlandırmıştır.

Emir Timur’un durumu Cengiz Handan biraz farklıdır. Çünkü 1940’lı yıllarda Ruslar Timur’un mezarını açıp incelediklerinde Antropolojiye de büyük katkı sağladılar. Çünkü inceleme sonrası Timur’un Türk olduğu kesinleşmiştir.

Biyoloji bilimine göre insanlar yaratılmamış, evrimleşmiştir. Evrim Teorisi size göre gerçek midir?

-Aslında şöyle demek daha doğrudur. Bilim yaratılıştan beri eldeki verilerle ilgilenir. Yani bilim ne reddeder ne de destekler. Bence karıştırılan kavramlar var. Canlıların aynı tür içindeki değişimi ile farklı türlerin genetik mutasyonla yeni bir canlının ortaya çıkması gibi. İnsanın son 200 bin yıldır değiştiği ortadadır. İnsanların bildiği Evrim, bir teoridir ve teoriler tartışılmaya her daim açıktır.

Erkek ve Kadınların genetiği hakkında kısa bilgiler verebilir misiniz?

-Cinsiyetler arasında biyolojik ve anatomik etkenlere dayanan ve özellikle üreme sürecindeki rollerde görülen doğal farklılıklar bulunmaktadır. Biyolojik farklılıklar arasında kromozomal ve hormonal farklılıklar sayılabilir. Fiziksel kuvvet açısından cinsiyetler arasında doğal bir farklılık vardır ancak bu, erkeğin herhangi bir kadından daha güçlü olduğu anlamına gelmez. Erkekler ortalama olarak daha uzun boyludurlar. Kadınlar ise önemli ölçüde erkeklerden daha uzun yaşamaktadırlar. Erkekler daha büyük akciğer kapasitesine, daha fazla alyuvara ve pıhtılaşma faktörüne sahipken, kadınlarda daha fazla akyuvar görülür ve kadınlar antikorları daha hızlı üretir. Bunlar gibi farklılıkların, cinsel uzmanlaşmaya yardımcı olan bir evrimsel uyum olduğu konusunda varsayımlar bulunmaktadır.

“HER AÇIDAN HER ULUSUN TAKDİR ETTİĞİ BİR LİDERE SAHİP OLMAK MİLLETİMİZ AÇISINDAN GURURDUR.’’

“Dahilerin Efendisi’’ adında yeni çıkardığınız bir kitap var. Atatürk’ü anlatan bu kitap hakkında bir soru sormak isterim. Onlarca büyük başarılarını 57 yıllık yaşantısına sığdıran Atatürk’ün bu denli başarılı olmasının altında yatan sırları neye bağlıyorsunuz?

-Atatürk doğuştan elinde bulunan zekâsını kullanarak hem sosyal, hem siyasal hem de askeri deha olmayı başarabilen dünyadaki sayılı insanlardan biridir. O hedeflerini çok önceden belirleyerek insanları tanımış ve tanımlamış zamanın koşullarına göre dâhiyane bir siyasetle kitleleri sürükleyerek onları bağımsızlığa kavuşturmuştur. Her açıdan her ulusun takdir ettiği bir lidere sahip olmak milletimiz açısında gururdur.

“ZAZALARI BAĞIMSIZ BİR ETNİK GRUP OLARAK DEĞERLENDİREN BİLİMSEL ÇALIŞMALAR MEVCUTTUR.’’

Kendimi her daim “Zaza asıllı bir Türk’’ olarak nitelendirmişimdir. Aynı zamanda Zazacanın, Kürtçenin bir dalı veya kolu olduğu söylemlerine tamamen karşıyımdır. Sizden Zazaların kökeni hakkında bilimsel verilere dayalı bilgiler öğrenebilir miyiz?

-Dünyaca ünlü Alman dil bilimci Prof. Dr. Jost Gippert’e göre Zazaca, İrani dil grubundan bir dil ve Kürtçeden tamamen ayrı olduğunu söylemiştir. Nüfuslarının 4 milyon civarında olduğu tahmin edilen Zazalar, ağırlıklı olarak Tunceli, Bingöl, Erzincan, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Malatya, Bitlis illerinin belli bölgelerinde yaşıyorlar. Alevi ve Sünni mezheplerinde olan Zazalar, Türkiye’nin dışında başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede yaşıyor. Yurtdışında da 300 bin Zaza’nın olduğu tahmin ediliyor. İrani diller grubuna ait bir Kuzeybatı İrani dilidir. Zazalar birçok kaynakta Kürt olarak nitelendirilirken kimi kaynaklarda da Türk oldukları iddia edilmektedir. Ancak Zazaları bağımsız bir etnik grup olarak değerlendiren bilimsel çalışmalar da mevcuttur. Zazaların kendilerini ve dillerini tanımlamaları bölgeden bölgeye farklılık gösterir. Zazaların Türkmen Alevi unsurlarla irtibatı arttıkça akrabalık bağlarını arttırdığı söylenebilir.

Bilim insanları Kuzey Kutbundaki Buzulların 2035 yılına kadar eriyeceğine kanat getirdi. Yani127 yıl önce yaşanan burum 15 yıl içinde de tekrardan yaşanabilir. Küresel ısınma dünya için büyük bir tehdit ki etkisini şuanda göstermiş bulunmakta. İlerleyen yıllardan Türkiye’yi küresel ısınma konusunda ne gibi sorunlar bekliyor? Aynı zamanda ne gibi önlemler alınmalıdır?

-Dünya tarihi birçok defa ısınma ve soğumayla karşılaşır. Bu durum uzun vadede normal olarak görülse de hızlanma konusunda insan etkinliği yadsınamaz. İnsan faaliyetlerinin atmosferde yaydığı gazların sera etkisi yaratması sebebiyle dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma diyoruz. Küresel ısınmayla birlikte buzullar eriyor ve buzulların içerisinde kalan eski ormanların oluşturduğu karbondioksit açığa çıkıyor. Bu da yine sera gazı etkisini artırarak küresel ısınmayı tetikleyen bir kısır döngü gibi devam ediyor. İnsan nüfusunun sürekli artması, buna bağlı olarak tüketimin ve endüstriyel üretimin artması; fosil yakıtlarının kullanılması, ormansızlaşma gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması sürekli artış gösteriyor. Buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor, kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor. Belki çoğumuzun fark edemeyeceği bütün bu doğa olayları bizi çok etkileyen başka iklim olaylarını tetikliyor. Dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar daha sık yaşanıyor. Bazı bölgelerde şiddetli kuraklık ve çölleşme etkili oluyor. Dünya üzerinde yaşanan her olumsuz değişiklik, sonuçta yine insanı etkiliyor. Bu anlamda enerji kullanımından atıkların geri dönüştürülmesine kadar anamız olan doğayı korumalıyız. Çünkü gelecek kuşaklar bizim kadar şanslı olamayabilirler.

Röportaj için teşekkür ederim.

-Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. Okuyucularımızı sevgi ve saygıyla selamlarım.