ÜNLÜ YAZAR HATİCE DÖKMEN İLE SÖYLEŞİ
Pek çok yazarlık atölyesinden eğitim alan Hatice Dökmen, seksenli yıllardan bu yana edebiyat alanında büyük uğraşlar vermekte; öykü, roman ve şiirler yazmaktadır
2013-2014-2015 ve 2017 yıllarında girmiş olduğu öykü yarışmalarında dereceler alması ve birincilik ödülü kazanması, yayınlamış olduğu şiir, öykü ve romanlarının büyük yankılar uyandırması onun edebiyata, kitaba ve yazdıklarına ne denli değer verdiğinin göstergesidir.
Bugün hem Yazar Hatice Dökmeni, hem kitaplarını, hem de edebiyat hakkındaki düşüncelerini daha yakından inceleyeceğiz.
1) Merhaba öncelikle… Okuyucularınız sizi tanıyor ama burada kendinizi tekrardan tanıtır mısınız?
- Merhabalar… Özel hayatımla ilgili şunları söylebilirim. Burdur’da doğdum. İki çocuk annesiyim. İstanbul’da yaşıyorum. Edebiyat geçmişim hakkında da şunları söylebilirim. Edebiyat aşkı içimde hep vardı ancak bazı özel sebepler dolayısıyla hep ötelediğim bir hayal olarak kaldı. 2010 yıllarında bu hayali gerçeğimde yaşamaya başladım. Ancak kalemimin yetersiz olduğunu, yazma eyleminin bir teknik bir pratik gerektirdiğini düşünerek; Jale Sancak, Yeşim Cimcoz Yazı Evi, Faruk Duman, Irmak Zileli, Nalân Barbaros oğlu, Aydın Şimşek gibi yazı atölyelerine katıldım. Bunun arkasından yazma eyleminin mutfağı da oldukça ilgimi çekince; Seven gül Sönmezin eğitmenliğindeki Yayıncılık Editörlük Atölyesi Sertifika Programı, Selahattin Özpalabıyıklar eğitmenliğindeki Derin Editörlük Sertifika Proğramı ve Mastecamp(Harvard Üniversitesi Sertifikalı) Usta Yazarlarla Yazarlık Akademisi gibi programlardan eğitim aldım.
Bu süreç içinde çeşitli öykü yarışmalarından mansiyon ödülleri aldım. Lions Dernekleri Öykü Yarışmasında ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Öykü Yarışmasında birincilikle ödüllendirildim.
Kahramanlar Öykülerle Yaşar, Hayata Tutunma Öyküleri, Son Gemi Antoloji1, Kedi Öyküleri, Sadık Dostlara, Son Gemi Antoloji2,Kaynana Şekeri, Kadın Öyküleri, Aşk Var Düşersen gibi öykü derlemelerinde ve Cemal Süreyya, İstanbul Selanik Hattı, Benidorm İstanbul 2020 Türk Şairler Seçkisi gibi birçok şiir derlemelerinde yer aldım.
Bu zaman içinde yayınlanan kitaplarım tarihlerine göre şöyle.
Güneşe Saklanmak(Şiir)-Sağır Kurbağanın İzinde(Öykü)-Sığ Sulardan Okyanusa(Şiir)-Gri Çığlık(Öykü)- Salı Ertesi(Roman)-Kum Gibi(Roman)-Kemik Çayı(Öykü)
2)Yazmaya nasıl başladınız? Sizi yazmaya iten asli bir sebep var mıdır?
HAYATLA KAVGASI, DAVASI OLMAYAN BİR İNSAN ZATEN YAZAMAZ...
- Birinci soruda bunu yanıtladım sayılır ama ilave etmek gerekirse hayatla hep kavgam vardı. Önceleri bunları kağıtsız kalemsiz olarak kafamda yazardım. Sonra kalemi elime alıp kâğıda dökmeye başladım. Hayatla kavgası, davası olmayan bir insan zaten yazamaz. İçimde sessiz çığlıklar olarak biriktirdiğim, bana dert olan bütün sorunları yazmak istedim. Yola çıktığım ilk zamanlar daha cılız olan sesim yazma pratiğim geliştikçe daha gürleşti.
Marquerite Duras yazmak üzerine “Yazmak aynı zamanda susmak, söylememek, sesini kesmek demektir, gürültüsüz haykırmaktır.’’ Derken, Emile Zola “ Ancak yazıya geçmiş düşüncenin değeri vardır; geri kalanlar boş çırpınmalardan, rüzgarın alıp götürdüğü bir saatlik hayallerden başka bir şey değildir.’’ Demiş. Blaise Cendras ise “Yazmak, yaşamak demek değildir; yaşamanın dışına çıkmaktır.’’ Diyerek benim söylemek istediklerime güzel birer rehber olmuşlardır.
3)Öykü, şiir ve roman kitaplarınız var. Bu üçleme içerisinde size göre hangisini yazmak daha zor ve detay gerektirir?
- Bence öncelikle genel anlamda bütün sanat dalları hem keyifli hem zordur. Edebiyat da öyle. Edebiyatın kollarına gelince onlar da kendi içlerinde her biri hem zor hem keyifli dallardır.Ernest Hamingway’in şu sözleri beni iddialı olmaktan hep korur. “Hepimiz kimsenin asla usta olamayacağı bir zanaatın çıraklarıyız.’’ Buradan yola çıkarsak hiçbir dala kolaydır diyemem ama şunu söyleyebilirim. Yazmaya şiirle başladım ama kendime asla şair payesi takmadım ve takmam da. Çünkü şiir o dönemlerde benim limanımdı. Orada içimi döktüm, ruhumu sağalttım o kadar.
Benim çocukluk hayalim iyi bir öykücü olmaktı. Şiirle kendimi onardıktan sonra kurgu yazmaya başladım ve yukarıda da anlattığım gibi bunun için pek çok yerden eğitimler aldım. Öykü yazmaya devam ederken kendimi romanın içinde buldum. Aslında benim edebiyat adına geçmiş olduğum yol birçok ustamızın da geçtiği yol. Şiir, öykü, roman sıralaması bir yazarın kaleminin güçlenmesinde oldukça mantıklı bir yol gibi görünüyor ona.Şiirde kısa kurgularla bir duygu aktarımını kaleme alırız.
Öyküde biraz daha kapsamlı kurgularla yazarız. Şiir ve öykü kısacık paragraflara bir dünyayı sığdırma yetisini geliştirir. Bu da öyle hafife alınacak bir konu değildir. Edebiyat yaşamına şiir ve öyküyle başlayanlar az sözle çok şey anlatmaya öylesine alışmışlardır ki; romana geçtiklerinde kalemlerini sere serpe kullanamazlar. Her bir sözcük belli bir amaç için oradadır. Fazladan, gereksiz sözcükler yoktur. Bana göre iyi bir öykücü iseniz zaten iyi bir romana hazırsınız demektir. Kısacası emek ve özveri gerektiren bütün dallar zordur.
“KUM GİBİ’’ ADLI ROMANIMIN, KADINI AŞAĞILADIĞI HATTA PORNO BENZERİ BİR KİTAP OLDUĞU ÜZERİNE AĞIR ELEŞTİRİLER ALDIM.
4)Kitaplarınız üzerinden olumlu veya olumsuz eleştiriler aldınız mı?
-Elbette aldım, alıyorum ve alacağım. Bu bence iyi bir şey. Çünkü bir kitap ancak okunursa hakkında konuşulur. Ne mutlu ki benim kitaplarım da okunuyor ve iyi ya da kötü eleştiriler alıyor. Genelde kalemimim çok cesur olduğu hakkında dönüşler alıyorum. Evet kalemim gerçekten cesur ve çok daha cesur olabilir.Ancak yaşadığımız çevrenin tabularını, kültürünü göz önüne aldığım zaman gerek siyasi, gerek ekonomik ve gerekse toplumsal konularda kalemimi istediğim gibi kullanamıyorum ve içimdeki editöre teslim oluyorum. Ama yine de dediğim gibi oldukça cesur ve sivri dilli bir kalemim var. Özellikle genç okurlar dilimi çok sevdi. Benden, yeni eserler bekliyorlar.
Olumsuz eleştirilerim içinde en etkilendiğim eleştiri bir okuma grubunda oldu.Kum gibi adlı romanımın , kadını aşağıladığı hatta porno benzeri bir kitap olduğu üzerine ağır eleştiriler aldım. O günlerde üzüldüm ama zaman içinde bunu aştım. Birileri eleştirdi diye kalemime zincir vurma gibi bir eylemi hiçbir zaman düşünmüyorum. Her seferinde daha çok bileniyor daha da özgür yazmaya gayret ediyorum.
Salı Ertesi adlı kitabım için daha farklı yorumlar alıyorum. Örneğin şöyle diyorlar. Okunmalı ama çocukların ulaşabileceği kütüphanede bulundurmamalı. Tabi ki olumlu yorumlar olumsuz yorumlardan çok çok fazla. Özellikle Elmalı Davası ile gündeme gelen çocuk tacizleri gerçeği kitaba ilgiyi daha da arttırdı. Sonuç olarak arkamdan konuşulanları bilemem ama duyduğum eleştirilerin yüzde doksanı yapıcı eleştiriler ve elbette ki yüzde onluk olumsuz eleştiri de olsun artık.
5)Sizce “yazarlık’’ bir meslek midir? Bir unvan mıdır? Yoksa herkesin yapabileceği bir iş midir?
-Elbette ki yazarlık herkesin yapabileceği bir sanattır. Meslek veya unvan diyemem ama yazarlık bir sanat dalıdır. Ancak ben yaptım oldu asla değildir. Yazma sanatı; tekniği olan bir sanat dalıdır ve yazmaya karar verdiğimizde tekniği de bilmemiz gerekir. Tekniği bilmek illa ki eğitim almaktan geçmez. Çok okuyarak ve okuduklarımızı bir yazar gözüyle araştırarak da bu yetiyi kazanabiliriz. Adım yazar olsun diye yazmak ancak kendimizi kandırmaktır. İyi eserler üretemediğimiz sürece ayda bir kitap yazsak neye yarar. Eserlerimizin gelecek kuşaklara ulaşabilmesi için yazmak zorundayız.
6)Bir içeriğin çok satanlar alanına girebilmesi için öncelikle hangi vazgeçilmez özellikleri taşıması gerekir?
-Burada çok satan cümlesi bana oldukça itici gelir. Çok satan mı, çok okunan mı demek gerekir bence. Örneğin; bir yazarın bilmem kaç kitabı satılmış ama sırf o yazarın ismi için alınıp kütüphanede süs olarak yerini almış, başka bir yazarın kitabı daha az satılmış ama alan herkes okumuş olsun. Burada siz hangi yazar olmak istersiniz? Ben adıma konuşacak olursam çok okunan olmak isterim. Okunmamış bir kitabın yazılmamış bir kitaptan farkı yok. Hı derseniz ki ben işin maddi boyutundayım o zaman haklısınız. Ben okunan bir yazar olmak istiyorum. İnsanlar kalemimi bilsin. Kurgularım hakkında eleştiriler olsun. Dolayısıyla son üç kitabım için çok çalışma yaptım ve çalışmalarımın içinde asla çok satılması söz konusu olmadı. Çok okunsun istedim ve başardım. “Kum Gibi’’ adlı romanımın 5. Baskıyı yapması, Kemik Çayı adlı romanımın ikinci baskıyı yapması başarımın en gerçek göstergesidir. Darısı daha yeni basım olan “Salı Ertesi’’ için olsun.
7)Çoğu büyük yazarlarımız ilhamlarını farklı yerlerde almıştır. Kimi deniz kıyısında, kimi yapayalnız bir odada, kimi trende, vapurda, kimi de barda… Sizin ilham aldığınız bir mekan var mı?
-İlham alma konusunda özel bir mekanım yok. Odaklanmışsam her yerde yazarım ama kurgulama konusunda mekanlardaki insanlar beni hep tetiklemiştir. Örneğin “Kum Gibi’’ aklımda hayalimde olan bir roman değildi. Alanya’ya gittiğim bir tatilde sahilde yaşananlar bana, Meryem ve Dara’yı altın tepside sundular.
NE YAZIK Kİ TÜRKİYE, KİTAP OKUMA KONUSUNDA OLDUKÇA ÖZÜRLÜ BİR ÜLKE…
8)Türkiye’de kitap oranını, kitap okumaya olan ilgiyi nasıl anlatmak istersiniz? Sizce ülkemiz kitap okuma konusunda başarılı bir ülke midir?
-Ne yazık ki Türkiye kitap okuma konusunda oldukça özürlü bir ülke. Okumuyoruz, okutmuyoruz. Özellikle bilişim çağı geldikten sonra bu oran daha da geriledi.
9)Yazarlık hedefi olan veya kendini bu konuda geliştirmek isteyen genç arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz neler olur?
-İşte burada üsteki soruya farklı bir açıdan yanıt verebilirim. Evet okumayan bir ülkeyiz. Bunun için ben diyorum ki yazalım. Herkes yazsın çünkü yazan birinin aynı zamanda okuyan biri olması gerekir. Geçmiş ustalarımız ne yazmış, yeni nesil ne yazıyor gibi birçok konuda kendini yetiştirmesi için çok ama çok okumalı ki o da farklı, özgün bir şeyler ortaya çıkarabilsin.
Sadece yazar olmak için değil her sanat dalı için önce aşk gerekir. Yazmak kişinin hayallerinin neresinde? Hayallerini gerçekleştirmek için özveriye hazır mı?
Yazmak hafife alınmayacak kadar zor bir sanat dalı ve o kadar da bir sanat dalı. Ayrıca yazmanın ruhu iyileştirici gücü olduğunu da unutmayalım. Yazmak isteyen adaylara şunları söylemek istiyorum. Haydi arkadaşlar… Alın kalemlerinizi elinize. Atın ilk başlığı. Şimdi yazmanın tam zamanı…
10)Söyleşiye zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
-Ben de söyleşi için çok teşekkür ederim.
Son olarak değerli yazarımızın “Kum Gibi’’ adlı romanında geçen en beğendiğim kısmı yazmak istedim.
“Biliyor musunuz biz kurbanlarız sadece. Kaderini kendi yazmaya çalışan zavallı kurbanlarız. Aslında bizi birileri yaralamadı. Hayal kırıklığına uğramadı. Biz yanlış insanlar üzerine yanlış hayaller kurduk, o kadar.’’