YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL...
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL… Ben artık insanları tanıyamıyorum! Bir kişinin kaç karakteri olabilir? Soruyorum sizlere… Yanlış duymadınız, sorumuz şu; bir kişinin kaç karakteri olabili
YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL…
Ben artık insanları tanıyamıyorum!
Bir kişinin kaç karakteri olabilir?
Soruyorum sizlere…
Yanlış duymadınız, sorumuz şu; bir kişinin kaç karakteri olabilir?
Herhangi bir tiyatro oyununda, ya da film setinde değiliz, oyuncu kısıtlamamızda yok!
Evet, cevap veriyorum.
Bir kişinin yüzlerce karakteri ve yüzlerce -yüzü- olabilir!
Nasıl mı?
Evde şirin bir görüntü, işte tuttuğunu koparan bir çalışan, sokakta korkak, sınıfta savunmasız ve ürkek…
Çocukların yanında sevecen, annenin ve babanın yanında çekingen!
Öğretmenin yanında tedirgin, arkadaşının yanında sevimli, başka arkadaşının yanında hırslı, bir başka arkadaşının yanında kıskanç, konuşurken havalı, sevilirken sevimli vs…
Gibi yüzlerce sıralaması vardır değil mi?
Bence evet!
…ama bir tanesi de var ki korkutan!
Hırsları, egosu ile insanlara korku saçan.
Hep ben, hep ben diyen!
Gizli gizli ağlayıp başkalarının yanında kahkaha atan.
Yalancı, düzenbaz, içten pazarlıklı, kıskanç…
Peki, neden böyleyiz?
Ya da böyleler?
Hiç düşündünüz mü?
Yoksa siz sadece dost bildiklerinizden yediğiniz kazığı hazmetmeye mi çalışıyorsunuz?
Ya da onları hayatınızdan çıkararak huzur bulmaya mı?
“Gözden uzak olan gönülden de ırak olur” deyip, bu tarz kişilikleri etrafınızdan uzaklaştırınca tüm sorunun düzeleceğini mi sanıyorsunuz?
Hayır!
Düzelmez!
Çünkü bizler bu genleri ebeveynlerimizden aldık ve kendi genlerimizde de hiçbir şekilde değişime uğratmadan çocuklarımıza veriyoruz. Hal böyle olunca da dün var olan ego yarın da artarak var olmaya devam edecek.
Peki, ebeveynlerimizden istemeyerek aldığımız bu genlerimizle hayatımızı devam ettirmek zorunda mıyız?
Hayır…
Bunun önüne geçmemiz mümkün, hayatımıza kendimiz yön verebiliriz…
Johann Wolfgang von Goethe’nin de dediği gibi, “Yolcuğu sen yaparsın, nereye olduğunu kader belirler.”
Evet, yolculuk bizim, gideceğimiz yer ise kaderimizde yazılan ama şöyle de bir şey var ki o yolculuğun güzel ya da kötü geçmesi, yolculuğun sonunda varılacak yerin iyi ya da kötü olması bizim ellerimizde…
Bu belki biraz zor olacaktır ama hatalı gördüğümüz yönlerimiz üstünde odaklanarak o yönümüzü düzeltebiliriz.
Tıpkı bir babanın çocuğuna bağırdığı anlarda o çocuğa geçen genler ile yıllar sonra o çocuğunda kendi çocuğuna bağırdığı anlarda geçen genler gibi…
Bağırılan çocuk kötülüğü babasının gözlerinde görüyor ve o an korku duygusu ile tanışıyor.
Karşı tarafa korku duygusu aşılamak…
Korku duygusu bir kez bizi ele aldığında hiçbir zaman tek başına yaşamıyor, hemen yanına, utanç ve kendini değersiz hissetme duygusunu da alıyor.
Bu duygu ile yetişen bir çocuk yıllar sonra aynı duyguyu istemese de kendi çocuklarına aşılıyor.
Maalesef ve maalesef…
Yaşadığımız kötü anları bilinçaltı temizliği ile yok edelim.
Kötüyü gördük ve sevmedik, sevmediğimiz duyguyu başkalarına aşılamayalım.
Gözümüzün önüne gelen kötü anları kovalım.
Ne demiş Mevlana;
Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…
Mevlana Celaleddin-i Rumi.
Ben de diyorum ki, “Nasıl bir kişiliğe sahipsen o şekilde görünmekten çekinme!”
Sen bu sun…
Sen Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma vs. değilsin…
Hiçbir zaman da olmadın zaten, o yüzden olduğun gibi görün.
Bundan hiçbir zaman korkma…
Esra Akgün