<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>KÖŞE YAZILARI</title>
         <link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/kose-yazilari/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Avrupa Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Fişenk'den Açıklama ]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Avrupa Gazeteciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Fişenk CNN Türk'ün Amerika muhabiri Yunus Paksoy, Pensilvanya'da bulunan terörist başı Fetullah Gülen'in evinin dışında canlı yayın yaparken, görevi başında örgüt üyelerinin saldırısına maruz kalmasını şiddetle kınadı. 

Fişenk yaptığı açıklamada : Görevi başında iken saldırılan Paksoy'un üzerine Pensilvanya’da bir araç sürüldü ve saldırgan tarafından kamerasına hasar verildi.
Gazeteci Yunus Paksoy'a yönelik yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyor, Yumruklanarak yaralanan Paksoy'a acil şifalar diliyorum, dedi …
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2024/06/avrupa-gazeteciler-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-adnan-fisenk-den-aciklama-2137.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2024/06/avrupa-gazeteciler-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-adnan-fisenk-den-aciklama-2137.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2024/06/avrupa-gazeteciler-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-adnan-fisenk-den-aciklama-2137-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2024/06/avrupa-gazeteciler-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-adnan-fisenk-den-aciklama-2137.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/avrupa-gazeteciler-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-adnan-fisenk-den-aciklama/15863/</link>
			<pubDate>Mon, 03 Jun 2024 15:15:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Adı başka tadı başka Bamya Bornovalılardan tepki topladı!]]></title>
			<description><![CDATA[İzmir Bornova halkının yıllardır Bornova bamyası olarak bildiği ve tezgahlarda bu isimle yer alıp, bilinen Bornova yası'nın tadında değişimler ve bozulmalar olması halktan tepki topladı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir Bornova halkının yıllardır Bornova bamyası olarak bildiği ve tezgahlarda bu isimle yer alıp, bilinen Bornova yası'nın tadında değişimler ve bozulmalar olması halktan tepki topladı.Bornova'yı bilen ve Bornova bamyasını tüketmiş olan vatandaşlar ''bu bamya bizim bamya değil'' ifadeleri ile isyan ettiler.Gerçek ortaya çıktı;Tezgahlarda bilinen ismiyle Bornova bamyası fakat tohumu da tadı da bambaşka. İddialara göre Salihli'den getirilen Salihli bamyası, Bornova bamyası adı ile satışa sunulmakta.Bornova'nın 12 köyünün 10'u verimli topraklara sahip. Bornova'da dönemin Belediye başkanlığını yapmış şimdiki Vekili Kamil Okyay Sındır Ziraat alanında uzman olduğu için Bornova'da köylere bamya tohumunun dağıtımı sağlamaktaydı.Şimdi yetkililere soralım; Bornova bamyası'nın tohumu dağıtılamaz mı yoksa Bornova toprakları Bornova bamyası tarımı için yetersiz mi?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/Bornovada-9-Eylul-coskusu-5.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/Bornovada-9-Eylul-coskusu-5.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/Bornovada-9-Eylul-coskusu-5.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/Bornovada-9-Eylul-coskusu-5.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/adi-baska-tadi-baska-bamya-bornovalilardan-tepki-topladi/6768/</link>
			<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 04:31:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CHP'DE DEĞİŞİM RÜZGARI!]]></title>
			<description><![CDATA[Genel seçim zamanı yaklaştıkça İl ve İlçelerde istifa süreçleri başlar… Geçen yazımızda AK Parti İl Başkanlığındaki değişimden bahsettik]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel seçim zamanı yaklaştıkça İl ve İlçelerde istifa süreçleri başlar…Geçen yazımızda AK Parti İl Başkanlığındaki değişimden bahsettik. Şimdi sırada Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanının istifasından sonra yeni İl Başkanının kim olacağı var…Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşen Olgun Atilla, genel anlamda olumlu geçen bir görüşme gerçekleştirse de bazı pürüzler gerginliğe yol açmış.Siyasi kulislerden gelen bilgilere göre Olgun Bey’in genel başkan Kılıçdaroğlu’nun karşısında aday olan Muharrem İnce için toplanılan imza kampanyasında aktif rol alarak destek vermesi kafa karışıklığına sebebiyet vermiş.Bu durum göz önünde bulundurulduğunda diğer adaylar için de bir şans doğuyor. CHP Genel Merkezin görüştüğü şanslı adaylardan birinin ise Altan İnanç olduğu konuşuluyor.Tabii İzmir’de Aziz Kocaoğlu’nun etkisi halen devam etmekte. İlerleyen günlerde yerel siyasette neler yaşanacak, bekleyip göreceğiz…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/CHPDE-DEGISIM-RUZGARI.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/CHPDE-DEGISIM-RUZGARI.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/CHPDE-DEGISIM-RUZGARI.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/CHPDE-DEGISIM-RUZGARI.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/chpde-degisim-ruzgari/6721/</link>
			<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 17:15:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AYDINLIK GÖRÜLEN KARANLIK YÜZLER]]></title>
			<description><![CDATA[İzmir’de gündem; aydınlık görünen karanlık yüzler…Evet, bazı basın organlarında “Aydın Şengül İYİ Parti’ye geçiyor” haberleri gündeme geldi. Öncelikle...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir’de gündem; aydınlık görünen karanlık yüzler…Evet, bazı basın organlarında “Aydın Şengül İYİ Parti’ye geçiyor” haberleri gündeme geldi. Öncelikle belirtmek istiyorum ki ‘’geçiyor’’ kelimesi yanlış. Bir partiye geçmen için başka bir partiden olman lazım. Bu da ancak partiden ihraç edilmiş, ya da yaşlı bir futbolcu gibi bon servisi elinde dolaşan biri için söz konusu olabilir. Siyasetin dışında, hiçbir partide üyeliği bulunmayan biri için değil!Herhangi bir partiye gidip gitmemeleri de önemli değil aslında; ama siyasette bazı tetikçiler bunu yapar!İl başkanlığında da aynı durum yaşanmıştı. “Aslan, kaplan…” dediler, “O olmazsa parti biter…” dediler, sadece genel merkezi kandırdılar. 2009’da İl başkanı olmadan önce Ak Parti’nin İzmir’de 7 metropol ilçe, 4-5 tane belde belediyesi vardı. %5 fark eder. Aradaki fark fazla değildi İl başkanı oldu 7 belediyeden 1 tane kaldı. Beldeler kapandı, iki yeni İlçe oldu. Karabağlar ve Bayraklı. Tam da bir şehir plancısı için rant alanı…Bornova’da CHP ile Ak Parti arasında 2500-3000 arası fark vardıBayraklı İlçe oldu. 3 büyük mahalle Bayraklı’ya katıldı. Ak Parti’nin zayıf olduğu mahalleler…Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Çünkü 100 yıllık Bornovalılar. Bir gecede Bayraklılı oldu. Bu siyasi bir ahlaksızlık ve ihanet…Birde ticari boyutu var ki bardağı taşırdı!İller Bankası genel müdürü rapor verdi. Ciddi yer topladı, yapılan rant büyük.Şikayetler Sayın Cumhurbaşkanına kadar ulaştı. Bardağı taşıran son damla ise Armağan Çağlayan’dan alınan para. İddialara göre il başkanlığına bağış adı altında alındı ama makbuz yok kayıt yok. Konunun muhatapları şikayet edecekti fakat zoraki parasını aldı.2009 da bir tek Bayındır Belediyesi’ni kazandı. O da inanın “yazı tura meselesi” ile oldu. Genel Başkan Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir toplantıda ‘’Osmanlı’da başarısız komutanların kellesi alınırdı’’ demişti. Şimdi İzmir’e bir soru sormalıyız; parti yerlerde ve bu kadar başarısızlık varken nasıl vekil oldu?İl başkanlığını bırakıp, İl başkan vekili oldu. Çünkü siyasi çantacılar otuz ilçe başkanının yirmi altı tanesinin ismini verdi. Siyasetten geçinen yarasalar bunlar, kendi yaşadığı ilçeyi bitiren…En ilginç ilçe başkanı da Bayraklı ve Bornova oldu. Bayraklı başarısızlığın sebebi… Belediye başkanı olduğunu açıkladı. O ilçe başkan adayı olmadı diye CHP’ye gitmişti. 2004 yılı, o dönem büyükşehir belediye başkanı adayına çalıştı; Sayın, Ahmet Piriştina’ya…2009’da geldi İl genel meclis üyesi, 2014’de Bayraklı Belediye Başkan adayı İsmail Sarı. Kesin kazanacağı belediyeyi açık ara farkla kaybetti… 2019’da tekrar CHP’ye geçti ve meydanlarda “AK Parti’yi ben kurdum, ben bitireceğim” dedi. Bizde duyunca “Aman bu da iyi en azından AK Parti diyor, Akp demedi” dedik. Hiçbir başarısı olmayan Anadolu insanlarını kullanan ve onların AK Parti’ye olan inancından dolayı, mevki, makam sahibi olmuş. Hiçbir zaman “A” Kadrosundan AK Partili olmamış biri…Ee diyeceksiniz ki şimdi bunları bize neden anlattınız?Bilmeyenler bilsin… Araba gölgesinde yatan kişi, gördüğü gölgeyi kendi gölgesi sanırmış…Bir de not düşelim:İYİ Parti danışmanı Aytun Çıray konuları biliyor. Getirisi kadar götürüsü var. Siyaset te her şey para değil. Ne demişti Aytun bey; ‘’Nerede kirlendiyse orada yıkansın.’’

Tahmini okuma suresi: 3 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/AYDINLIK-GORULEN-KARANLIK-YUZLER.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/AYDINLIK-GORULEN-KARANLIK-YUZLER.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/AYDINLIK-GORULEN-KARANLIK-YUZLER.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/AYDINLIK-GORULEN-KARANLIK-YUZLER.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/aydinlik-gorulen-karanlik-yuzler/6702/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 19:59:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Okul olgunluğu nasıl değerlendirilmeli, okula UYUM süreci nasıl tamamlanır?]]></title>
			<description><![CDATA[İnsanoğlunun varoluşunun ilk belirtileri anne karnına düştüğü zamandır]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İnsanoğlunun varoluşunun ilk belirtileri anne karnına düştüğü zamandır. Anne karnında başlayan gelişim süreci hayat boyu devam ederken özellikle yaşamın ilk 6 yılında  hızlı ilerlemektedir. Gelişimin her bir dönemi önemlidir ve birbirinin ön hazırlığı yani binanın temelleri niteliğindedir  okula başlama hayatın  cilvelerinin ilk deneyimlenmelerinin merhabasıdır bu nedenle başlama yaşı okul olgunluğu ve çocuğun hazır buluşluk durumu oryantasyon sürecinin sağlıklı tamamlanmasını  sağlar ya da süreci zorlaştırabilir.&nbsp;Neden mi?Okula hazırlık döneminde çocuklar yeni bir sürece başlamaktadır. Çocuklar yeni bir sosyal çevrenin içinde tek başlarına ilk kez bulunurken , fiziksel, duygusal, zihinsel, biyolojik, sosyal uyaranlarla dolu  gelişimsel performanslarını ve edinimlerini  bireysel farklılıklar gösteren  bir çok akran içinde yeniden yapılandırmak dolayısıyla kendini keşfetmek  ve yönetmek durumlarını  ilk kez deneyimleyeceklerdir. Bu süreç içerisinde çocukların etkileşimi farklılık gösterebilmektedir.Nasıl farklılıklar dediğinizi duyar gibiyim sevgili ebeveynlerim. Şöyle ki yeni karşılaştıkları bu sürece uyum sağlayabilen çocuklarda olabilir, uyum sağlayamayan çocuklarda olabilir. Farklılıklar da tam da bu nokta da başlamaktadır.Farklılıkları göz önünde bulundurduğumuz da okula hazırlık sürecindeki çocuklarımız iki gruba ayrılıyor. İlk grup olarak uyum sağlayabilen bir diğer adıyla okul olgunluğuna sahip çocuklardır.Okul olgunluğuna sahip çocuklar kimlerdir?Okul ortamına alışma sürecinde uyum sağlayabilen, fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişim açısından okul çağına uyum sağlayabilecek düzeye gelmiş hazırbulunuşluğu tamamlanmış , okulda kendisinden beklenenleri yapabilecek durumda olan ve sosyalleşmeye hazır özgüveni tam çocuklardır.İkinci grup ise uyum problemi yaşayan bir diğer adıyla okula oryantasyonda daha uzun süre desteğe ihtiyaç duyan bağımsızlaşamayan ve kendini yetersiz hissettiğinden korkuları olan   çocuklardır.Okul uyum problemi kendini nasıl gösterir ve sebepleri neler olabilir?Fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel gelişim açısından okul çağına uyum sağlayamama nedeni geçmiş yaşantıda gelişimsel olarak yeterince fırsat verilmemiş okul öncesi eğitimden faydalanamamış ayrıca okulda kendisinden beklenenlerin daha önce kendisinden beklenilmediği ve yapabileceği şeylere tek başına yapmasına fırsat verilmediği için kendi yapabildiklerini fark edememiş, öz bakım ve öz güven olarak kendini bundan dolayı  yetersiz ve yalnız hisseden çocuklarda anneden ayrılmak sosyal hayata adapte olmak daha da zorlaşır.Okul uyumsuzluğuna yol açan sebeplerden bir diğeri de çocuklarımızı yetiştirme şekilleridir. Ebeveyn olarak her birimiz çocuklarımızı farklı yetiştiriyoruz. Kimimiz aşırı koruyucu kimimiz kendimize bağımlı..Aşırı koruyucu yetiştirdiğimiz çocuklarımızı engellerle bireyselleşmesine izin vermediğimiz gibi kendine güvenmesine de engel oluyoruz. Bu engeller çocuğun okul ortamında sosyalleşememesine, yalnız kalınca nasıl davranacağını bilememesine ve uyum sağlayamamasına neden oluyor.Sevgili ebeveynlerim “Her gün okula gitmekten yoruldum.” “çocuğum sürekli hastalanıyor” gibi cümleler kullanıyorsanız eğer yetiştirdiğimiz çocuklarımızı kendimize ne kadar bağlı büyüttüğümüze bakmalıyız! Neden mi?Çünkü bakımını siz ebeveynlerinden karşılayan çocuklarımız bu süreçte bakımını üstlenen ebeveynine karşı iç güdüsel olarak bağlanıyor. Bu da ebeveyne bağımlı çocukların oluşmasına yol açıyor. Ebeveynine bağımlı çocuklar da okul sürecin de ebeveyninin yanında olmamasından dolayı çocukta özgüven eksikliği gözlemlenir. Özgüven eksikliği olan çocuklar okulda sosyalleşmede ve uyum sağlamada zorlanıyor.Aşırı hoşgörü ve tabiri caizse evdeki prens ve prenseslerin kurallar ve otorite ile tanışması düzene ve otoriteye de direnç ve mutsuzluk yaratabilmektedir. Çünkü her çocuğun evi saltanat alanıdır hele ki aşırı hoşgörülü ve sınırı olmayan çocuklarda bu tutum onları eğitimciye ve düzene karşı dirençli yapar ve okula gitmek istemiyorum çünkü … diyen serzenişleri artırır.Unutulmamalıdır ki düzen sınır ve çocukla birlikte belirlenen mantıklı kurallar ve net tutumlar çocuğa güven verir ve toplumsal kuralları yaşayışı ve sosyalleşmeyi de kolayca kabulünü sağlar.Okula uyumsuzluğun bir diğer nedeni ise nörolojik ve psikolojik bozukluklar olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlüğü, davranış bozukluğu, uyaran eksikliği, depresyon vb.  çocukta yetersizliğe ve anlaşılmamaya  yol açıyor ise, özgüveni azaltır.Bu sebeple ilk okul olgunluğu değerlendirmelerinin tüm gelişim alanları düşünülerek uzman kişilerce değerlendirilmesi asla göz ardı edilmemelidir.Okula başlama sürecindeki çocuğun yaşadığı  ailevi sorunlar, kardeş kıskançlığı, ölüm, kaza, hastalık gibi olumsuzluklar  da çocukta okulu reddetme davranışı gözlemlenebilir.  Okulu reddeden çocukları anlamaya çalışmak çok önemlidir .Anlaşılmayıp bir de gideceksin gitmek zorundasın gibi baskı yapılıp ağlayarak bırakılma güvensiz ayrılığa yol açar ve çocuk daha panikler ve okul onun için korkulu bir rüya olur kaygıları artar. Çocukta okul fobisi başlar.Okul fobisinin belirtileri; içe kapanıklık, alınganlık, sinirlilik, uyku düzensizliği, iştahsızlık ve utangaçlık ve kendini gösterebilecek bir çok davranışsal problem olarak da yansıyabilir.Bu ve buna benzer durumlara mahal vermek ,gözlenen problemleri geçiştirmek  veya baskıcı bir tutumla çocuğu korkutmak tehdit etmek kesinlikle yanlıştır. Uzmanlardan(psikiyatrist, psikolog, özel eğitim uzmanı ) yardım almak doğru bir yaklaşım olacaktır.Bu süreçte okul aile ve danışmanlık süreçleri aynı dilde ve öğretmen ile işbirliği içinde sürdürülmeli ve desteklenmelidir. Oryantasyonda hazırbulunuşluk ve kademeli ayrıştırma çocuk açısından çok önemli ili unsurdur.Bir sosyolog ve çocuk gelişimci olarak bu süreçlerle ilgili icra ettiğim mesleğimde bir çok örnek ile karşılaşan biri olarak bunu önemle belirtmek isterim. Şuan da  Çiz psikoloji ve gelişim danışmanlık merkezi çalışanı olarak Çalışmalarımı ve  mesleki bilgilerimi  Gözlemlerimle birleştirerek farklı etnik yapılarda ailelerimizle de paylaşımlarımız sonucu edindiğim farklı tecrübeler bana okul olgunluğu konusunda  yapılacak değerlendirmede çok hassas davranılması gerekliliğini bir kez daha göstermiştir.Merkezimizde okul olgunluğu metropolitan ölçeği ve tüm gelişimsel alanlarda hazır bulunuşluk değerlendirmesi ve yaşantısal duygusal psikolojik hazır oluşluk  değerlendirmesi ve problem yaşayanlara erken müdahale destek sağlıklı kademeli oryantasyon danışmanlığı olarak da bu konuda titizlikle devam eden  faaliyetler gerçekleştirmekteyiz. Okula hazırlık uyum sürecinde destek alınması gerekli konularda danışmanlık merkezimizle iletişime geçebilirsinizİlk zillerin çaldığı bu haftaki süreçte mini mini bir’lerimiz ve anasınıflarımız için oryantasyon dönemidir. Oryantasyon dönemi, okul olgunluğu ve okul uyum sürecini gözlemleyebilmek için önemli bir süreçtir.  Doğru gözlem ve Doğru planlanıp uygulanan oryantasyon süreci mutlu ve güvenli  başlangıçlar sağlar.Sevgili ebeveynlerim ve çocuklar yeni eğitim ve öğretim yılımız hayırlı olsun. Umarım güzel ve başarılı bir başlangıç ile tüm güzellikler yıl boyu sizi kovalar.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/gazeteci-yazar-esra-akgun-1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/gazeteci-yazar-esra-akgun-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/gazeteci-yazar-esra-akgun-1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/09/gazeteci-yazar-esra-akgun-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/okul-olgunlugu-nasil-degerlendirilmeli-okula-uyum-sureci-nasil-tamamlanir/6653/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Sep 2022 19:19:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[EĞİTİMDE ADALET İSTİYORUZ…]]></title>
			<description><![CDATA[Eğitimde başarısızlığın sebebi, hala ve hala adaletin olmayışı… Her ne kadar, “Adalet eğitimin temelidir…” desek de maalesef en başta eğitimde adalet yok]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Eğitimde başarısızlığın sebebi, hala ve hala adaletin olmayışı…Her ne kadar, “Adalet eğitimin temelidir…” desek de maalesef en başta eğitimde adalet yok.Hızlıca bir örnek vermek istiyorum; İlkokul öğretmeni öğrencinin okula adapte olması için en önemli etkenlerin başında gelir. Bu sadece İzmir’de mi var bilmiyorum ama bizim yuvamız İzmir’de bir yanlıştır almış başını gidiyor. Nasıl mı?Kadrosu sınıf öğretmeni olan öğretmenler, yasadaki boşluğu ya da siyasi gücünü kullanarak görevli okulunun dışında görev yapıyor…Başka yere görevli olarak gönderilmiş gibi gösteriliyor.Yanlış duymadınız…Öğretmen görevlendirme ile İl ve İlçenin kadrosuna alınıyor. İlçede öğretmenin yönlendirmesini okuluna yapıyor. Burası bir ilkokul çocukların okul hayatı ile tanıştığı yer.Çocuklarımız için hayatının ilk dönüm noktası diyebiliriz. İlkokulda öğrenilen hiçbir bilgi unutulmuyor hele ki sosyal davranış vs. gelecek hayatımızı olumlu/olumsuz etkiliyor. Dört koca yıl henüz 6/7 yaşlarında olan çocuklarımızı hayata hazırlayacak öğretmenlere emanet ediyoruz.Çoğu zaman okulların kapılarını aşındırıyoruz, “Aman müdürüm, aman müdür yardımcım şu öğretmen olsun, aman çocuğumun güzel bir sınıfı olsun, öğretmen daha önce nerde görev yapmış vs…” gibi okul yönetiminin tabiri caizse başının etini yiyoruz.Neden?Çünkü çocuğumuz için bu yıllar çok önemli.Dile kolay dört koca yıl, çocuğumuz bizlerden yani ebeveynlerden daha fazla okulda öğretmenleri ve arkadaşları ile vakit geçirecekler… Ben de bir ebeveyn olduğum için bu durumu anlat anlat bitmez. Neyse kısa kesmek istiyorum.Biz böyle ince ince her şeyi düşündük ve çocuğumuzu okula gönderdik misal öğretmeni Derya adında bir kadın ama bir bakıyoruz ki o da ne bizim öğretmenimiz erkek adı Mustafa…(İsimler tamamen benim uydurmam…)Ne oldu şimdi?Derya Öğretmen nerede?Derya Öğretmen görevli…Hatta “eşiyle başka yerde görevde” de diyebiliriz.“Nasıl olur ki?” dediğinizi duyar gibiyim.Mustafa Öğretmen de ücretli öğretmen olarak gelmiş Derya Öğretmen’in yerine…Mustafa Öğretmen derslere girmeye başladı bile çocuklar mutlu, genç ve dinamik bir öğretmenleri var.…ama ücretli öğretmen uzun vadede okulda kalamaz ki…Altı ay…En fazla bir dönem, çocuklar birinci sınıfta alıştılar öğretmenlerine haydi ikinci sınıfta başka bir öğretmen, üçüncü sınıfta başka bir öğretmen dördüncü sınıfta başka bir öğretmen…Derya Öğretmen nerde?O görevde…“O zaman yerine kadrolu başka öğretmen gelsin, atansın çocuklar bari kendi öğretmenlerini bilsin altı ayda bir öğretmen mi değişecek?” diyorsunuz…Olmuyor işte bir türlü o görev bitmiyor, görev bitmediği için de okulda kadro dolu görünüyor başka öğretmen okula atanamıyor.Ne oldu bu çocuğun hayatı?Bilmiyoruz…Maalesef bilmiyoruz…Hiç oradan okurken “Yok canım, o kadar de değil…” demeyin. Öyle bir duyum aldık ki inşallah gerçek değildir; “Karşıyaka İlçe Müdürü, Bornova İlçe Müdürü olarak atandı. İddialara göre okulda kadrolu öğretmen olan eşi de ilçede aynı zamanda işe başlıyor. Öğretmen ama görevlendirildi…Yani görünende eşler ayı ayrı illerde görev yapmakta. İlçe Müdürümüz Bornova’da göreve başladı ama eşinin asıl görev yaptığı, öğretmenlik yaptığı yer Karşıyaka’da kaldı. Tayini çıkmadı normalde kadın Karşıyaka’ya gidip gelecek öğretmenlik görevi için “ama yol uzun ne gerek var canım, şurada hemen eşinin yanında hatta aynı katta bir görev yapabilir sadece bir görevlendirmeye bakar mevzuatta illaki bir yolu vardır” demeye kalmıyor aynı gün aynı katta eşler işlerinin, görevlerinin başında…Soran olursa ne diyecekler acaba; “İl Müdürlüğünün bir hatası mı?” bilmem. Sizce?Biz şayet bu durum gerçekse gerekli araştırmalarımızı yapıp ilgili yerlere şikâyette bulunacağız.Şimdilik sadece sağlam kaynaklardan alınan bir duyum…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/egitimde-adalet-istiyoruz/6550/</link>
			<pubDate>Sun, 04 Sep 2022 16:07:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CUMANIN GELİŞİ PERŞEMBEDEN BELLİ…]]></title>
			<description><![CDATA[Hani güzel bir söz vardır, “Cumanın gelişi Perşembeden belli olur” diye, bende köşemde bu konu ile ilgili birçok kez yazdım]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hani güzel bir söz vardır, “Cumanın gelişi Perşembeden belli olur” diye, bende köşemde bu konu ile ilgili birçok kez yazdım. Benzetme yapmıştım “Türkiye’de Cumhur İttifakı var…” diye. Bir tarafta Ak Parti ve Mhp diğer tarafta da Millet İttifakı, CHP, İyi Parti ve Deva Partisi yani DP gelecek vs…Şimdi İzmir’de ne var biliyor musunuz? Menfaat İttifakı…Bunlar da, Ak Parti, CHP ve MHP…Meclislerse ortada…Şimdi uzatmıyorum ve direk konuya giriyorum; İzmir’in meşhur ilçesi Kemalpaşa, Ağustos ayı meclisi yine gündem oldu. “On yedi” Cumhur İttifakının meclis üyesi var ama gel gör ki oylamada rakamlar tutmuyor. Neden mi?Bakalım neden?Matematikte 2+2 dört etmezmiş her zaman. Kemalpaşa’da da aynı olay geçerli galiba…Şaşkınız… Çünkü Kemalpaşa azınlığın çoğunluğa hükmettiği bir ilçe oldu çıktı…Ağustos ayı meclisinde Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi (KOSBİ) Müteşebbis Heyetine belediyeyi temsilen katılacak üyelerin olması!Bunlar kimler mi?Cumhur İttifakı adayı, Rıdvan Karakayalı, Nejat Özden…Millet İttifakı adayı, Metin Yaşar, Canip Han…Haydi, bakalım el ele kol kola oylama başlıyor…Cumhur İttifakından bir meclis üyesi mazeretli oylamaya katılamıyor. Normalde Cumhur İttifakı oy farkıyla alır ama öyle olmuyor. Saygıdeğer Belediye Başkanı sağlam bir çalışmayla;Rıdvan Karakayalı,16Nejat Özden, 16Metin Yaşar, 15Canip Han, 15 olarak iki defa, yanlış duymadınız “İki defa…” oyları sayılarak tutanağa geçiyor. İddialara göre “Cumhur İttifakı” adayı Metin Yaşar, pes etmiyor, gizli oylamada kaybedebilir ama masa başında olay bambaşka…Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı anlaşıyor, “Rıdvan Karakayalı sizden, Metin Yaşar bizden” diye. Vee Metin Yaşar gider…Şimdi soruyorum sizlere bu yapılan seçmene ve seçilene hakaret değil midir?Evet, hakarettir…Olması gereken, seçim biter sayım yapılır, mecliste tartışılır ve tutanak tutulur konu kapanır…Gizli oy, açık sayım değildir!Gizli oy adı üstünde gizli sayımdır!Pardon da “ Tutanak tutuldu, meclis bitti…” bu neyin hırsı?İddialar doğru ise bu seçim çok suları bulandırır. Benden söylemesi. Önümüzde seçim var, genel merkez devreye girer…Seçimler olur, kazanılır ya da kaybedilir bu doğal bir durumdur. Demokrasinin de gereği budur……ama hazmedeceksin, saygı duyacaksın, kapalı kapılar ardında iş çevirmeyeceksin…Kemalpaşa seçmeni kontenjan meclis seçti. İzmir’de tek. Gerçi ne desek boş… Olan yine seçmene oluyor. Seçilmişler bir şekilde anlaşıyor…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/cumanin-gelisi-persembeden-belli/5880/</link>
			<pubDate>Thu, 04 Aug 2022 21:03:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[HİCRİ YENİ YILIMIZ MÜBAREK OLSUN]]></title>
			<description><![CDATA[1 Muharrem / 1944 Bugün itibariyle Muharrem Ayına girmiş bulunmaktayız]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[1 Muharrem / 1944Bugün itibariyle Muharrem Ayına girmiş bulunmaktayız. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in torunu ve ailesi şehit olmuş. “Ya Muhammet (S.A.V) yastayız başın sağ olsun…Muharrem ayı matem ayıdır…Tüm İslam Âleminin ve İnanların Muharrem Ayını kutlar ve “Başımız sağ olsun…” diyorum…Muharrem Mateminin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerleri ve “Alevi” öğretisini özümsemektir. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez. Kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez.Kimsenin kalbini kırmamak, dili ile kimseyi incitmemek, kimse hakkında dedikodu yapmamak “Matem Orucunun temel ilkesidir. Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar. Matemde amaç, kendine eziyet yapmak değil, kötülük ve katliamların bir daha olmaması adına anmak ve unutmamaktır.Kerbela katliamında hasta olması nedeniyle İmam Zeynel Abidin’in kurtulması ve Ali’nin soyunun devam etmesi nedeniyle de Allah’a şükredilir. Bu nedenle Muharrem Matemi, aşure geleneği ile biter. 12 gün orucun ardından “Aşure Günü” yapılır.12 değişik malzemeden yapılan aşure yenilir ve dağıtılır.Muharrem Ayı tüm dinlerin ortak kutladığı bir gündür. Her sene farklı günlere denk gelen “Muharrem Ayı” yaklaşık bir ay sürmektedir. Bu ay da Hristiyan ve Yahudilerin dahi oruç tuttuğu belirtilmektedir. Tüm dinler açısından önemli olan Muharrem Ayı İslam Âlemi için hürmet gösterilen bir aydır.“Aşure Gününün de “Kerbela” şehitlerini anarken. Caner’i ve Alevi kardeşlerimizle beraber kutlanması ve matemin yaşanması adına günün resmî tatil olmasını dileriz…SES PARTİ İZMİR İL BAŞKANI FATİH ERDİNÇ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/SES-PARTISI-IZMIR-IL-BASKANI-ERDINC.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/SES-PARTISI-IZMIR-IL-BASKANI-ERDINC.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/SES-PARTISI-IZMIR-IL-BASKANI-ERDINC.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/SES-PARTISI-IZMIR-IL-BASKANI-ERDINC.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/hicri-yeni-yilimiz-mubarek-olsun/5860/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Jul 2022 18:32:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kemalpaşa halkı adalet istiyor!]]></title>
			<description><![CDATA[Vatandaş soruyor; ŞAİBELERLE ANILANLARA MÜKAFAT VERİLİYOR FAKAT YETKİLİ MAKAMLAR KEMALPAŞA BELEDİYESİ HAKKINDAKİ SKANDAL İDDİALARA KARŞI NEDEN BİR İNCELEME BAŞLATMIYOR? Kemalpaşa Belediyesi hakkında s]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Vatandaş soruyor;ŞAİBELERLE ANILANLARA MÜKAFAT VERİLİYOR FAKAT YETKİLİ MAKAMLAR KEMALPAŞA BELEDİYESİ HAKKINDAKİ SKANDAL İDDİALARA KARŞI NEDEN BİR İNCELEME BAŞLATMIYOR?Kemalpaşa Belediyesi hakkında son 3 yıldır süregelen şaibeli olayların yer aldığı iddialar ve usulsüzlük iddiaları gündeme gelirken, belediye meclis üyeleri ve denetleme komisyonu üyeleri tarafından meclis oturumlarında usulsüz harcamalar ve skandal iddialar hakkında konuşulurken yetkili mercilerin Kemalpaşa Belediyesi hakkında neden halen inceleme başlatmadığı merak ediliyor.Kemalpaşa Belediyesi basında defalarca usulsüzlük, kaçak yapı kullanımı gibi skandal konular ile anılırken; hatta meclis üyesi ve denetleme komisyonu üyesi tarafından Kemalpaşa Savcılık Makamına yaklaşık bir yıl önce şikayet dosyası sunulmasına rağmen neden halen inceleme altına dahi alınmadığı hakkında bir işlem uygulanmıyor?Şaibeli ve skandal yaratan iddiaların meclis kürsülerinde açıkça ifade ediliyor olmasına karşın yetkili makamlardaki kişilerin mercek altına alınması beklenirken; herhangi bir inceleme yapılmaması Belediye’de yeni bir skandalın daha halkın gözleri önünde yaşanmasına sebebiyet veriyor.Bölge halkı kendilerine kesilen cezaların, makam koltuklarında oturan ve adaleti sağlamak yerine usulsüzlüğü kendilerine hak gören yetkililer için de adaletin sağlanmasını bekliyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/HAMZA-DAGDAN-BORNOVA-ZIYARETLERI-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/HAMZA-DAGDAN-BORNOVA-ZIYARETLERI-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/HAMZA-DAGDAN-BORNOVA-ZIYARETLERI-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/HAMZA-DAGDAN-BORNOVA-ZIYARETLERI-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/kemalpasa-halki-adalet-istiyor/5835/</link>
			<pubDate>Wed, 27 Jul 2022 01:19:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çiğli Belediye Başkanı'ndan “Beş’li” çeteyle sponsorluk…]]></title>
			<description><![CDATA[Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu her fırsatta “Türkiye’de –Beş- çete var… Ve bunlara hesap soracağız”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu her fırsatta “Türkiye’de –Beş- çete var… Ve bunlara hesap soracağız”. İktidar bu “Beş’li” çeteye tüm işleri veriyor derdi.  Çiğli Belediye Başkanı Utku Gümrükçü “Beş’li” çeteyi 10’a çıkarmış.Çiğli de flamingo belgeseli olan pembe misafirlerin galası yapılmış. Basında da geniş yer alan bu proje güzel bir proje. Buraya kadar her şey tamam……ama bizim de kamuoyu adına merak ettiğimiz konular ve sormak istediğimiz sorular var!Bunlardan ilki; Genel Başkanın her açıklamasında karşı olduğunu ifade ettiği “Beş’ li’’ çeteyi sponsor etmesi… Bundan genel başkanın bilgisi var mı? Varsa eğer, tavrı ne oldu? Televizyon önünde kükreyip de kapalı kapılar ardında bir araya mı geldiler? Veya yerel yönetimlerdeki başkanlar genel merkez programlarına aykırı mı davranıyor?İkinci soru ise; Bu kısa tanıtım bütçesi ne kadar ki sponsora hatta sponsorlarla ihtiyaç duyuldu? Koskoca Çiğli Belediyesi bu bütçeyi karşılayamadı mı? Tahmini olarak “150-200 bin TL” civarı bir meblağdan bahsediliyor. Aslına bakarsanız belediyenin özel kalem bütçesi bile bu rakamı karşılar.Akılları karıştıran bir soru da şu ki; sponsorların %70’nin iktidar yanlısı olduğu düşünülürse Çiğli Belediyesi’ne nasıl ve ne şartla sponsor oldu?Çiğli Belediye Başkanını basında en çok öven AK Parti iken bize de teşkilata, özellikle de başkana şu sözleri hatırlatmak düşüyor;“Düşmanım beni yeriyorsa yolum doğrudur. Eğer düşmanım beni övüyorsa o zaman kendimden şüphe duyarım…”Bence başkanın oturup bir düşünmesi lazım ‘acaba nerede hata yapıyorum ki düşmanım beni övüyor?’Hatırlarsınız başkan pandeminin ilk aylarında solunum cihazları hakkında adeta ‘şov’ yapmıştı. O zaman da yazmıştık, “Solunum cihazı ciddi bir iş bunun için “Ar-ge” çalışması var mı?” “Varsa atölye nerede?” diye. Hemen kısa ve klasik bir cevap gelmişti; “Biz yapalım da görün…”Biz hala bakıyoruz ama bir türlü göremiyoruz…Gören var mı?İzmir halkı soruyor, “Sayın Kılıçdaroğlu bu işin takipçisi oldu mu?”.Ahh ah… Hala tanıyamadılar ama ben tüm merak edenler için cevap vereyim.“Tabi ki de olmadı…”Genel Başkan şu anda “Beş’li” çeteyi “On” a çıkarmış durumda.Keza Çiğli’de sorunlar yumak yumak büyüyor. Yakında dağ olursa şaşmayın…CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aynı zamanda sosyal medya hesaplarından yaptığı bir açıklama ile ‘’Beş’li Çete ile aramı bulmaya yeltenenler olursa pişman olur, cesaretiniz varsa gelin beni ikna edin’’ diye tehditkar ifadeler de kullanmış… Kılıçdaroğlu Genel Merkezden böyle konuşurken, yerel yönetimler çoktan ittifak olmuş.Şimdi CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na da şunu sormak lazım; yerel yönetimleri böylesine karşı durduğu bir konuda yönetecek mi? Yoksa yerel yönetimler AK Parti övgüleri ile şov yaparken sadece izleyecek mi?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/CIGLI-BELEDIYE-BASKANINDAN-BES-CETEYLE-SPONSORLUK…-1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/CIGLI-BELEDIYE-BASKANINDAN-BES-CETEYLE-SPONSORLUK…-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/CIGLI-BELEDIYE-BASKANINDAN-BES-CETEYLE-SPONSORLUK…-1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/07/CIGLI-BELEDIYE-BASKANINDAN-BES-CETEYLE-SPONSORLUK…-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/cigli-belediye-baskanindan-besli-ceteyle-sponsorluk/5352/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Jul 2022 11:43:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[“ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER” DENİRDİ AMA İZMİR’DE SİYASETİN ÇİVİSİ ÇIKMIŞ…]]></title>
			<description><![CDATA[İzmir’de siyaset hareketlendi adeta kızışıyor… Ama gel gör ki Ak Parti İzmir teşkilatı üç maymunu oynamaya devam ediyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İzmir’de siyaset hareketlendi adeta kızışıyor… Ama gel gör ki Ak Parti İzmir teşkilatı üç maymunu oynamaya devam ediyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İzmir’de üç günlük program yaptı. Üç günlük programında sadece yemekli toplantılara önem verdi. Eleştirdiği iktidarın yapmış olduğu yanlışları hem de iktidar olmadan…Yerelde iktidar olduğu belediyelerde yapıyor bunları hem de görmeniz lazım, sınırsız yemekler, alkoller, eğlenceler, vs…Peki, üç günlük programında herhangi bir açılış yaptı mı?Ben görmedim, göreni de duymadım…Şimdi ne desem bilemedim, insan göstermelikte olsa bir park açılışı falan yapardı, İzmir’de beklemiştir aslında ama nerde…Sadece yendi, içildi, yeni üyelere rozetler takıldı.Alkış…Tüm figüranlara…Şimdi var mıdır bilmiyorum ama eskiden sabah programlarında ekrandan bakınca arka tarafta seyirci kalabalık görünsün diye ücretli figüranlar ayarlanırdı, evlerinden alınır, programa çıkarılır, yedirilir içirilir program bitince de evlerine bırakılırdı. Şimdi bakıyorum da siyasette de aynı göz boyama dönüyor. Cumhuriyet Halk Partisine “ÜÇ BİN” kişi katılmış ama hala genel sayıları aynı, e devletten istifalar varmış, vay anam vay…Katıldı şovunu yaptı işi bitti akşam istifa, başka parti başkanları geldiğinde ona da aynı şovu yapmak lazım o zaman.Ne dersiniz?CHP İl Başkanı Temmuz ayında ki ayrıcalığını “ Sağır Sultan” biliyor. Yerine genç bir Bornovalı, hatta Bornova’da başkanlık yapmış olan Olgun Atilla’nın geleceği söyleniyor. CHP İl Başkanı Deniz Yücel bırakacak sanırsam ama milletvekili işini de garantiye alması lazım, işte şimdi anlaşıldı onun için bu çaba.Ben yine aynı konuya geliyorum ama İzmir’li hemşeriler en azından bir/iki açılış beklerdi, olmadı…“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Gönüllüler Sahaya İniyor…” diye, platform kuruldu, 79 İlde görsel ve yazılı basında yer aldı. Biz 78 il bilmeyiz ama İzmir’de atanan arkadaş tartışmalara açık. Sinan Sarıküse için sözleşmeli memur olduğu iddiaları kafaları karıştırdı. Sinan Sarıküse, Olgun Atilla’nın yakın arkadaşı, belediye başkanlığı zamanında görev verdiği “Sayın İduğ” göreve geldiğinde görevden alındığı ve Narlıdere de göreve başladığı, sonrasında ise tekrar Bornova Belediyesinde sözleşmeli memur olarak başladığı söyleniyor.Biz duyduk, ne kadar doğru, ne kadar yalan bilemeyiz…Peki, bu konuda Ak Parti İl Başkanlığı ve İlçe Başkanlıkları ne yapıyor?İzmir halkı merakla bekliyor…Siyasette duruş önemlidir, menfaat için siyaset yaparsan senin meclis üyen bir gezi için mecliste başkana dakikalarca rica ederse, İzmir’de muhalefet bu kadar olur.“Şimdi yapılması gereken ne?” diyeceksiniz. Ak Parti İzmir Teşkilatı bir şey yapamaz. Yaparsa, İzmir Millet Vekili Mahmut Atilla Kaya yapar…Neden mi?Çünkü diğer vekiller gibi belediye başkanlarını özel ziyaret etmiyor. Hangi ilçeye giderse o ilçe teşkilatını alır.Şimdi durun, asıl haber burada;Basında geniş yer aldı.Ak Parti Teşkilâtı okumadıysa okusun.Kılıçdaroğlu Gönüllüleri sahaya iniyor…Eski İl Başkanı İzmir Koordinatörü oldu!Millet İttifakı cephesinin adayının kim olacağı sorusu merakla yanıt beklerken, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekleyen isimler saha çalışmalarına başladı. 79 İlde örgütlenen “Kılıçdaroğlu Gönüllüleri” platformunun İzmir Koordinatörlüğü görevine “Gençlik Kolları İl Eski Başkanı Sarıküse” getirildi…İzmir Koordinatörü Sarıküse…Platform 79 ilde örgütlenirken, İzmir Koordinatörü de belli oldu. Buna göre platformun İzmir Koordinatörlüğü görevine Gençlik Kolları İl Eski Başkanı Sinan Sarıküse getirildi. İzmir’de iki bölgede örgütlenecek olan platformda, Sarıküse’nin yanında Birinci Bölge Sorumlusu ise Gözde Gruşçu olurken, İkinci Bölge Sorumlusunun ilerleyen günlerde belirleneceği açıklandı…Vay, vay, vay…İzmir’de siyasetin çivişi çıkmış, izler karışmış…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/civi-civiyi-soker-denirdi-ama-izmirde-siyasetin-civisi-cikmis/5262/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jun 2022 02:58:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kitap satmak mı için çıkartılır değer katmak için mi çıkartılır?]]></title>
			<description><![CDATA[Bir kamyon kasası arkasında iki kelimelik bir yazı görmüştüm: "Mevzu Derin" diye yazıyordu]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bir kamyon kasası arkasında iki kelimelik bir yazı görmüştüm: "Mevzu Derin" diye yazıyordu. Başlıkta yazan bu soru da derin bir soru. Öyle derin ki bu sorunun içinde dahi onlarca soru var.Sorumuz şu: “Kitap satmak mı için çıkartılır, topluma değer katmak için mi çıkartılır?”Hemen bu derin soruya, hızlı ve net cevap vereyim: “Kitap satmak için çıkartılmaz, topluma yardımcı olmak ve rehberlik için çıkartılır.” Toplumda başta gençlerimiz olmak üzere yol gösteren ve onların maddi ve manevi başarısı için katkı sağlayan kitaplar, bu topluma değer katar.Şimdi diyeceksiniz ki ve soracaksınız ki, “hem satmak için, hem de değer katmak için kitap çıkartılamaz mı?”Bir de şu soru mühim, “kitap kitap da hangi kitap?” Evet, tüm kitaplar aynı mı? Hangi kitap? Ders kitapları ile fikir kitapları aynı mı? Yemek kitapları ile şiir kitapları aynı mı? Roman, hikaye gibi kitaplar ile Tarzan, Teksas, Zagor gibi resimli kitaplar aynı mı? Şimdi bu sorular nereden aklına geldi senin? diye sorabilirsiniz.Kitap fuarlarından aklıma geldi. Zaman zaman bu fuarlarda görüyorum. Anlı şanlı, paralı pullu Yazar Efendi, bir sehpanın (ya da tezgahın) arkasına oturmuş ve müşteri bekliyor. Gariban bir Yazar olsa anlarım. Garibimin cebi üç beş kuruş para görsün der ve hatta teşvik de ederiz. Zaten fuarlar da adı üzerinde satış ve pazarlama meydanı değil mi? Bırakın garibanlar para kazansın. Peki bu cebi şişkin Yazarlara ne oluyor da böyle kitap fuarlarında boy gösteriyorlar.Bir de son zamanlarda okullarda öğrencileri seminer ve eğitim, konferans ve söyleşi ayaklarıyla bir yere toplayıp da en sonunda öğrencilere o yazarın kitaplarının imzalanması ve imzalanması da bir başka tuzak, esasında kitapların satılmasıdır maksat.Bu Yazarları kitap fuarlarında gördüğünüz gibi bazı konferans salonlarında da görürsünüz.Kelli felli ismi cismi besbelli Yazar Efendi, konferans biter bitmez bir sandalye, bir masa bulup başlıyor imzalamaya ve satışa.Kitap ile satış kelimesi dahi ikisi bir arada çok ayrı duruyor. Hiç de birbiriyle uygun düşmüyor. Yazarın kitap okurunu bir müşteri gibi görmesi de yanlış.Düşünen ve fikir üreten bir Yazarın kitap satıcısı olması çok garip. Maksat satış olmamalıdır.Evet, kimse kusura kalmasın, "kitap satmak için çıkartılmaz, topluma değer katmak için çıkartılır."Buraya kadar yazdıklarımdan anlaşılmıştır ki, "kitap satmak için mi, topluma değer katmak için mi" diye sorarken maksadım fikir ve düşünce kitapları içindir. Yoksa kişi okullarda okutulan yardımcı ders kitabı çıkartıyor. Kişi yemek kitabı, şifalı bitkiler kitabı çıkartıyor. Elbette buna itirazımız yok. Maksat para kazanmaktır.Ancak kişi şiir türü, deneme türü, roman türü kitap çıkartırken "bu kitabım yüz bin satacak ve köşeyi döneceğim" diyorsa, o zaman şunu sormak gerekir. "Şiir mi yazıyorsun, şiir mi satıyorsun?" Şiir satılık değildir. Şiir yazılıktır. Şiirden yazlık alınmaz, yazılık alınır. Aynısı diğer edebi türlerdeki kitaplar için de geçerlidir. Büyük paralar kazanmak için deneme, roman ve hikaye de yazılmaz.Evet, bu konu üzerinde yazdıkça yazılır. Zira mevzu derin. Kamyon kasası arkasında  "Mevzu Derin" yazıyordu ya! Yine oraya geldik.Kamyon kasası arkası yazıları deyip de hafife almayın sakın. Bazı kamyon arkası yazıları bir kitap gibidir. Hatta bazı kitapları alır ve okur, beğenmeyip atarsınız. Çünkü verdiği mesajı beğenmezsiniz. Ya da "bu kitap hiçbir mesaj vermiyor" dersiniz. Buna karşın bazı kamyon kasası yazıları vardır ki bir cümle ile büyük bir mesaj verir.Şimdi diyeceksiniz bu nasıl bir düşünce? Hiç kamyon arkası yazısı bir kitap bir olur mu? Evet, zaten ben de "olmaz" diyorum. "Bazı kamyon arkası yazıları bazı kitaplardan daha anlamlı" diyorum. Abarttım değil mi?Bazen abartmak gereklidir. Elbette faydalı ve olumlu mesaj yüklü kitaplar için değil bu sözlerim. Elbette topluma yön gösteren kitaplar baş tacıdır. Buna itirazımız olamaz. Gel görelim ki, bazı kitaplar oradan-buradan derlenmiş fikirler ile dolduruluyor. İçine bir kaç tane de resim ekleniyor. Al sana kitap. Yeni bir mesajı yok. Değer kattığı bir husus yok. Hedeflediği bir yüksek maksat yok. Toplumdaki bir ihtiyacı da karşılamıyor. Üstüne üstlük kafa karışıklığına da neden oluyor. Bu kitaplar için şimdi ne diyeceksiniz? Bir kamyon arkası yazısı bunlardan daha kıymetlidir. En azından israf yok. Kısa ve öz olarak mesaj sunuyor.Tekrar asıl sorumuza gelelim ve düşünmeye devam edelim."Kitap satmak için mi çıkartılır, topluma değer katmak için çıkartılır" sorusu ile ilgili olarak şu da denebilir. Kitabı yazar çıkartmaz, yayınevi çıkartır. Yayınevleri de ticari bir teşekkül oldukları için elbette para kazanmayı birinci hedef olarak almaları normaldir. Burada durum biraz çetrefil bir hal alsa da, öyle yazarlar vardır ki, yayınevlerinde çatır çatır para konuşup para sözkonusu olunca "gözleri fıldır fıldır dönen."Ben bu huydaki yazarları sevmem.Ben fikir için yazan ve topluma değer katmak için kitap çıkartan yazarları severim. Ben ücret derdinde değil, memleket derdinde olan yazarları severim.Ben kitabı nimet değil, hizmet gören yazarları severim. Ben Bediüzzaman Said Nursi'yi, Mehmet Akif'i, Yunus Emre'yi, Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi ve benzerlerini severim.Eserleri milyonlarca basılıyor. Hiçbirisinin maksadı para ve pul olmamıştır. Yunus Emre ve Mevlana günümüzde yaşasa idi eserlerini bastıran kitapevlerinden para almaz, belki de üzerine para verirlerdi. Kitaptan dolayı telif ücretini kendileri almaz, hayır kurumlarına bağışlarlardı. Zaten, Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmet Akif hiçbir şekilde telif ücretini düşünmemişler ve gayeleri sırf Allah rızası olmuştur.Bediüzzaman Said Nursi Üstadımız "gayemiz vatan sathını bir mektep yapmaktır" diye gür sesle haykırmıştır. Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı için kazandığı para ödülünü almamıştır.Kuran-ı Kerim'de bir kaç yerde geçen bir husus var.  Bu husus ilim ve ücret üzerinedir. Bu husus Hakka çağırma ve ücret üzerinedir. Peygamberlerin Hakka davet ettikleri kişilerden hiçbir şekilde ücret talep edemeyecekleri üzerinedir.“Gerçek Alimler de Peygamberlerin varisidir ve eğer Hak Dava için kitap çıkartıyorlar ise telif ücreti talep edemezler. Bir alimin niyeti ve derdi para ise, maksatları para ise buna Hak Davayı alet etmesinler. Lütfen bunu hassaten rica ediyorum."Mevzu Derin" dedik ya, bakın nereden nereye geldik. "Kitap satmak için çıkartılır, topluma değer katmak için mi çıkartılır" sorusu etrafında düşünürken İslamî Düşünce üzerine yazı yazan, eli kalıem tutanların telif ücreti alıp alamayacakları meselesine kadar geldi.Mevzu derin. Şimdi burada buna benzer başka bir mesele daha aklıma geldi. Hocaların cenazelerde, mevlütlerde okudukları Kuran ve ilahilerden dolayı ücret alıp alamayacakları meselesi aklıma geldi. "Mevzu Derin" dedik ya! Bu hususta düşünceler ve sorular bitmez. Sizi daha fazla meşgul etmeyeyim.Sözümüzü kelamların en güzeli Kuran'dan bir ayet-i kerimenin meali ile noktalayalım."Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir." ( Yasin Suresi, 21)AHMET SANDAL]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/AHMET.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/AHMET.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/AHMET.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/AHMET.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/kitap-satmak-mi-icin-cikartilir-deger-katmak-icin-mi-cikartilir/5226/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 22:31:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ADALET HERKES İÇİN EŞİT OLMALI…]]></title>
			<description><![CDATA[İşte size bomba; İzmir Selçuk İlçesinde tarım arazilerine konutlar yapılmış]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İşte size bomba; İzmir Selçuk İlçesinde tarım arazilerine konutlar yapılmış. İlçe Başkanı ve İlçe halkı karşı çıktı! Hatta bunu duyan usta gazeteci Mithat Umutoğulları kendi gündemine aldı ve sonuç, yıkım kararı çıkarıldı…Selçuk İlçesinde bir tane tespit edildi ve gereken yapıldı…Valla tebrikler…Bunun yanında Kemalpaşa İlçemiz hala -kaçaklar ilçesi- olarak anılıyor.Adeta Belediye Başkanından tutun da, başkan yardımcısı, bürokratlar siyasiler, kaçak konut yapmak için birbirleriyle yarışıyor.“Benim yaptığım konut seninkinden daha güzel”“Oo sen ayakta uyu ben –Tarım İl Müdürlüğünden- rapor bile aldım, yaparım kardeşim kim karışır…”Öteki buna cevap olarak kalkıp “ Ben de –Çevre İl Müdürlüğünü- bağladım…” diyor…Vay halimize…Bir başkasının da arkasında vekil varmış, Ankara’dan bürokrat gelmiş işler tamam… Oh Miss…Bizde duyduk, Kemalpaşa’da Ankara’dan gelen üst düzey biri var. Kemalpaşa kiraz festivalinin tüm işini de yüksek fiyata almış. Hatta aldığımız duyumlara göre bu kişi, köylü değil ama belediye başkanı baya baya jest yapmış belediye araçlarıyla koyun, keçi göndermiş…“Ee nede olsa bakan referansıyla gelmiş” diyorlar. Olsun o kadar değil mi?Aslına bakarsanız bu konuyu da irdelemek istiyorum bakalım altından daha neler çıkacak, artık başka yazıda…Salla ortaya yalanı, kim kime kim duma, illa ki de bir inanan çıkar…Şimdi ben soruyorum; Hangi nedenden dolayı Kemalpaşa’da yıkım olmuyor?Yanıtları haydi beraber tahmin edelim;1- Kemalpaşa Belediye Başkanının da kaçak yapısı var, yıkım yapamıyor.2- Zaman kazanmak için Büyük Şehir Belediye Başkanlığına yazı yazıyor, o da başkan… Başkan yardımcısı bürokrat ve siyasilerin de kaçak konutları var yine yıkamaz.3- Çevre Şehircilik yıkım yapmalı, karayolları ekipmanı elinde. O neden yıkmıyor? Onun önünde de siyasi güç var.4- Kemalpaşa Ak Parti İlçe Başkanı, Selçuk Ak Parti İlçe Başkanı gibi mücadele edemiyor. Baskı varmış…5- İktidar, muhalefete gelince onlarda beraber yaptıkları için yıkım yapılmadığı söyleniyor.Şimdi düşünüyorum da Anadolu’da bir söz geliyor aklıma “İşi yapan kadı, kadıyı kime şikâyet edelim…”H.Z Ömer gibi idareciler olmalı. Vatandaş yapmış olduğu kuralın fazlasını idarecilere yapmalı. Onlar halka rol/model olmalı ki halk rahat dursun…Geçenlerde Balzac’ın Vadideki Zambak kitabını okuyordum şöyle bir bölüm vardı ; Cezasız kalan ne çok katil vardı! Kibar suçlara ne büyük bir hoşgörüydü bu, manevi işkencelerle cinayet işleyenler nasıl aklanıyordu!Umarım sonuçları bu kadar olmadan birileri bu duruma dur der…Ali Aydın]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/hedefok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/adalet-herkes-icin-esit-olmali/5177/</link>
			<pubDate>Sat, 25 Jun 2022 20:07:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Z KUŞAĞI -2-]]></title>
			<description><![CDATA[HERKES KENDİ EVİNİN ÖNÜNÜ TEMİZLERSE BÜTÜN DÜNYA TERTEMİZ OLUR… Önceki hafta Z kuşağının kimliği ve düşünceleri üzerine yaptığımız söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HERKES KENDİ EVİNİN ÖNÜNÜ TEMİZLERSE BÜTÜN DÜNYA TERTEMİZ OLUR…Önceki hafta Z kuşağının kimliği ve düşünceleri üzerine yaptığımız söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.Türkü dinlemeyi gericilik olarak algılayan bu zümre Gürültü kirliliğinden öteye gidemeyen saçma sapan müzikleri çağdaşlık sayarak öz müziğimizi ayıplarlar. Ruhi Su ismini dahi duymamıştırlar.Veysel’in şiirinden Yunus’un tasavvufundan Neşet Ertaş’ın tezenesinden haberi olmadığı gibi on yedinci yüzyılda yaşamış Karacaoğlan’ın Türkçesini de beğenmezler.Dost kelimesinin kankaya dönüştürülmesi de bundandır.Emperyal batının sanatını ve teknolojisini almaktansa saçmalıktan öteye gidemeyen kültürünü kapıp kendilerine ‘Pizza’ üzerine kurulu bir cumhuriyet kurarak Konya’nın etli ekmeğini, Antep’in lahmacununu, Adana’nın kebabını, Karadeniz’in pidesini görmezden gelirler.Sıcak ve yeni demlenmiş çayda içmezler. Bunun yerine ne olduğu belli olmayan boyalı suları kocaman kağıt ya da plastik bardaklara doldurup ucuna taktıkları kamışlarla içlerine çeker bunu yaparken de ceplerindeki harçlıklarından olurlar.Z kuşağı ile herhangi bir konuda tartışmaya da giremezsiniz. Çünkü o her şeyin en iyisini bilir. En iyi siyasetçi “o” dur. En iyi ekonomist en iyi, bilim adamı…Siz yılların birikimiyle tecrübe ettiğiniz öncesini ve sonrasını yaşanmışlıklarla belgeleyip ispat ederek önüne koysanız da bunun onlar için herhangi bir geçerliliği yoktur. Üstüne üstelik eski kafalı ve önünü görememekle itham edilirsiniz.Yine sosyal ağlardan duyduğu, nispeten bilinene aykırı ve genç neslin hoşuna gidecek her konu onun için en doğru bilgidir. Takipçi ve para kazanmak uğruna bu kuşağın düşüncelerine uygunlaştırılmış fikirler üreten -zibidilerin- rağbette olduğu ortamları hepimiz biliyoruz. Sürekli bu ortamlarda yoğrulan ve birbirleriyle paslaşarak bu zibidilerin birer internet fenomeni haline gelmesini sağladıklarının farkında bile değillerdir. Üstelik inanılmaz rakamlarla para kazandırararak…Yokluğu da bilmezler.Sorunun kaynağında belki de bu olgu vardır. Yoku bilmedikleri için varlığın da kıymetini anlayamıyorlar. Dünya çapında isim yapmış markalardan asla vazgeçememeleri de buradan beslenmektedir.Örnekleyelim;Dünyanın en kaliteli ayakkabısını alıp hediye ettiğinizde üzerinde yazan kafalarında yer etmiş bir marka yoksa bunun onlar için hiçbir anlamı yoktur.Z kuşağında nitelendirdiğimiz kişiler kendi düşüncesinin haricinde hiçbir fikri kabul etmezler. Kabul etmemekle kalmaz saygı da göstermezler.Edebiyattan şiirden felsefeden bi haber oldukları gibi bu alanlarla ilgili kişileri de ayıplar geri kafalılıkla itham ederler.Kendileri gibi düşünmeyen, yine kendileri gibi giyinmeyen ( ki bu asla mümkün değil) ebeveynlerinden utanır, toplum içinde yan yana gelmekten şiddetle kaçınırlar. Başörtülü annesi ile okulun kapısında bir genç kızın annesinin okula gelmemesi için tartıştığına hatta annesini iteleyerek oradan uzaklaştırmaya çalıştığına bizzat şahitliğimiz vardır.Annesinden utanan bir nesilden ne beklenebilir ki?O annenin duygusal çöküntüsünü anlatabilecek kelimeler var mı bilmiyorum?Aynı şekilde maddi imkânları yetemeyen bir babanın gerçekleştiremediği bir alış veriş sonrasında evladından duyduğu cümlelerin o babanın iç dünyasındaki ezilmişliği hangi kelime açıklayacak.Sonuç olarak geçmişinden bi haber geleceği için ise herhangi bir kaygı taşımayan bu saygısız ve kontrolsüz kitlenin tüketimden öteye gidemeyen amaç yoksulu hayatı devam ediyor.Peki, “Z Kuşağı” diye adlandırılan bu kitlenin bu hale gelmesinin sebebi nedir?Ya da bu kuşağı bu hale kim getirdi?Bu sorulara cevap verebilmek için öncelikle bir aynanın karşısına geçmeli ve kendi gözlerimizin içine bakarak suçluyu aramalıyız.Bir buçuk yaşındaki bir bebeğin eline telefon verip bir takım videolar izlettirerek yemek yedirmeye çalışan bir annenin hiç mi suçu yok?Ya da okul hayatına başlayana kadar bir takım güvenlik endişeleri ile çocuğunu eve hapsedip sokakta öğrenmesi muhtemel sosyal ilişkileri bilmeyen ve öğrenmeyi tablet ekranında arayan bu çocukları bu hale getiren ebeveynler çok mu masum?Ya, çocuğunun her istediğini emir kabul ederek gerçekleştirerek ona yokluğu öğretmeyi başaramayan baba ya ne demeli?Üç yaşındaki bir çocuğun eline telefon, tablet vererek ona istediği her şeye ulaşabileceği bambaşka bir dünya verip odanın içinde büyütmeye çalışan ebeveynler daha o yaşlarda başlayan bedensel özgürlük kısıtlamasını düşünsel ve teorik özgürlük anlayışıyla bastırıyor ve ileriki senelere bu anlayışla ulaşmasına vesile oluyor. Buda ergenlikte ve sonrasında kaybedilmiş bedensel ve sosyal özgürlüğün dışavurumunu beraberinde getiriyor.Sonuç olarak Z kuşağı diye adlandırılan bu kitlenin bu halde olmasının asıl suçlusu bizleriz. Bunun hepimiz farkında olmamıza rağmen hala daha aynı hataları yapmaya devam ediyoruz. Üstelik hayatın ve toplumun sosyal durumunu da kendimize bahane ederek…Peki, hepimizin şikâyet ettiği bu durum nasıl değişecek?Evlatlarımızı vatana millete faydalı sorumlu bir birey olarak yetiştirebilmek için ne yapmalıyız?Bu sorunun oldukça basit bir cevabı var.Atalarımızın dediği gibi‘Herkes kendi evinin önünü temizlerse bütün dünya tertemiz olur’Sevgi ve selam ile…&nbsp;]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/z-kusagi-2/5110/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Jun 2022 02:30:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Baba kızının ilk aşkı, oğlunun kahramanı demektir]]></title>
			<description><![CDATA[Bir evlat için baba demek; İlk adımlarını attığında tutunduğu ellerden aldığı destek, Hiç bıkmadan öğrettiği kelimeleri öğrendiği ilk öğretmen, Yeri geldiğin de oyun arkadaşı, yeri geldiğinde sırtını ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bir evlat için baba demek;İlk adımlarını attığında tutunduğu ellerden aldığı destek,Hiç bıkmadan öğrettiği kelimeleri öğrendiği ilk öğretmen,Yeri geldiğin de oyun arkadaşı, yeri geldiğinde sırtını yasladığı bir dağ demektir.Baba aynı çatı altında aileyi inşa eden demektir…Kızının ilk aşkı, oğlunun ilk kahramanı demektir.Toplumda babayı var eden evladın varlığıdır. Evladı dünyanın en şanslı çocuğu yapanda babanın varlığıdır!Çünkü doğduğun günden itibaren adeta üzerinde seni koruyan bir bulut varmış gibi hissettirir bir baba.O hissi veren onun sevgisi ve merhametidir.Gökyüzünde birden çok bulut vardır yeryüzündeki evladını koruyan.Bir o kadar da  evlat vardır yeryüzünde bulutlardan mahrum kalan…Hayat illaki öğretiyor mahrumiyeti, ya ayrılıkla ya terk edilmeyle ya da ölümle…Fakat ayrılık da olsa,Terk de edilse,Ölüm de olsa,ne baba, baba olmaktan çıkıyor ne de evlat, evlat olmaktan…Geriye kalan hasret ve üzüntü…Oysa birinin değerini yokluğunda veya bir günde değil de varlığında ve her gün hissettirebilsek!Bir güne sığdırdığımız değerleri günlük rutinlerimizden feragat edip her güne yayabilsek; o zaman dünya daha da yaşanır hale gelmez miydi?Bence gelirdi...Bir düşünelim yeryüzünde her canlı ve cansızın varlığında ve her günde kıymetinin bilindiğinin, özenle ilgilenildiğinin,  hal böyle olunca dünya daha da anlamlı olurdu. Tıpkı babalarımızın değerinin tek güne sığdırılmayıp her gün değerli hissettirildiği gibi.Bugün burada  başta “ Aziz Şehitlerimizin Çocukları”  adına, babasını kaybetmiş büyüklerimin ve küçüklerimin adına ayrıca baba adayı olan babaların çocukları adına  tek günde değil de her günde değerli olan bütün babaların babalar gününü kutluyorum.Ben de bir babanın evladıyım…Bugünü benim için anlamlı kılan canım babam Osman TATIK’ a her alanda attığım adımlarda desteğini hiç esirgemediği için, bu hayatta doğruyu yanlışı adaletiyle, iyiyi kötüyü merhametiyle, büyükleri saymayı küçükleri sevmeyi rol model olmasıyla öğrettiği için teşekkür ederim ve onun kızı olduğum için çok şanslıyım. Senin gibi babam varken bana her gün babalar günü.Babam, elimden tutanım, yol gösterenim ve yaslandığım dağım babalar günün kutlu olsun.İyi ki varsın iyi ki benim babamsın…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/ra.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/ra.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/ra.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/ra.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/baba-kizinin-ilk-aski-oglunun-kahramani-demektir/5017/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Jun 2022 17:43:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Z KUŞAĞI…]]></title>
			<description><![CDATA[İçinde bulunduğumuz zaman diliminin moda tabiri üzerine düşüncelerimizi paylaşmanın zamanı geldi sanırım.Kimilerinin memleketin geleceğini emanet etmekten...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İçinde bulunduğumuz zaman diliminin moda tabiri üzerine düşüncelerimizi paylaşmanın zamanı geldi sanırım.Kimilerinin memleketin geleceğini emanet etmekten kaçınmadığı, kimilerinin de yine memleketin geleceği üzerine kara bir kâbus gibi çökeceğini düşünüp dillendirdiği bu kuşağın, ekonomik sosyal ve kültürel alandaki etkileşimlerini enine boyuna irdeleyip inceleyelim.Kimdir bu Z kuşağı?Belli bir yaş gurubuna sıkıştırılmak istense de aslında Z kuşağı dediğimiz hayat tecrübesi çok az olup teorik varsayımlar üzerinden hayatı hepimizden iyi okuyup hepimizden çok daha iyi bilen bir kitle diyebiliriz.Öyle ki aklınıza gelebilecek her konuyu sizden, hatta o konunun uzmanlarından bile daha iyi bilen ve bunu her platformda dillendirmekten çekinmeyerek bulunduğu ortamda sivrilip kendi doğrusunu herkese sert ve saygısız ifadelerle aşılamaya çalışan bu cehalet ordusunun yaşayışına kısaca bir göz gezdirelim.Hayatlarında olmazsa olmaz denilen iki olguları vardır.İnternet ortamındaki sosyal ağlar ve uyku.Çocukluktan hatta bebeklikten başlayan ekran bağımlılığı ilerleyen zaman dilimlerinde reel hayatın ve bu hayatın beraberinde getirdiği bütün güzelliklerin yok edilmesi sorununu getiriyor. Farkında dahi olmadan sanal bir dünyanın içine hapsolan bu kitle sosyal hayatı özellikle insan ilişkilerini tanımıyor.Bunu örnekleyelim;Çocukluğunda yaşıtlarıyla köşe kapmaca yada saklambaç oynamayanın, o yaşlardaki çıkardan uzak masum dostluğu öğrenme ve o güzelliği ömrünün herhangi bir evresinde bir kere daha yakalama şansı var mıdır? Yine çocukluğunda evcilik oynamayan bir kız çocuğuna ailenin birliğini, bütünlüğünü ve güzelliğini kim anlatabilecek?Bu örnekleri sayfalarca çoğaltmamız mümkün.Sonuç olarak çocukluğun ekran karşısında oyun oynamak olduğunu düşünerek büyüyen bu nesil ileriki yaşlarda da bu alışkanlığını istemeden de olsa devam ettirmekte.Hepimiz şahit olmuşuzdur.Mesela bir kefede üç beş genç toplanmış adını dahi duymadığım bir şeyler içiyor ama bunu yaparken de ellerinden telefonu düşürmüyorlar. Yanındaki kişi ile sosyal ağ üzerinden konuşanlara bile denk geldiğimiz olmuştur.Sohbet esnasında karşımızdaki kişinin yüz ifadelerinin hatta gülüşünün dahi yerini bir takım emojiler almış. Bir gülüşün insan psikolojisi üzerinde bıraktığı o muhteşem duygunun tadını bilmeyen bu nesile acımalı mıyız?Bilmiyorum…Sohbetimizin ilk bölümünde Z kuşağını her şeyi herkesten çok daha iyi bildiğini söylemiştik. Şimdi bu konuyu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden irdeleyelim.Birkaç ay önce soğuk algınlığından dolayı aynı zamanda arkadaşım olan aile hekimimin muayenehanesine gittim. Hemen önümde on yedi yaşlarında bir çocuk ve annesi vardı. Doktora derdini anlatan anne depresyon ilacı kullandığını ve mevcut ilacının bittiğini söyleyip yeniden rapor yazmasını istedi. Doktor önce bilgisayardan bir şeyleri kontrol etti sonrada bir şeyler yazmaya başladı. O arada genç, doktordan. Bu ilacın annesi için yeterli olmadığını daha kuvvetli bir doz yazmasını istedi. Bilgisayardan kafasını kaldıran doktor önce gence baktı sonra yapmakta olduğu işe devam etti. Bunun üzerine her şeyi çok iyi bilen gencimiz doktora bir ilaç ismi söyleyip annesinin reçetesine o ilacı eklemesini söyledi. Yeniden başını kaldıran doktor gence bir süre baktı sonra başını yana sallayarak işini yapmaya devam etti. Anne çocuk doktorun yanından ayrılınca arkadaşım olan doktora gülerek “boşuna okumuşsun hocam” dedim oda gülerek “valla öyle, bunlar her şeyi bizden iyi biliyor” dedi.Sonuç olarak annesinin hastalığını ve tedavisini yıllarca okuyup mesleğini yaparak insanlara şifa vermeye çalışan bir doktordan daha iyi bildiğini düşünen bu gençlerin bu hale gelmelerindeki kabahati kim üstlenecek ?Ha birazda bu Z kuşağının beslenme şekillerinden de bahsedelim.Mesela kahvaltı diye bir sorunları yoktur. Zaten kahvaltı saatlerinde genelde uykuda olurlar. Uykuda değilseler de annelerinin hazırladığı peynirli zeytinli reçelli vb. gibi kahvaltılıklara asla bakmazlar. Onun yerine yulaf ezmesi ya da ne bileyim hindi füme falan filan bir şeyler yerler bununla da kalmayıp yedikleri şeylerin sağlıklı olduğunu şiddetle iddia ederler. Bütün hekimlerin sebzeli etli tencere yemeklerinin bereketi ve sağlıklılığından bahsetmesi onların umurunda değildir. Onlar için sağlıklı ve güzel olan saçma bir hamburger yada bir takım hazır gıdalar dan başka bir şey değildir.Kitap okumazlar…Mesela; Tolstoy’u, Dostoyevski’yi Peyami Safa’yı duymuşlardır ama felsefelerinden haberleri bile yoktur. Arada çok okuduğunu iddia edenler çıkar. O okuduğunu düşünenler de genelde sanal kitapları tercih ederek kitap kokusunun ruhu okşayan hoşluğunu yaşayamazlar.Zaman zaman katıldığımız kitap fuarlarında kendilerini yazar statüsünde gören ama aslında ismini yazabilmekten aciz olan yakışıklı ergen züppelerin masalarının önünde uzun kuyruklara şahit olabiliyorum. Görselliğin düşünce ve bilgeliğin çok önünde olduğu bu ortamları emperyalizme eden yayınevleri Z kuşağının hoşuna gitmesi muhtemel her objeyi kullanarak (ki bunların başında şehvet geliyor) içi boş kitaplarla düşüncelerini uyuşturarak ceplerindeki parayı alıyor. Kitabı yazdığı iddia edilen ( genelde bu kitapları yazanlar başkalarıdır) sosyal medya fenomeni züppeyle selfi yapıp sosyal hesaplarında paylaşarak takipçilerine hava atmayı planlayan gençler içinde düşürüldükleri tuzağın farkında bile olamıyor.Televizyonda seyretmezler. Hele haber programları ya da belgesel türlerine bakarak asla vakit kaybetmezler. Bunu yerine sanal ağlardaki kendilerini fenomen ilan eden saçma sapan insanların çok izlenip çok para kazanmak uğruna yaptıkları rezillikleri imrenerek izlerler, hemen hepsi bir gün o fenomenlerin bulunduğu seviyeye gelmeye can atarlar.Örf ve geleneklerimize aykırı bu videoları büyük bir keyifle izleyen bu kuşağın herhangi bir bireyini uyarmaya kalktığınızda alacağınız cevap. “Hangi devirde yaşıyorsun, sen ne anlarsın, dünyadan bile haberin yok” olacaktır.Z kuşağının zaman içerisindeki yolculuğunu, bu yolculuğun toplum üzerindeki etkisi ve sonuçlarını sebepleri ile birlikte bir sonraki yazımızda işleyeceğiz.Sevgi ve selam ile…

Tahmini okuma suresi: 5 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/z-kusagi/4974/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Jun 2022 22:31:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ZAMANE AŞKLARI GİBİ BU GÜNLERDE HAYAT…]]></title>
			<description><![CDATA[Mevsimin en güzel çiçeklerini koklamak gibi vurdumduymaz bir yanılgıyla, uykuya yatırılmış güzelliklerin farkında olamadığımızdı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mevsimin en güzel çiçeklerini koklamak gibi vurdumduymaz bir yanılgıyla, uykuya yatırılmış güzelliklerin farkında olamadığımızdı.İlkbaharda menekşe aşkıyla kavrulduğunu düşünen zavallı yüreklerin sonbaharın ilk günlerinde akasyanın peşinde sürüklenmesi de tam olarak bundandır. Aynı zavallılar zemheride kardelen düşlerine dalarlar.Sorduğunuzda çiçeklerin aşk diyarına yolculuktaki refakatçisi olduğunu iddia edenlerde az değildir.Evet, çiçek aşktır. Hele de kır çiçekleri, tevazu içinde dünyamızı güzelleştiren o muhteşem varlıklar.Yürekli yüreklerin işi de tek çiçek sevmekten geçer. Ve genelde bir çiçeğe gönül koyar… Mevsimsel güzelliklerin ardına düşmektense gerçek, güzelleştiren mevsimin içimizde büyüttüğümüz, farkında lığımızla beslediğimiz tek çiçek olduğunu bilir.Papatya sevdasıyla ömür yolcuğuna çıkmış bir yürek üç kuruşluk düşüncelerle sevdasını fala düşürmek uğruna öldürmez. Ve hayatı papatya tadında yaşar. Yaşatır da.Zamanı geldiğinde papatya ölür. Aşığa düşen hayatı hoş kokularla yeniden yeşillendirmek değil, papatya sevdasını yürekte demleyip gelecek baharların hayaliyle yaşamaktır.Zamane aşk-ı dediğimiz değerlendirme işte tam buradan başlıyor.Aşk adına yola çıktığını düşünüp ten kokusu sarhoşluğuna kapılan sevda yoksulu bir zaman dilimindeyiz.Aşk yanmaktır.Ateşten korkanların işi değildir. Yüreksiz yüreklerin hiç değil.Gerektiğinde dünyanın geri kalanına yallah çekemiyorsan gerçek anlamda aşkı hiç tanımadın demektir.Mevsim, geçince papatya yerine koyabileceğimiz başka bir çiçek hayalini kurmaktansa yeniden papatya mevsimine kadar aşkla kalmayı ve derin bir özlemle yaşamayı öğrenebilmeliyiz.Ama bu nasıl olacak?Nasıl becerebileceğiz gönlümüzü papatya da tutabilmeyi?Aşk yanmaktır demiştik ya; İşte o ateş tam burada start alıyor. Yaşamayı bildiğimiz kadar, aşkı sevdiğimiz kadar yanmayı da sevebilmeliyiz.Ölümün olmadığı bir düzende hayatta kalmanın anlamı olabilir mi?Özlemin olmadığı aşk oksijeni çok çok az olan nefes gibidir. Ölmeyecek kadar yaşar ama asla tat alamazsın.Ne demişti Ömer Hayyam;“Sevdiğini mertçe seven kişi,Pervane gibi özler ateşi.Sevip de yanmaktan korkanlarınMasal anlatmaktır bütün işi.”Sözümüzün özü de buradadır. Maalesef aşkı zamana kurban etmişiz. Geçmişimizdeki büyük aşklara imrenerek bakışımızda buradan geliyor. Dünü yaşamak istiyor ama dünümüzdekiler gibi yanmayı göze alamıyor beceremiyoruz.Belki de hayatın getirdikleriyle aşkın götürdüklerini karşılaştırıyor sonrasında tenselliğin tatlandırılmış günahına meyilleniyoruz.Ne acıdır ki yüreği güzelleştirmek yerine bedeni tatlandırmayı seçiyoruz.İlkbaharda papatya, sonbaharda akasya zemheride kardelen sevişimizde bundan olsa gerek.Zamane aşklarından zamansız aşklara…Sevgi ve selam ile…Ömer Yazıcı]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/06/gazeteci-yazar-esra-akgun-2.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/zamane-asklari-gibi-bu-gunlerde-hayat/4937/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Jun 2022 01:32:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[20 MAYIS ÇOCUK GELİŞİMCİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN]]></title>
			<description><![CDATA[20 MAYIS ÇOCUK GELİŞİMCİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN “ Çocuklardan çok şey öğrenebilirsiniz, örneğin sabrınızın sınırı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[20 MAYIS ÇOCUK GELİŞİMCİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN“ Çocuklardan çok şey öğrenebilirsiniz, örneğin sabrınızın sınırı. “ demiş şair.Oysa toplum olarak öğretmenlerin öğrencilere öğrettiğini düşünürüz. Düşündüğümüzün aksine öğrenmek, karşılıklı bilgi alışverişi sürecinde geçer ve alışveriş sonunda her iki taraf da istediğini almış olur.Siz çocuklara bilgi aktardığınızı düşünürsünüz fakat süreç içerisinde çocuklar sizlere çok şey öğretir. Örneğin, üzüldüğümüzde bir sarılmayla üzüntünün geçebileceğini, kim ne söyler diye düşünmeden özgürce fikirlerimizi dile getirmeyi ve hayatta her şeyin iyi olduğunu ve kötülerin sadece çizgi filmlerde olduğunu öğretirler.Kimisi gerçek dünyayı yansıtır kimisi hayal dünyalarını…Çocuk olmak kadar öğretmen olmakta eğlenceli ve bir o kadar özenli olunması gereken durumdur. Çünkü girdiğin sınıflarda bilgi için bekleyen bir sürü çocuk vardır. Tıpkı su ve güneş ışını bekleyen bitkiler gibi…Alması gereken suyu ve güneş ışınını aldığında bir bir çiçek açmaya başlar. Eğitim hayatını tamamlayıp mezun olan çocuklar gibi…Öğretmen bu süreçte hangi duygu ve eylemler içerisinde derseniz.Öğretmen, her bir çiçeğiyle tek tek ilgilenmek için çaba sarf etmekte.Doğrusunu aşılamak için mücadele etmekte.Takıldığı engelli aşarken yanında olmakta ve aştığında o mutluluğunu paylaşmakta.Uzun lafın kısası çocukları yarına yetiştiren olmakta…Yarına diyorum çünkü bir çocuk bir iki yılda yetişmiyor. Anne karnından okul öncesine kadar aileden, okulöncesinden üniversite bitimine kadar öğretmen ve aileden öğrendikleriyle bir birey oluyor.Biz çocuk gelişimcilerin önemi burada başlıyor. Her dokunduğumuz çocuk topluma kazandırılan yarının bireyleri olmakta.Bu kadar zor, değerli ve bu mesleği severek yapan  tüm meslektaşlarımın 20 mayıs çocuk gelişimciler günü kutlu olsun.Her dokunduğumuz çiçeklere yaşam olmak ümidiyle...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/20-mayis-cocuk-gelisimciler-gunu-kutlu-olsun/4835/</link>
			<pubDate>Sun, 22 May 2022 13:55:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇOCUKLARIN DÜNYASI ...]]></title>
			<description><![CDATA[MERHABALAR, Bugün sizlere içerisinde bulunduğum bir süreçten bahsetmek istiyorum]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[MERHABALAR,Bugün sizlere içerisinde bulunduğum bir süreçten bahsetmek istiyorum.Çocukların dünyası!Çocukların dünyası her birinin farklı hayallerle düşlediği rengârenk bir dünyadır.Tabi kimimiz bu dünyaya misafir olabiliyoruz. Kimimiz bu dünyayı düşleyen çocukların ebeveyni kimimizde bu dünyaya giremiyoruz.Yaklaşık iki haftalık bir süreçte yapmış olduğum çocuk gelişimi stajyerliğinde çocuklara bir nebze daha da yakınlaşmış oldum.Birlikte geçirdiğimiz zaman içerisinde yaptığım izlenimler de her çocuğun hayat veren birer çiçek olduğunu her geçen gün daha da iyi gördüm.Sanki büyümüşte küçülmüş gibi konuşmaları,  oyun oynarken benimle birlikte oyun oynamak istemeleri.Her biri çocukların dünyasından birer kare sanki.Stajyerliğe ilk başladığım da çocukları tanıdığımı ve her durumda onları anlayabileceğimi düşünürdüm oysa her çocuk her gün her saat her dakika kendine has özgüye sahip şekilde farklı davranışlar sergileyebiliyor ve farklı düşünceler ifade edebiliyor.&nbsp;Her çocuk böyle iken bu çocukları her şeyden mutlu olmayan, isyan eden, şikâyet eden veya küçücük şeyden mutlu olan, kusuru görmemezlikten gelen, her durumda sevgiyle çözebilen çocuklar haline ne gibi durumların getirdiğini düşündüğümde akla ilk gelen aile oluyor. Tanıdığım o güzel hayatlar da maalesef ki parçalanmış ailelere sahip olan çocuklar var ve o benim güzel çocuklarım nasıl mı istemeden belli ediyorlar?Şöyle ki yaptığı etkinliğini hafta sonların da gittiği annesine veya babasına götüreceğini söylediği o heyecanlı gözlerle,Evde istediği gibi davranamadığından sınıf içinde o özgürlüğü kendine hak gördüğünde,Ailenin eksikliğini.Gün içerisinde oyun zamanın da bir anda gelip sarılmasıyla,Okula geldiklerinde o mutlulukla bakan gözlerle baktıklarındaAilenin varlığının hissedebiliyorum.Durum böyle olunca ailenin bir çocuk ne kadar saf, nötr olsa dahi bulunduğu aile ortamının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözlemlemiş oluyorum.Şu kısacık süreçte o küçük kalplerle o kadar bağ kurdum ki her biri hayatın farklı yönlerini gösterdiler.Çocukların var olduğu bir meslek hayatımda yaşamış olduğum deneyimle bir kez daha mesleğimi sevdim ve iyi ki mesleğim iyi ki çocuklar diyorum.Neden mi?Çünkü günümüz toplumumuzda çocuklar hak etmedikleri istismarlara, ölümlere, tacizlere maruz kalıyorlar.Daha dünyaya gelmesi istenilmediği halde doğan bebeklerin vahşice katledilmesi, kız çocuk olarak doğması babası için utanç bir durum olan, daha cinselliğin ne olduğunu bilmeyen çocuğu kendi güdülerini gidermek için cinsel istismarda bulunan bireylerin varlığı, bekaret yaşının 13 yaşlara kadar düşmesiyle çocuk gelinlerden çok çocuk kadınların artması ve evlenen çiftlerin çocuk sahibi olmak istemeyip evcil hayvan sahiplenmesi günümüz toplumda yaşanan toplumsal sorunların olduğunun göstergesi kadar çocuğa verilen değerin azaldığının da göstergesidir.Oysaki çocuğa her geçen gün daha da değer verilmelidir. Erkek – kız demeden,  ırk ayrımı olmadan, psikolojik ve fiziksel şiddet olmadan sevmeli, ilgilenilmeli ki  her çocuk ilgi ve sevgiyle  yarını aydınlatan birer ışık  birer gelecek olsun.Çocukların dünyasına dokunan biri olarakÇocukların ebeveyn arasında kalmadığı, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmadığı, tacize uğramadığı, toplumsal cinsiyet ayrımın yapılmadığı bir toplum diliyorum.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/cocuklarin-dunyasi/4699/</link>
			<pubDate>Fri, 29 Apr 2022 14:37:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YARIN...]]></title>
			<description><![CDATA[YARIN Nasıl olsa yarın var umudun en sevdiği gün demişti şair]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YARINNasıl olsa yarın var umudun en sevdiği gün demişti şair.Gerçekten umudun en sevdiği günün adımıdır yarın? Ya da ötelediğimiz umutların sığındığını sandığımız liman mı?Kendimizi kandırışımızın gözükmeyen örtüsü mü yoksa?Kim bilir belki de yaşanması mümkünken ertelediğimiz hayallerimizin infaz öncesi susturulmuş düşüdür.Yarının bugünden sonraki gün olduğunu yazar sözlükler…Ama şair umudun sevdiği gün demişti. İki düşünceyi de doğru kabul ettiğimizi düşünürsek umudun bugünden sonraki gün olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.Peki, öyle midir?Nefes aldığımız hangi an içinde umut yoktur?Sanırım şu an hepimiz şairin halt ettiği konusunda birleşiyoruz. O zaman bir başka şairin sözüne gidelim.Yarın diye bir şey yok boşuna beklemeyin.Gerçekten öyle mi?Yarın yok mu?Her yeni günün başlangıcına bir önceki günden yakıştırdığımız isimdi yarın. Ama güne başladığımızda dünü hükümsüz kılan yarın; dünden isimlendirilen her şeyi de yok ediyor. Yada bir sonraki güne erteliyor. O zaman şaire hak vermek gerekiyor diye düşünüyorum. Gerçekten yarın diye bir şey yok galiba.Belki de düşlerimizin sürekli ertelendiği, hiç gelmeyen, asla da gelemeyecek olan bir zaman dilimidir yarın.Zamanın birinde vuslata erme telaşında üç aşığın içinden çıkamadığı bir soruyu irdeleyelim. Bu üç aşığın vuslat bellediği zaman dilimlerinin kendi dünyalarındaki etkileşimleri üzerindeki tartışmaya bir köşeden bende dâhil olmuştum.Birincisi,Benim vuslatım temmuzun on dördü diye ortaya çıkarkenİkincisiBenim vuslatım ölüm deÜçüncüsü iseBenim vuslatım yarın demişti.Temmuzun on dördü mü? Ölüm mü? Yarın mı?Hangisi daha yakın?Ölümün nefes kadar yakınımızda olduğu su götürmez bir gerçek.Temmuz on dört de yılda bir defa mutlaka geliyor ve gelecek.Peki ya yarın. Yarın ne zaman gelecek?Şimdi böyle de anlattığımız zaman gerçekten de bize en uzak mesafenin yarın olduğu konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.Demek ki yarın, ötelediğimiz ya da ertelediğimiz her şey için uydurduğumuz kılıf tan başka bir şey değil.Hala vakit varken mümkün olan her şeyi yaşamalıyız.Sevgi ve selamÖmer YazıcıYaşamak için acele edin diyen Tayfun Talipoğlu’na rahmetle…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/yarin/4473/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Mar 2022 15:02:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Güzel Sevmek...]]></title>
			<description><![CDATA[Güzel Sevmek]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Güzel Sevmek.Sahi neydi güzel sevmek?Şairin dediği gibi kırmadan, dökmeden, paralamadan sevmek miydi?Ferhat gibi dağları delmek mi?Ya da uğruna ölmek mi?Günü dünden ayıran en belirgin özelliklerden bir tanesi de bu olsa gerek. Zamanla birlikte şekillendirilen bir sevgiyi iç dünyamızdan çıkararak basitleştiriyoruz. Basitleşen sevgiyi başka dürtülerle kirletiyor ve kirli bir Dünyada yaşamak zorunda kalıyoruz.Hepimizin sıkça duyduğu bir söz vardır. Hatta yeri geldiğinde hepimizin sıkça kullandığı bir söz…Nerde o eski sevdalar…Madem hepimiz eski sevdaların özlemindeyiz neden o sevdaları derinlemesine incelemez ve kendi yaşantımıza eklemeye çalışmayız.Hiç düşündünüz mü o eski sevdaları bugünden ayıran neydi. Ninemle dedemin yüklendiği sevdanın güzelliğini bugün neden bulamıyoruz. Biz demi bir sıkıntı var yoksa o eski sevdalarda zamana yenilen her şey gibi yok mu oldu.Dedem anlatırdı;“Sevdamı görmek için iki gün yürüyerek yaylaya çıkardım. Sonra çeşmenin yakınında bir yere gizlenir saatlerce gelmesini beklerdim. Bazen hiç gelmezdi. Bazen de yanında birileri olur konuşamazdık. Ama ben o çeşmenin yakınlarından hiç ayrılmazdım. Bilirdim ki o gelecek konuşamazsak da uzaktan da olsa bana bakacak ve göz bebelerimiz bir şekilde birbirine değecek. İşte o an. Tam o an bütün dünyanın olmasa da olur dendiği andı. O an bir ömürden çok daha fazlasıydı.”Bizim onlardan neyimiz eksik?Neden bizim de dedemler gibi ömrü sığdırabileceğimiz o anımız olamıyor?Eksikliğimiz aslında hayatımızda olan fazlalıklarımız mıdır?Hangimiz sevdamızı bir saat bir köşede sessizce bekleyebiliyoruz?Dedemlerin yaşadığı o anı bizde yaşamaya çalışalım hadi. Sevgilimizle buluşmak için anlaşıyoruz. Anlaştığımız saatte buluşma yerine gidiyoruz. Ama sevdanız o saatte orada olamıyor. Üç dakika bekliyoruz belki beş en çok on dakika sonra hemen telefona sarılıyoruz.Nerdesin?Neden gelmedin?Beni neden bekletiyorsun?Arada kendi kendimize ettiğimiz küfürleri saymıyorum bile.Ama biz dedemlerin ömür sığdırdıkları anı yaşayacaktık değil mi? O anın neresinde şikâyet var neresinde küfür ya da serzeniş var.Kaybettiklerimizin belki de en başında geliyor güzel sevmek.Çünkü bir güzel sevemiyoruz.Çünkü biz sevmeyi bilmiyoruz…Şimdi herkesin içinden şunun geçtiğinden eminim. “Evet, bu dedikleriniz doğru ama ben öyle değilim.”“Ben şöyle seviyorum ben böyle seviyorum” falan filan. Herkesin yukarıda okuduklarından kendince bir pay çıkardığını ve kendi iç dünyasında o payla avunmaya çalıştığından eminim.Kime sorsan ölümüne seviyor.Kime sorsan çoook seviyor.Sorun belki de tam buradan kaynaklanıyor. Herkes sevdası için ölüyor ya. Peki, hangi sevda ölümü sever?Ölüm sevdanın neresinde var?Hele birde çok sevmek var ki evlere şenlik. Çok sevmek nedir Allah aşkına. Neyle ölçülüyor. Kim nasıl ölçmeyi başarabilmiş.Şehvetin sevdanın çok önünde olduğu bir zamanda biz neyi tartışıyoruz Allah aşkına.“Göz göze bakmakta ar eden sevdalıların güzelleştirdiği hayatı nasıl geriye getireceğiz.”Eyvah!Kendimizi kandırmayalım.Binlerce kilometrelik bir mesafede aynı anda aynı yıldıza bakarak göz göze olduğunuzu hissedemiyorsanız sevmemişsiniz demektir.Her an bir önceki andan daha fazla özlemiyorsanız sevmemişsiniz demektir.Bir saç telindeki yar kokusunu sonsuzluğa taşıyamıyorsanız sevmemişsiniz demektir.Eyvah!Bizden sonra ki gelecek nesillere nasıl bir sevda bırakacağız bilmiyorum. Ortada bir sevda kaldı mı onu da bilmiyorum.Ama bildiklerimde var.Ferhat’ı biliyorum mesela.Dedemi biliyorum.Biz kirli dünyamıza onları taşıyamamışsak kabahati yüreğimizde ve hayatımızda aramamız gerekiyor.Güzel sevmeyi dedelerimizden öğrendik ama yaşatamadık.Saygıyla, sadakatle, özümüzden vererek sevmeyi yani güzel sevmeyi beceremedik.Eyvah!Selam ve dua ile.Ömer YAZICI]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/guzel-sevmek/4404/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Mar 2022 14:23:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ruhsatsız halı sahalara belediyeden mühür...]]></title>
			<description><![CDATA[Ruhsatsız halı sahalara belediyeden mühür… Bornova Belediyesi zabıtası gerekeni yaptı ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ruhsatsız halı sahalara belediyeden mühür…Bornova Belediyesi zabıtası gerekeni yaptı.... BORNOVALI ....Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu genelgede, “Okullarda, Okul Aile Birliğinin kiraya vermiş olduğu halı saha ve kapalı spor salonlarının kiracılardan alınıp, halkın kullanımına açılması” yer alıyordu.Yakın bir zamana kadar hiçbir yetkili bu konuda adım atmamıştı.Genelgeye göre, okul saatleri dahilinde öğrencilerin kullanacağı, okul sonrası ise İlçe Gençlik ve Spor Müdürlükleri kanalı ile bulunduğu mahallenin gençleri ve amatör sporculara tahsis edilmesi gerekiyor. Hiçbir ücret talep edilmeden gençleri kötü alışkanlıklardan korumak, herkesin spor yapmasını sağlamak için tahsisi isteniyordu. Yıllardır, kiralandıkları için ücret karşılığı spor yapılan tesislere herkesin ulaşması zor oluyordu haliyle… Haklı olarak tesisleri kiralayanlar ücreti mukabili tesisleri tahsis ediyor, yüksek fiyatlar sebebiyle de halk yeteri kadar okulların spor sahaları ve salonlarından istifade edemiyordu.Bunun için “Belediye ile Milli Eğitim Müdürlüğü koordineli çalışmalı” demiştik ancak bugüne kadar sonuç alınamamıştı. Yine, söz konusu tesislerin ruhsatlarının olmadığı, elektrik ve suyu okullardan kullandıklarını belirterek gerekli yasal yaptırımların uygulanması gerektiğini vurgulamıştı.BELEDİYE GEREKENİ YAPTIGeçtiğimiz günlerde Bornova Belediyesi Zabıta ve Ruhsat Müdürlüğü ekipleri, Bornova’daki okulların spor salonu ve halı sahalarına yönelik yaptığı uygulamada bazı tesisler “kaçak ve ruhsatsız” oldukları gerekçesiyle mühürlendi.Gerekli yazılar ve tutanaklar ise ilgili mercilere gönderildi.Bundan sonra yapılacaklar nedir peki…&nbsp;Belediye, İlçe Gençlik ve Spor Müdürlüğü ve Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü. Şimdi üç kurumun iş birliği dahilinde çalışması gerekiyor. İlçe Kaymakamları da, BAKANLIĞIN KONUYLA İLGİLİ GENELGESİ doğrultusunda, bu tesislerin bulundukları bölge ve mahalledeki spor kulüpleri ve gençlerinin spor yapmasına imkan sağlayacak şekilde PROTOKOL imzalanması gerekiyor.Genelgeyi boşa çıkarmak için bazı okullarda, kiracılarla geriye dönük sözleşmeler yapıldığı iddiaları da araştırılmalı.Milli Eğitim Bakanı bu konuda kararlı. Çünkü bu proje, Türk Gençliğinin spora olan ilgisini artıracak.Okulların ise buralardan gelecek gelirlere ihtiyaç yok.Okul Aile Birlikleri üzerinden ciddi harcamaların söz konusu olduğu biliniyor.Bornova Belediyesi’ne bu konudaki hassasiyeti için bir defa daha teşekkür ederken, bunun diğer ilçeler için emsal olmasını diliyoruz.Zira, ruhsatı olmadan faaliyet gösteren işletmeler için ne yapılıyorsa Bornova Belediyesi ruhsatsız halı saha ve spor salonları için de gerekeni yapmıştır.Önümüzdeki günlerde, konunun ciddiyeti hasebiyle Valilik, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün de yaptırım uygulaması bekleniyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/2ba93741-0207-4a94-935c-456e06c6376f-1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/2ba93741-0207-4a94-935c-456e06c6376f-1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/2ba93741-0207-4a94-935c-456e06c6376f-1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/2ba93741-0207-4a94-935c-456e06c6376f-1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/ruhsatsiz-hali-sahalara-belediyeden-muhur/4363/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Mar 2022 19:27:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[... BİR İSTANBUL ...]]></title>
			<description><![CDATA[BİR İSTANBUL Bir İstanbul Öncesinde sokaklar Başıboş kalabalıklığımın tek başına sustuğu Yeşili unutmuş Yetişmeye çabalayan kahraman bir ordu Altı on beş vapurunda simit olamazsan martıya Anasının eli]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİR İSTANBULBir İstanbulÖncesinde sokaklarBaşıboş kalabalıklığımın tek başına sustuğuYeşili unutmuşYetişmeye çabalayan kahraman bir orduAltı on beş vapurunda simit olamazsan martıyaAnasının elini öptüğüm patronHer öpücüğe kaç yevmiye biçecekTaharet musluğu bozulmuş o dairedeBir İstanbulFazla mesaide bir kaldırım orospusuEtek bulsa zillenecekBabadan züppe yetmelereApış arasındaNamus düşkünü budalaAvradının tül çorabındaki kaçığa takılmışBekâret kemerinden medetleAnahtar paspasın altındaBir İstanbulÖtedeOnun bunun çocuğu bir cinayetBoş kovanlarda adamlık derdindeSülalesi öpülmüş ortaçağ şövalyesiÜstelikBeyoğlu meyhanelerinde Müslüm baba dinliyorHassiktirKurban olKöpek öldüren sarhoşluğumaBir İstanbulAyyaş bir matbaaFirari boyalarla olay satıyorYazıyor yazıyorPatronun emrettiği her şeyi yazıyorKöşe de geçmişten sabıkalı ayakkabı boyacısıŞaha kalkmış makalelerde şahitKalemler üç beş paraBir İstanbulVillasının kapısında üryan bir çocukTemizlenmeye çalışır kâğıt mendilleAbi ya bir mendil alsanaÜzerinde alınteri izleri var beğenmezMilyon dolarlık serseriArka camda arabesk bir yürekle de yazılmış haBeni yıkaTemizlenecek sanki top sakallı hergeleBir İstanbulTv de çokbilmiş bir profesörUcuzdan diplomalıDişlenmiş bir elma üstündenMemleket kurtarıyorKıçında Pierre Cardin donPembeVatan millet SakaryaHaydeee.Bir İstanbulSonradan görme leş kargaları ortalık daSiyasetten kravatlı kimisiDoğuştan göbeği genişÖpme telaşında sol kulak arkasındanAmele emeklisi gururlu fukarayıElde var aç akbabaDoyamıyorCepte akrep tarlasıBir İstanbulYahya Kemal’in baktığı tepeOrhan Veli’nin olmayan huzurundan bir haberNerde Ümit Yaşar’ın yorgun şehriNerde Necip Fazıl’ın can katanıSabahattin Ali’nin köprüsünde sabah yokYüreğe ev sahibi o sahipsiz şehirdeMasal bu yaBir İstanbulGüzeli yokHeyyt be gözünü sevdiğim Anadolu’mBir el atıver ucundan sevabınaCan çekişen şu zavallı şehreMertlik taşıVeysel’in toprağını taşıMaviden geçeli çok oldu ya zatenYeşil taşıKüf kokulu beyinlereAzıcık insanlık taşıKarakoç’un kalemin denAhmed Arif şiirini taşıKorkma İstanbulKorkma ölmeyeceksinAnadolu ayakta.Ömer Yazıcı]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bir-istanbul/4333/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Mar 2022 13:15:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AŞK]]></title>
			<description><![CDATA[Hayatımızdaki bütün bilinmezleri, bütün güzellikleri, bütün acıları ve bütün gizemleri çatısı altına toplayan en büyük gerçeğimizdir]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hayatımızdaki bütün bilinmezleri, bütün güzellikleri, bütün acıları ve bütün gizemleri çatısı altına toplayan en büyük gerçeğimizdir.Hepimiz bir şekilde doğarken neden ağladığımız sorusunu kendimize sormuşuzdur değil mi? Çeşitli cevaplar vermiş ya da birilerinden bu konuda cevaplar duymuşuzdur. Aslında bu sorunun cevabını bir şekilde biliyoruz. Ya da öyle olduğunu sanıyoruz. Hiç düşündünüzmü? Çığlık çığlığa ağlayan bir bebek anne memesine sarıldığında neden susar. Daha yeni doğmuştur açlığı bilmez acıyı bilmez aslını ararsanız hiçbir şey bilmez. Ama ALLAH daha anarahminde o ceninin yüreğine öyle büyük bir aşk yerleştirmiştirki doğum esnasındaki o küçücük zaman diliminde dahi aşk tan uzak kalışıyla avazı çıktığınca ağlar. Bu ağlayış aslında bir isyandır.  Ölüm gelene kadar aşk tan her uzak kalışında yeniden canlanır. Taki dudakları ana memesine dokunduğu ana kadar. Ta ki aşk a kavuşana kadar.Hepimiz anamemesi aşkıyla hayata göz açmışız ve ikinci bir aşk dizginleri eline alana kadarda o aşk la kalmışız.Çok sürmez ana memesi aşkı. Hayatı anlamaya başladığımız da yerini anne aşkına bırakır. Onun kokusu onun sesi onun kollarındaki şefkati arar.  Baktığı her yerde annesini görmek ister. An olsun uzağına düşmek demek yeni bir isyanın habercisi olur. Anne her şey demektir…Aşk demektir.Ama zaman ilerliyordur ve yeni yeni oyuncaklar sunulmuştur kendisine. Aşk yavaş yavaş anneden oyuncaklara doğru kaymaya başlar. Artık annesi olmadanda güzel vakit geçirebiliyordur. Kokusunu daha az özlüyor sesini çok sık duymasada olabiliyordu. Belkide aşk yavaş yavaş şekillenmeye başlıyordu yüreğimizde. Evet, annemiz ömrümüzün sonuna kadar yüreğimizin en nadide yerinde en büyük aşkla kalmaya devam edecek ama aşk da yeni biçimlendirilmiş şekliyle o yüreğe başka etkenlerle hükmedecekti.Öylede olur.Mesela ilk bisikletimizi hatırlar mıyız? Ya da ilk bebeğimizi. Nasıl büyük bir heyecanla karşılarız onu. Hangimiz çok sevdiğimiz bir kıyafete sahip olduğumuzda ilk gece onunla birlikte uyumamışız. Bunun adı nedir?Şimdi salim kafamızla düşündüğümüzde saçmalık olarak adlandırdığımız davranışlarımız aslında zamanında yüreğimizi donatan aşkın eseri değil midir?Mesela ilkokul öğretmenine âşık olmayan var mıdır?  Bize göre sınıfımızın en güzel kızına farklı bakmazmıyız o yıllarda?Türlü bahanelerle onun yanında olmaya çalışmaz mıyız? Hatta zaman zaman onu kızdıracak şakalar yaparak dikkatini çekmeye çalışır ama asla itiraf edemeyiz. Kendimize bile söyleyemediğimiz ya da anlatamadığımız bir farklılaşış içerisinde oluruz. Çocukçadır tamam. Tamam, ama o çocukça diye adlandırdığımız şey dahi ömrümüzün son demlerine kadar yüreğimizde vede aklımızın bir yerinde kalır.Yüreğimizde tahtlaşan her gerçek gibi onunda adı aşktır.Aşk zamandır aslında.Asla yerinde durmayandır.Asla doymayandır.Bir zaman sonra mahalledeki arkadaşlarımızla oyun oynamaktır aşk. Okul dönüşümüzde formalarımızı yolda çıkarıp eve dahi girmeden maç yapmaktır.  Kazananın ya da kaybedenin olmadığı o muhteşem güzelliği yaşamaktır. Siz hiç o maç esnasında acıktığınızı ya da susadığınızı hatırlar mısınız? Ben hatırlamıyorum mesela. Nasıl yeni doğmuş bebek açlıktan değilde aşktan besleniyorsa o maçı oynarken bizde aşkla doyuyor ve gene aşkla susuzluğumuzu gidermiyor muyuz? Ama aşk bedel ister değil mi?  O bedel hava karardığında eve dönüşümüzle annemizden yediğimiz fırça ya da üstümüze sallanan terliklerle ödenir.O kadar masumdurki o yıllarda aşk canımızda yansa bir daha asla diye annemize sözde versek bir sonraki okul çıkışında aynı şeyleri yeniden yaşarız ve asla pişman olmayız.Demek ki…Aşk asla pişman olmamaktır.Yürümeye devam eder hayat. Vücudumuzdaki hormonsal değişimler yüreğimizdeki aşk tanımına tamda uymayan değişiklikler getirir. Ergenlik diye nitelendirilen bu dönemde aşk tam olarak cinsel bir sınava tabi tutar yüreğimizi. Hiç bilmediğimiz bir dünya tenimizle buluştuğunda o güne dek yaşadıklarımızın çok ötesinde bir bakışla yeni bir aşk la tanışırız. Biz kendimiz yani. Kendimize ve de dürtülerimize karşı farklı bir aşk büyütürüz.Aşk şekilden şekle girerek farklı mekânlar farklı zamanlar vede sıfatlarla karşımıza çıkmaya hayatımıza vede yüreğimize hükmetmeye devam eder böylece.Mesela lise günlerimizdedir aşk.Başka bir kimlikle!Dostluklardadır.Bazen rakımızın yanında meze bazenda rakımızın kendisidir.Türkümüzdür özlemimizdir. An gelecek parmağımızda alyans la imzaladığımız antlaşmanın sürüklediği farklılaşış ve daha sonrasında işten eve dönüşün heyecanıdır aşk.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/03/mer-yazici-biri.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/ask/4317/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Mar 2022 16:10:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEY, AYNI ZAMANDA AİT OLDUĞUMUZDUR]]></title>
			<description><![CDATA[SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEY AYNI ZAMANDA AİT OLDUĞUNUZDUR Bir şekilde biriktirdiğimiz her nesnenin esiri olduğumuz konusunu konuşmuş ve buna da madde bağımlılığı demiştik]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEY AYNI ZAMANDA AİT OLDUĞUNUZDURBir şekilde biriktirdiğimiz her nesnenin esiri olduğumuz konusunu konuşmuş ve buna da madde bağımlılığı demiştik.Peki, yüreksel ve de düşünsel biriktirmenin ne olduğunu ya da hayatımız üzerindeki etkisini hiç düşündük mü?Nefes almayı biriktirebilir misiniz?Bu soruya verecek cevabımızın olmadığını biliyorum. Peki, nefes almayı geciktirebilir misiniz?Bu iki soruya da “hayır” cevabı verdiğinizi duyar gibiyim. Yaşamak için nefes almayı da vermeyi de zamanında yapmalıyız.O zaman kendimize şu soruyu sormak durumundayız.Gülmeyi biriktirebilir miyiz?Yaşamak için bize sunulan bütün nimetler için de bir zaman ölçüsü olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Her şeyi zamanında yaşamalı ya da zamanında terk etmeliyiz.Sevgiyi de biriktirmemek lazım.İçimizde büyüttüğümüz sevginin tamamını muhatabına verdiğimizde bizde herhangi bir sevgi eksikliği olmayacaktır. Sevgide diğer her şey gibi paylaştıkça çoğalan ve çoğaldıkça büyüyen bir duygu değil mi? Siz sevginizi karşınızdaki, kişiye verdiğinizde o da kendi sevgisini size sunmakta cimri olmayacaktır. Bu da sevginin büyümesine olanak sağlayacak sonraki zaman dilimlerinde içimizde herhangi bir sevgi eksikliği olmayacaktır. Ve bu sonsuzluğa kadar da uzayacaktır.Yoğun bir sevgi alışverişini yaşadığımız bir insanın hayattan göçtüğünü düşünelim. O artık hayatta yoktur. Bir daha asla olmayacaktır.Ama siz onu sevmeye devam edersiniz. Çünkü zamanında sevgi vermiş ve içinizi de onun sevgisiyle doldurmuşsunuz. İşte bu sevgiyi paylaşmakla mümkün dür.Sevgiyi biriktirmeye kalkarsak ne olur?Muhatabının kullanımına sunulmayan sevgi içimizde birikir. Biriken sevgi önce hayallerimize ambargo koyar. Artık o sevgiden başka bir şey düşünemez olursunuz. Buda beraberinde istenilmeyecek bazı davranışlar getirir. Bu davranışların en başında da pişmanlık gelir.Pişmanlık hayatımız üzerindeki en ağır yüklerden biridir. Ve hemen hemen her pişmanlık paylaşamamak ve biriktirmekle başlar.Sonuç olarak sevgiyi biriktirmenin pişmanlıkla sonuçlanacağı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.Ya acıyı biriktirmek mümkün mü?Acı da aynı sevgi gibidir. Zamanında yaşayacak, büyütmeyecek ve asla biriktirmeyeceksin.İçine attığın ve herhangi bir sebepten dolayı yaşamaktan korktuğun acı büyür. Büyüdükçe korkusu da büyür. Korkuyla müttefik olan acı güçlenerek içinizde büyümeye devam eder. Ve bu büyüme içinizdeki sevgiyi öldürür.Yaşayamadığın acı içindeki sevgiyi öldürür.Yaşatamadığın sevgi ise her şeyi öldürür.Öfkeyi biriktirmenin de hoşa gitmeyecek sonuçları olduğunu söyleyebiliriz. Herhangi bir nedenle sinirlendiğimiz zaman çok vakit kaybetmeden o siniri bir şekilde boşaltmak gerekiyor. Bunu yapamadığımızda yani öfkemizi biriktirdiğimiz de bu nefrete dönüşecek ve geçiştirilmesi çok daha zor belki de imkânsız olacaktır.Atalarımızın bir sözünde bunu çok daha net bir şekilde anlayabiliriz.Keskin sirke küpüne zarar verir.Yaşayamadığımız her öfke bir şekilde büyür ve birikir. Bununda kendimize zarar vermek gibi kalıcı sonuçları olur.Merhameti biriktirmenin de benzer sonuçları olacağını söylemek gerekiyor.Sonuç olarak saklamak ve biriktirmenin hemen her türlüsünün hayatımızın dengesini bozacağı gerçeğindeyiz.Nesnel birikimlerin bizi bağımlı hale getireceği, düşünsel birikimlerinde ruhsal bunalımlara gebe olacağı ortada…Bu iki durumun da mutlu olmak ve mutlu yaşayabilmenin önünde engel olacağı su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.Her şeyi zamanında yaşayarak ömrümüzü süsleyebilir ve mutlu kalmayı başarabiliriz.Saygı ve dua ile.Ömer YAZICI]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/sahip-oldugumuz-her-sey-ayni-zamanda-ait-oldugumuzdur/4235/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 16:28:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİRİKTİRMEK...]]></title>
			<description><![CDATA[BİRİKTİRMEK…İnsanlık tarihinin en eski hastalığı.Hayır, yanlış okumadınız. İnsanlık tarihinin en eski ve en yaygın hastalığından bahsediyorum. Sadece insanlara...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BİRİKTİRMEK…İnsanlık tarihinin en eski hastalığı.Hayır, yanlış okumadınız. İnsanlık tarihinin en eski ve en yaygın hastalığından bahsediyorum. Sadece insanlara mahsus bu hastalığın üzerimizdeki etkisini enine boyuna konuşacak aslında farkında dahi olmadan böyle bir hastalığın pençesinde kıvranışımızın farkına varacağız.Biriktirmek.Öleceğini bildiği halde yaşamaya devam eden tek canlı türünün insan olduğunu biliyoruz. Buna rağmen bütün canlılardan farklı olarak hayatın içerisinde sürekli bir şeyleri biriktirmekle meşgulüz.Yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz hemen her şeyi önümüze sunan hayat döngüsünde sürekli bir şeyleri saklayarak başka bir deyişle biriktirerek dünyayı paylaşmak zorunda olduğumuz diğer insanların hatta hayvanların haklarını gasp ettiğimizin farkına varabiliyor muyuz?Eminim ki bu yazıyı okuyan herkes ya da çok büyük bir bölümü asla böyle bir birikimde olmadığını düşünecektir en azından aklından geçirecektir. Bizde bu düşüncede olan hemen herkese sorular sorarak kendimize ayna tutabilmenin önünü açmaya çalışacağız.Evinize gittiğinizde gar dolabınızı açıp içeriye bir göz atın. Kaç tane gömleğiniz var? Kaç kazak kaç ceket. Ayakkabılığınızda kaç ayakkabı? Eminim ki hepimizin çok sayıda aynı tür kıyafetlerimiz vardır. O zaman soru şu.Hiç iki kazak üst üste giyip sokağa çıktınız mı?Aynı anda iki ayakkabı giydiğiniz oldumu?Ya da iki gömlek üst üste?Saçmaladığımı düşünüyorsunuz değilmi? Ama öyle değil. Birde şöyle düşünün. Siz ihtiyaç fazlası kıyafetlerinizi biriktirirken o kıyafeti asla bulamayan kişilerin hakkını gasp etmiş olmuyor musunuz? Sadece iki gömlekle hayatımızı idame edebileceğimizi biliyoruz. Peki, neden gar dolabımızda onlarcası var?Bu örneklemeyi hayatımızın hemen her alanında gözlemleyebiliriz. Mutfağımızda salonumuzda işyerimizde benzer durumlar söz konusudur.Biriktirme hastalığı tam burada vuku buluyor işte. Bizler paramız var diye sahip olma arzusu ile ihtiyacımızdan çok daha fazlasına sahip oluyor, bu kıyafetlere bizden çok daha fazla ihtiyaç duyanları görmezden geliyoruz.Hepimiz günlük ihtiyacımızdan fazla gıdaya sahip oluyor bir müddet sonra tüketemediğimiz bu gıdaları çöpe atarak o gıdaya ulaşamayanların hakkını gasp ediyoruz.Peki, siz hiç ihtiyacından fazla geyik avlayan bir aslan gördünüz mü?Fazla su verdiğimiz bir çiçeğin ihtiyacından fazlasını aldığına şahitlik edebilir misiniz?Bu örnekleri de çoğaltmamız çok mümkün.Biriktirmek bir insan hastalığıdır. Daha kötüsü geniş çerçevede baktığımızda biriktirdiğimiz her şeyin kölesi olduğumuzun da farkına varabiliyoruz.Para sahibi olmayı büyük bir hüner gibi görerek gerekli olduğu halde harcama yapmayan sürekli biriktiren cimri bir birey düşünelim. Bu bireyin bankadaki parası büyüdükçe ona olan aşkı da büyür. Aşk büyüdükçe de hep daha fazla hep daha fazla diyerek o paranın iyice kölesi olur.Ya saat hastalığı olan bir bayanın onlarca belki yüzlerce saati olduğu halde yeni bir saat alma isteğine ne demeliyiz?Eskimemiş eşyaları yok ederek yeni eşyalara sahip olma düşüncesi iç sesimiz midir?Sahip olma arzusu biriktirmenin neresindedir?Ya saklamak.İhtiyaç olduğu halde eskimesin diye kullanmaya kıyamadığımız eşyalarımıza aslında aşk ile bağlanmıyor muyuz?Yukarıdaki örneklerimizin en az bir kaçını kendi hayatımızda gözlemediğimiz konusunda hiç şüphem yok.Sahip olduğumuz her şey aslında ait olduğumuzdur. Bu da biriktirme hastalığına yakalanmış herkesin aslında madde bağımlısı olduğu gerçeğini önümüze koymaktadır.Hepimiz madde bağımlısıyız ve işin kötüsü bunun farkında bile değiliz.Saklamadan, biriktirmeden yaşamayı öğrenebildiğimiz zaman mutlu olmayıda başarabileceğiz. Daha çok mutluluk daha az biriktirmekle mümkün olacaktır.Saklamayın.Biriktirmeyin.Mutlu olun.Not: haftaya beynimizde ve yüreğimizde biriktirdiklerimizle bu konuya devam edeceğiz.Saygı ve dua ileÖmer YAZICI

Tahmini okuma suresi: 4 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/biriktirmek/4215/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Feb 2022 13:44:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Milli Eğitim'de 'görevlendirme'de olan öğrenciye oluyor]]></title>
			<description><![CDATA[Milli Eğitim’de ‘Öğretmen görevlendirmelerin’de olan öğrenciye oluyor! Milli Eğitim’de ‘görevlendirme’ sıkıntısı Değerli okurlarım; sadece ilimize ait bir uygulama olmayan 81 ilde uygulanan öğretmenle]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim’de ‘Öğretmen görevlendirmelerin’de olan öğrenciye oluyor!Milli Eğitim’de ‘görevlendirme’ sıkıntısıDeğerli okurlarım; sadece ilimize ait bir uygulama olmayan 81 ilde uygulanan öğretmenlerin kadrolarının bulunduğu eğitim kurumlarının dışında il ve ilçelerde çeşitli birimlerde çalışmak üzere 6'şar aylık görevlendirmeler yapılmaktadır..Biz yaşadığımız ildeki bu görevlendirmelerin ve  eğitim-öğretim yılı içinde birden fazla hizmetiçi eğitim kurs, seminer ve eğitimler ile okullardaki işleyişlerin zora girdiği sonucunun başta öğrencilerin öğrenim hayatlarını da olumsuz yönde etkilediğini gerek eğitim camiasındaki yöneticilerimizin zaman zaman serzenişlerine, bazen eğitim sendikası yöneticileriyle yapılan eğitime dair istişarelerde bu konuların okul yönetimlerini de zora soktuğu dile getirildiğinde bu konuya da eğilme ihtiyacını duyduk..Söz konusu il veya ilçelerde çeşitli proje veya birimlerde görevlendirilen öğretmenler kadrosunun bulunduğu okuldaki asli görevi derse girmek ve alanında öğrencilerin eğitim ve öğrenim yaşamlarının şekillenmesinde en önemli mihenk taşı öğretmen ayağı bu şekilde aksatılınca, sorunu çözmek adına yerine görevlendirilen ücretli  veya norm fazlası öğretmenler ile çözüm bulunması sadece geçici bir çözüm olduğunu eğitim camiasından gelen seslerden anlıyoruz.Her ebeveyin çocuklarının en iyi okullarda ve donanımlı öğretmenler tarafından öğrenim görmelerini arzu eder. Lakin geçici süreyle görevlendirilen öğretmen, öğrenim hayatına  temel eğitim ile başlayıp ilköğretim ve orta öğretim devam eden öğrencinin kişilik yapısından tutun mental ve akedemik eğilimlerini tam olarak bilmeleri için uzun soluklu bir sürece ihtiyaç duyar. Bu sebeple kesintisiz ve mümkünse aynı öğretmen tarafından öğrenim görmelerinin sağlanmasıyla yaşamlarını kurgulama aşamasında olan öğrencilerimiz için pozitif açıdan avantaj elde etmelerine yol açacağı yine eğitim camiasının çoğunluğunun hem fikir olduğu görüş olarak ön plana çıkmaktadır..Diğer bir konu olan eğitim öğretim yılı "meb çalışma takvimi" içinde, görevi dersine girmek olan öğretmenlerimizin hizmetiçi eğitim,kurs ve seminerlere mesai saati ve iş günlerinde katılımcı olmaları başta öğrencilerin mağduriyetlerine yol açtığı bunun telafisininde çok zor olduğu yine eğitim camiasında dile getirilen diğer büyük sorun olarak ifade edilmektedir… her kesimin sesi olmaya sorunları dile getirip çözüm bulunmasının sağlanmasına ilgili mercileri sistemin aksayan yönlerini görmelerini sağlamaya çaba göstermekteyiz.. eğitimin sorunlarını yine eğitimin içinde bulunan tüm paydaşları tarafından çözüme kavuşturulacağına inanarak,Böylesi önemli sorunlara geçici değil kalıcı çözümler bulunması adına nacizane fikrimizi kamuoyu adına dile getirmeyide yine görev adledip iki ayrı öneri ile sorunun takip edilerek kalıcı çözüme kavuşturacağına olan inancımızın da olduğunun bilinmesini isteriz..*İl ve İlçe Mem'lerin de Çeşitli proje ve birimlerinde görevlendirilecek öğretmenlerin ,norm fazlası olan öğretmenler ile karşılanması..* Hizmetiçi eğitimlerin "Hizmet içi eğitimin uygulanması esasları "göz önünde bulundurularak yapılması böylelikle okullarda boş ders olayının minimize edileceği,* Eğitim bilimleri,kişisel gelişim ve alan bazlı eğitimlerde edinilen kazanımların eğitim öğretimi aksatmadan mesai saatleri dışında, hafta sonu,ara tatil,sömestri yada yaz  tatillerinde yapmaları bu sorunuda tamamen ortadan kaldıracağı kalıcı bir çözüme kavuşacağı duyarlı eğitim neferleri gibi bizlerin de ortak kanaati olduğunu dile getirerek, duyarlı yöneticlerimizin konuya hasasiyetle ele alacaklarına olan inancımızı yineleyerek, eğitimde güzel şeylerde oluyor yazısınıda kaleme alacağımız güzel günlerinde çok uzakta olmadığını  belirterek yazımı sonlandırıyorum.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/milli-egitimde-gorevlendirmede-olan-ogrenciye-oluyor/4156/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 17:32:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İÇİMİZDEKİ ÇOCUK]]></title>
			<description><![CDATA[İÇİMİZDEKİ ÇOCUK Hepimiz bir yolculuktayız]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İÇİMİZDEKİ ÇOCUKHepimiz bir yolculuktayız.Adına hayat dediğimiz bu yolculukta etrafımızdaki olaylara verdiğimiz tepkiler, kişiliğimiz üzerinde belirginleşen etkileşimlerin beraberinde getirdiği bir takım eşleşmelerle ismimizin yanına bazı sıfatlar yerleştiriyor.Ahmet, çok asabi bir adamdır. Her şeye sinir yapar. Mehmet iyi hoştur ama güvenilir değildir.Ayşe şıp sevdi, Fatma duygusuz. Zehra geveze vb. gibi bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.Üzerimize yapışan bu sıfatları hayatın akışı ile birlikte insanların kullanımına sunan bizim davranışlarımızdır.Peki, davranışlarımızı şekillendiren nedir?Neden bazılarımız asabi iken bazılarımız çok eğlencelidir hiç düşündünüz mü?Genlerle alakalı bir takım yorumlar yaptığınızı düşünüyorum şu an. Ama etrafımıza baktığımızda bunun çok doğru olmadığını ya da kısmen olduğunu anlamamız uzun sürmez.Bence bu konunun çözümü için hepimizin çocukluğuna doğru bir uzanmamız gerekiyor.Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Bedenimizde, beynimizde, yüreğimizde çocuktu. Çocukluğumuzun büyüleyen hoşluğunu yaşamış ama o büyünün zamanla savaşını kaybetmiştik.Kaybettiğimiz bu savaşta direnen tek duyumuzun içimizdeki çocuk olduğunun farkına varabildik mi?Bedenimiz büyümüştü. Bedenimizle birlikte bütün uzuvlarımızda büyümüştü. İşte bu büyümelere karşı içindeki çocuğu hayatta tutabilenlerdir mutlu yaşayanlar.Hayat yolculuğumuzun her anında inişler çıkışlar vardır. Kimimiz en küçük bir sıkıntıyı dünya ve memleket meselesi haline getirirken kimimizde aynı meseleyi “aman boş ver” diyerek geçiştirebilmektedir.İşte içimizdeki çocuk tam burada sahne alıyor. Tek derdi mutlu olmak olan o çocuk yaşatıldığı ruhun bütün sıkıntılarını en aza indirebilme gücünü elinde tutuyor.Şimdi bu konuya bir örnekleme getirelim. Geçenlerde iki samimi dostum günümüzün modası covit virüsünü kaptı.Aynı gün pozitif sonuçlarla sosyal medyada paylaşımda bulundular. Bu iki arkadaşımda kamu görevlisi olarak hayatlarını sürdürmekte idi. Hal hatır ve herhangi bir ihtiyaç durumunu öğrenmek için birini aradım.Telefonda bana bir hafta evde karantinada kalması gerektiğini öyle bir serzenişle anlattı ki hapiste kalsa o kadar içlenmezdi ve ben virüs kapmasından çok evdeki olası sıkıntılarına üzüldüm.Hemen sonra diğer arkadaşımı aradım. Aynı durum onun için de geçerliydi ve bana “oh bir hafta kafamı dinleyeceğim, yemeğim geliyor çayım geliyor her şeyim var bir hafta yan gelip yatacağım ve bol bol kitap okuyacağım” dedi.Hatta en sonunda "ben iyileşmek istemiyorum" diye espri bile yaptı. İnanmayacaksınız ama ikinci arkadaşımın karantinada olmasına sevindim.Örneğimiz de anlattığımız gibi içindeki çocuğu hayatta tutabilen kişi bulunduğu şartların bütün olumsuzluklarının yanında mutlu olabilecek bir şeyler mutlaka buluyor. Ve o mutluluğu iliklerine kadar yaşayarak hayatını güzelleştirebiliyor.O zaman şöyle diyebilir miyiz?İçindeki çocuğu hayatta tutabilmeyi başarabilen herkes mutlu yaşamayı bir şekilde başarabiliyor. Başka bir deyişle mutlu olmayı başarabilenler bir şekilde içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir.Şimdi kendimize şöyle bir soru soralım.Mutlu muyuz?Çok azımız bu soruya evet cevabını verecektir. Yine çok azımızda hayır cevabında kalacak ama büyük bir çoğunluğumuz bu soruya şartlı cevaplar verecektir. Şu olsaydı mutlu olurdum ya da şu olmasaydı daha güzel olurdu türünden cevaplar aslında içimizdeki çocuğun yaşatılması ile doğru orantılıdır. İçimizdeki çocuk ne kadar güzel yaşatılıyorsa mutlu olmak için önümüze koyduğumuz şartlar ve engelle o denli azalacaktır.Direk evet cevabını verenler hiç şüphesiz ki içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir. Hayır, cevabı verenler ise eyvah ki o çocuğu çoktan öldürmüştür.Hayatı anlamak için her şeyi bilmek gerekmiyor.Hayattan tat almak içinde her şeyinin olması gerekmiyor.Derin ve sağlıklı bir nefesin size sunduğu zenginliği ölçebilecek hiçbir kıymet yoktur. Siz bu zenginliğin farkında olduğunuz sürece içinizdeki çocuk var olacak ve o çocuk sizin için bütün olumsuzlukların içerisinden bir güzellik yakalayarak hayatınıza gülücükler saçmaya devam edecektir.Hoş bir gülüşün tedavi edemeyeceği hiçbir yürek yoktur.Mutlu olmak hepimizin hakkı ve bunun için;İçinizdeki çocuğa aman verinİçinizdeki çocuğa zaman verinİçinizdeki çocuğa can verin.Saygı ve selam ile…Ömer YAZICI]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/icimizdeki-cocuk/4139/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Feb 2022 12:14:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Zamana yenik düşen en kıymetli değerlerimizden biriyle karşınızdayım.. MEKTUP..]]></title>
			<description><![CDATA[Zamana yenik düşen en kıymetli değerlerimizden biriyle karşınızdayım]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Zamana yenik düşen en kıymetli değerlerimizden biriyle karşınızdayım.Mektup.Bir kişinin geride bırakabileceği en değerli hazine…Başka hiçbir şeyi hareket ettirmeden yüreği başka bir yere gönderebilmenin en güzel yolu.İç yalnızlığın en şifalı dostu.Zaman içerisinde sosyal ağlar e posta ya da telekomünikasyon gibi hızlı iletişim araçlarının yanında varlık mücadelesini kaybeden mektubun bizden götürdüğü değerlerin farkına bile varamıyoruz.Hangi iletişim aracı ana baba yar kokusunu binlerce kilometre mesafeye taşıyabilir. Yüreği kalemle seviştirip içimizde büyüttüğümüz hisleri harf harf motiflerken o hisleri zerre kayba uğratmadan bekleyenin yüreğine işleyebilecek bir başka araç var mıdır?Yalnızlığımızı paylaştığımız satırları yazarken büyülenmiş bir yürek atışı ve inanılmaz bir heyecanla dokunduğumuz kağıda farkında dahi olmadan tenimizin kokusunu işlerken duyduğumuz haz, muhatabının o satırları okurken hissedeceği hazla birleştiğinde sevgi bütün katmanları ile birlikte yüzlerce kez daha büyümez mi?Bir memleketi başka bir diyara taşıyan zarf açıldığında satırlar arasında dolaşma esnasında o memleketin taşı, toprağı, havası, suyu ve hararetli hasreti okuyanı bulunduğu yerden alıp olmak istediği yere götürmez mi?Askerdeki evladından gelen mektupla dünyaya yeniden gelmiş kadar sevinen bir ananın mutluluğunu sağlayabilecek bir başka olgu var mıdır?Bu örnekleri çok daha fazla çoğaltabiliriz.Mektubu diğer iletişim araçlarından ayıran bir diğer güzellik daha vardır.Devamlılık!Mektubun en büyük cazibesi de budur belki de. Kıymet verilen elden çıkmış bir mektubu ya cebimizde ya da koynumuzda taşıyarak an olsun yanımızdan ayırmaz onlarca belki yüzlerce kez okuyarak o inanılmaz hissiyatı istediğimiz her an yeniden yaşayabiliriz.Zamanın getirdiği teknolojik iletişim sistemleri mektubu öldürmüş tür evet. Ama aynı mektup hiç kimseye duyulmadan zaman denilen kavramı yenmeyi başarabilen tek olgudur. Hemen örnekleyelim.Annesi ya da babası ya da sevdiği kişiden mektup alan bir kişinin bunu sakladığını ‘ki bunu yapmayanımız yoktur’ ve mektubu yazan kişinin ölümünden yirmi otuz sene sonra bu mektubu eline alıp yeniden okuduğunu düşünün. O satırlar arasında dolaşırken hayattan yıllar önce göçmüş olan muhatabı ve o kişiyle yaşadıkları bir bir gözünün önüne gelmez mi?O mektup okuyanı otuz sene öncesine götürüp o anı yeniden yaşatmaz mı?İşte mektubun zamanı yenebilmesi tam burada vuku buluyor.Mektup zamanı yenebiliyor üstelik hayattan göçmüş olan yazanı bir süreliğine de olsa sevdiğinin yüreğinde canlandırabiliyor.Mektubun varoluş mücadelesini kaybetmesi aslında bize verilen en büyük cezalardan biridir ve ne yazık ki biz hala bunun farkında değiliz.“Düşmanlarınıza daima kızgın mektuplar yazın. Asla postalamayın.”James Fallows bu sözünde mektubun en büyük dostumuz ve dert ortağımız olduğunu ne güzel anlatıyor. İçinizdeki bütün öfkenizi mektuba aktarın ama asla postalamayın. Sonrasında o kızgınlığınızın şiddetini kaybettiğini göreceksiniz. Burada da mektubun düşüncelerimizin üzerindeki rahatlatıcı etkisini görmekteyiz.Mektup aynı zamanda biriktirdiğimiz anıların en güçlü koruyucusudur. Aklımıza düştüğü an o güzellikleri bize yeniden yaşatmaktan asla vazgeçmez.Sevgiliye ağlayarak yazılan bir mektubun üzerine damlamış birkaç damla gözyaşının etkisini başka hangi nesne de bulabilirsiniz?Aşığın mektubun sonunda kondurduğu dudak izini anlatabilecek yada kullandığı parfümünden birkaç damla damlatarak yar kokusunu sevgiliye taşıyabilecek işaret yada teknolojik gereçler var mı ki?Sevdalı bir mektubun ucunun hafiften yakılması aşkın en saf hallerinden biri değil midir?Ya zarfın üzerindeki o minik yanığı görerek bir aşka aracılık ettiği gerçeğiyle karşılaşan postacının o mektubu muhatabına ulaştırırken ki heyecanına ne demeli?Ya beklemek.Mektup beklemek iki tarafı da inanılmaz bir özlem de tutmaz mı?Tarihin her döneminde hemen herkesin kullandığı mektup savaşlar çıkarmış ülkeler yıkmış imparatorluklar kurmuştur. Ama bu düşmanlıkları bitirende yine mektup olmuştur.Ya şairler.Sevgiliye mektup yazmayan bir şair gördünüz mü?Mektubu şiirle süsleyip yar kucağına düşüren şairlerimizin zaman içerisinde kaybolan bütün güzellikleri bu mektuplarla tarihini çok ileri safhalarına taşınmasına aracılık edebilecek başka ne var ki?Bilinmeyen tarihi öğrenmemizdeki en büyük kaynak da mektuptur.Şöyle düşünelim. Birkaç yüzyıl önce yazılmış bir mektup okunabildiğinde o dönem hakkında en gerçek bilgiyi kullanıma sunar. Yani mektup tarih içerisinde bilgi akışını da en iyi dengeleyen unsurdur.Bazen küçük bir kâğıda, bazen bir hayvan derisi üzerine, bazen de taşlara çivileme tekniğiyle tarihin ilerisine yazılan mektuplardır bize en gerçeği öğreten.Bu güzelliği kaybetmiş olmak ne kadar acı.Şimdi bir kâğıt kalem alıp birer mektup yazarak içimizi en sevdiğimize ulaştırmaya çalışalım. İnsanlık üzerinde inanılmaz güzelliklere imza atan mektubu yeniden yaşatalım özellikle genç kuşağımıza bu büyük mirası hediye edelim.Var mısınız?Ömer YAZICI]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/zamana-yenik-dusen-en-kiymetli-degerlerimizden-biriyle-karsinizdayim-mektup/4123/</link>
			<pubDate>Mon, 31 Jan 2022 01:27:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GELİŞEN TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İKİLİ İLİŞKİLER]]></title>
			<description><![CDATA[GELİŞEN TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İKİLİ İLİŞKİLER… Teknolojinin henüz gelişmemiş olduğu dönemlerde ikili ilişkilerde ilk adımlar; “Allahın emriyle peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[GELİŞEN TEKNOLOJİ ÇAĞINDA İKİLİ İLİŞKİLER…Teknolojinin henüz gelişmemiş olduğu dönemlerde ikili ilişkilerde ilk adımlar;“Allahın emriyle peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz. “ ifadesiyle atılırdı.Evlenecek çiftler ilk kez orada görürlerdi birbirini…Birlikte yaşadıkça birbirlerinin huyunu öğrenirlerdi ama hep bir saygı hep bir sevgi vardı…Zamanla gelişen teknoloji araçları ile birlikte ilişkilerde boyut değiştirmeye başladı.Nasıl mı?Her birimiz sevilmek ve beğenilmek düşüncesiyle yarattığımız birer sanal profile sahibiz. Bu profili oluştururken beğenilecek yönlerimizi öne çıkartıyoruz olumsuz yönlerimizi gizliyoruz. Yaratmış olduğumuz bu mükemmel profillerle, globalleşmenin yoğun olduğu sosyal medyalarda yeni arkadaşlıklar, yeni ilişkiler ediniyoruz.Edindiğimiz ilişkiler uzaktan bir şekilde devam edebilirken, gerçek yaşantımıza taşındığında bazı sorunları beraberinde getirebiliyor.Ortaya çıkan sorunlara örnek verecek olursak; bunların başında, aldatma, güvensizlik, sağlıksız ilişki, intihar ve tehdit diye devam ediyor.Bu sorunları göz önünde bulundurduğumuz da sanal ilişkilerde neler yansıtırsak karşımızdaki de bunu görüyor ve bizi tam anlamıyla bilemiyor.Ta ki bir buluşma ayarlayıp yüz yüze görüşene kadar. Genellikle ilk buluşmada yarattığımız profiller bir kenara bırakılarak gerçek profillerle karşılaşılır ve cümleler sanal dünyanın aksine seçilmeden kurulur.Hal böyle olunca beğenmemezlik, düşüncelerin uyuşmaması gibi sonuçlar çıkabiliyor.Çıkan sonuçların aksine sevdiklerimizle görüntülü konuşabilmek, iletişim zorluklarının olmaması, her istediğimiz de herkese ulaşabilmek çok güzel.Lakin her güzelliğin bir kusuru var.Sevgili dostlarım, bana göre; iletişimde en önemli iki faktör vardır. Biri etkili dinleme bir diğeri ise empatidir!Konuşan kişiyi iyi dinleyebilirsek dönütler verebiliriz.Dönütlerimizi de empati kurarak verdiğimiz de çatışmalar azalmış olacak ve etkili iletişim gerçekleşecektir.İkili ilişkilerde iletişime benzer fakat sağlıklı ilişkide en önemli faktörler ise güven, sevgi ve saygıdır.Bulunduğumuz hayatta ikili ilişkileri bir kenara bırakın aile içinde bile güvenin olduğu ortam çok az.Maalesef ki birbirimize güvenemiyoruz.Güvenememenin tek sebebi tabi ki kitle iletişim araçları değil!Fakat büyük bir çoğunluğundaki etken kitle iletişim araçlarındaki globalleşmedir.Sosyal medyada biriyle tanıştınız ve güvendiniz. Bu kişiyi sevip sevmediğimizi nasıl anlayacağız?Şöyle ki hepimizin farklı kriterleri var ve bu kriterlerle sevgiyi tanımlıyoruz. Sosyal medyada gördüğümüz karşı cinsin görsellerine göre sevdiğimizi hissediyoruz. Hissettiğimiz sevgide zamanla değişiklik gösterebiliyor...Eskiler bilir bende onların anılarından dinlediğimden yola çıkarak söylüyorum.Sevgi bu kadar basit kriterlere bağlı olarak değişen bir duygu değilmiş.Sevgi emek harcanan, fedakârlıklar sonucunda sevdiğin kişi ile mutlu olabilmekmiş yani iyisiyle kötüsüyle sevmekten vazgeçmemekmiş…Sevgi karşındakine saygı duyabilmekmiş…İkili ilişkilerde saygının eskilerden beri eksik olduğu bir toplumda yetişiyoruz. Büyüklerimiz ataerkil toplum anlayışına yani erkeğin üstün olduğu toplum anlayışını benimsediği için eşlerine karşı saygıda hep eksik kalmıştır. Bu sorun maalesef ki, günümüz toplumumuzda da hala devam etmekte ayrıca bu sorunun üzerine globalleşen sanal platform eklenince konuşurken bile birinin diğerine saygısı kalmamış durumda. Sanal platformlarda “bir daha nerede karşılaşacağım aman istediğim gibi davranırım olmadı engellerim” düşüncesi olduğu için birey her istediğini söyleyebilmekte, her istediğini yapabilmekte ve ihanetlerde, ayrılıklarda, aldatmalarda artmakta.Sevgili dostlarım,Maalesef ki günümüz toplumumuzda sağlam ilişkilere sahip olan bireyler çok az.Yaşam şartlarını kolaylaştırmak, yeni şeyler üretmek insanoğlu için oldukça güzel. Ancak değişen teknoloji çağında güzellikleri faydalı kullanmalıyız. Elbette, sosyal medyada arkadaşlıklar, ilişkiler edinilebilir önemli faktörleri göz önünde bulundurulduğu sürece…Ayrıca gerçekleştirdiğimiz eylemleri karşımızdaki kişi bize yaptığında ne hissederdik acaba diye düşünerek hareket etmeliyiz.Sağlıklı ilişkiler, sağlıklı iletişimler sağlıklı bir aileyi ifade eder.Sağlıklı ailelerin olduğu toplumlar her zaman ayakta kalabilmektedir.Bu yüzden güvenin olduğu, saygı ve sevginin arttığı ilişkilerin artmasını diliyorum.Sevgi ve saygıyla…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/gelisen-teknoloji-caginda-ikili-iliskiler/4107/</link>
			<pubDate>Sat, 29 Jan 2022 23:12:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kahraman Kır Çiçeği Güle Karşı]]></title>
			<description><![CDATA[Kahraman Kır Çiçeği Güle Karşı Güle koşarken üstüne bastığımız kır çiçeklerinin hesap sorma zamanıdır ilkbahar]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kahraman Kır Çiçeği Güle KarşıGüle koşarken üstüne bastığımız kır çiçeklerinin hesap sorma zamanıdır ilkbahar.Gül güzeldir. Heybetli ve de cakalıdır.Can alıcı yere dokunmayı iyi bilir sevgide. Binlerce sevdalıya ışık olmuştur. Milyonlarcasına da aşk sunmuştur. Sevginin büyümesindeki inanılmaz etkisi de cabası. Belki onlarcasını daha sayabilirim size…Evet, peki siz hiç üstüne basılan gül gördünüz mü?Üstüne basıldığı halde güzellik sunmaya devam edeni gördünüz mü?Ya da emeğinize sahip olmadan açan?Ulaşmaya çalıştığınızda canınızı yakan da odur. En küçük ilgisizliğinizde solan da… İhtişamlıdır evet ama o ihtişama ulaşmak için sizden neler aldığını da bakmak gerekmez mi? Ona şiirler dizelediğimizde o dizeleri de gene gül içinde güftelediğimizde de mutlu olur. Mutlu olduğu sürece de size ya da sevdanıza mutluluk katar.Ama ya mutlu olmazsa?Küçücük bir kitap arasında sıkıştırıp içine dünyaları sığdırdığınız bir gül o dünyaları size sunmaya ne kadar devam edebilir?Ya ilgisizliğinizi hissettiğinde?Asla size güzel kokular sunmaz ve sevginizin sözcüsü de olmaz. Onu kendi istediği şekle sokmaya çalışmalısınız. O vakit emeğinizi yüreğinizle birleştirerek bebek gibi ilgilenmelisiniz. Sözümüzün özü gül sizden bir şeyler almadan asla vermez. Güzelliği de ihtişamı da aslında buradan gelir.Ya kır çiçekleri?Hangi papatya gülden daha az sevgi sunmuştur yüreğimize? Hangi menekşe bahar müjdecisi olamamıştır? Hangi kardelen koca kışa sevgi ekememiş ve de sevdalılara dirençli güzellikler sunamamıştır? Ya hanımeli? Hiç koku sunumunda cimrilik yapmış mıdır? Onlarcasını daha sayabilirim.Hangimiz bir papatya öldürüp, yapraklarını tek tek yolarken onun vereceği cevapla sevgi düşü kurmadık?Kır çiçekleri candır. Dünyamızı güzelleştirmeye çalışmaktan başka düşünceleri olmayanlardır. Üstelik biz insanların onlara yaptığımız onca kötülüğe rağmen hiç bir şekilde asla cimrilik yapmazlar. Onlar baharımızı renklendirmek için gelirler, Dünyamıza yeni yeni ufuklar katar ve bütün bunların karşılığında hiçbir şey beklemezler. Onlar güneştir. Onlar sudur, topraktır.Kır çiçekleri sevdanın elini avuçlarınıza alıp da yürüdüğünüzde hemen yanı başınızdadırlar. Hani an gelir de sevgilinizin gönlünü hoş etme ihtiyacınız olur ya…Ya da küçük kırgınlıklarınızı unutturmak istersiniz. Belki yüreğinizde işlediğiniz sevdanızın saçlarına bir taç takma ihtiyacı duyarsınız. İşte kır çiçekleri bütün bunları hatta çok daha fazlasını sizden önce düşünür. Hesabını yapar.Onun için hep yanınızda kalırlar. Asla aramazsınız çünkü onlar aşk için, onlar âşıklar için, onlar hayat için gözümüzün gördüğü her yerdedirler.Onlar türkü istemezler, ilgi de, emek de istemezler. Çoğu zaman üstlerine basıp geçtiğimizde dahi üzülmezler. Hiç gelmeyeceğinizi bilseler dahi gocunmazlar. Tevazu öylesine büyüktür ki ne kadar kıyamet koparsa kopsun aslolan görevlerinden asla vazgeçmezler.Gözlerimizi kapayıp düşündüğümüzde her zaman ötelediğimiz hor görüp kıymet vermediğimiz kır çiçeklerinin asla vazgeçmedikleri felsefelerinin dünyamızı güzelleştirmekten başka bir şey olmadığını görürüz.Hayatı anlamak için insanları tanıyabilmek gerek. İnsanları tanıyabilmek de kır çiçeklerini anlayıp, onlara hak ettikleri değeri gösterebilmekle mümkün.Hayatı kır çiçeği özverisinde yaşamaya çalışarak çirkinliklerin tamamını yok edebilir, daha güzel bir dünya da çok daha lezzetli bir ömüre sahip olabiliriz.Kimse bana gül hayattır demesin.Kimse bana gül aşktır demesin.Aşk tevazu dur. Almadan vermeyi bilmektir.Aşk kır çiçeğidir.Hayatta.Sevgi ile…Ömer YAZICI]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/kahraman-kir-cicegi-gule-karsi/4096/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Jan 2022 19:43:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Algı yönetimi kavramı...]]></title>
			<description><![CDATA[HÜSEYİN YILMAZ YURTSEVER'in ilk yazısı Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın']]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HÜSEYİN YILMAZ YURTSEVER'in ilk yazısıEy iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. ”Hucurat/6Peki nedir Bu ALGI? Duyu organlarımız tarafından kaydedilen uyarıcıların beynimiz tarafından örgütlenip, yorumlanarak anlamlı hale getirilmesi olarak tanımlanmaktadır.Psikolojik Operasyon yabancı hedef kitlenin duygularını hedeflerini, mantıklı düşünme yetenekleri ile yabancı devlet ve organizasyonlar gurup ve bireylerin tutumlarını etkilemek üzere seçili mesajlar göndermek için uygulanan planlanmış operasyonlardır.Kitle iletişim araçlarının geliştiği çağımızda savaşlar tank ve toplarla yürütmek Maddi kayıplarla beraber toplumda taraflar arasında son derece tamir edilmeyecek travmalar açtığı için en masrafsız ve rahat olan yöntem algı operasyonları ile yürütülen kansız savaşlardır.Algı yönetimi kavramı, “stratejik iletişim”, “bilgi savaşları’’, “propaganda’’ ve “psikolojik operasyonlar’’ gibi kavramlar ile birlikte düşünülmekte ve bu kavramların içeriği birbirini tamamlamaktadır;Algı yönetimi, ikna, propaganda, manipülasyon, yöntemleri ile şekillenir.“Olmamasına razıyım, Oluyormuş gibi olmasın yeter.”(Franz Kafka)Algı yönetiminde gerçekte olmayan ama olmuş veya oluyormuş gibi senaryoların hazırlandığı mekanlarda kazıklanmaktır.Uzun bir zamandan beri dünya çapında uygulanan bir sistem doğrultusunda uygulandığını görmekteyiz. İnsanoğlunun diğer insan kitleleri üzerinde kontrol gücü elde etmeye çalıştığı tarih öncesi zamanlardan beri her zaman küçük yönetici gruplar büyük insan kitlelerinin zihinlerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmışlardır. Siyasetin stratejisini yönetenler için Diğer bir tabirle en üst düzeyde Çok karmaşık Psikolojik harp tekniğidir.Sosyologlar kitlelere bir şeyi yaptırmak için yeryüzünde üç etkili yol bulunduğundan söz ederler: Zor kullanma, PARA ile satın alma ve inandırmak.Çağdaş Devletler ister iç siyasette, ister uluslararası siyasette devletlerinin bekası ve menfaatleri için dahili ve harici düşmanla veya rakipleri ile her zaman direk savaşmaz ve direk muhatap olmadan kurumsallaşan bir tarzda hukuka aykırı ve makuliyeti ahlak bilimcilerce red edilen asimetrik güvenlik mekanizmaları oluştururlar.Nitekim Feto örgütü operasyonlardan kurtulmanın çaresini Ulusal ve uluslararası alanda elleri kelepçeli, mahpus hamile kadın görüntüleri ile mağduriyet psikolojisi yaratmadı mı?Bu mekanizmalardan en önemlisi muhattap aleyhine kendileri lehine kamuoyu oluştururlar, Kamu desteğini de ALGI operasyonu denen harp tekniğini mümkün olan her vesile ile yaptıklarını herkesçe bilinen bir gerçektir.Algı Yönetimi Metotlarının kullanıldığı bazı temel alanlar,1-Reklam ve Siyasi Propaganda2-Eğitim3-Geleceği Programlama(her türlü yazılı ve görsel faaliyetler)Gelecek programlama şudur. Siz bundan yirmi sene sonra gündeme alacağınız bir konuya kitlelerin vereceği tepkiyi yumuşatmak ve onları alıştırmak için film ve dizilerle bu konuyu onların gündemine sokarsınız. Bunların bir kısmı “bilim kurgu” adı altında insanlara verilir4-Spor Siyaset ve Din(İspanya kralı Kırk yıl İnsanları nasıl ki Seks ve sporla köle olarak idare ettiyse, Müslüman beldelerde Din Bel’amları Firavunların bekası için din’i onlara uydurdular.)5-Yiyecek Su ve Hava6-UyuşturucularHer türlü bağımlılık üreten madde ve nesne bu kategoriye girer. Bu içki de olabilir bir türlü gözünüzü alamadığınız ve sürekli kontrol ettiğiniz telefonunuz da olabilir. Burada amaç insan kitlelerini mutlaka bir şeylere bağımlı kılmaktır.Bunun dışında insanlarda türlü psikolojik sorunlar uydurup onlara farklı uyuşturucu maddeleri (ilaç) olarak verip alıştırmakta mümkündür, Bağımlılık üreten madde ve psikiyatrik ilaçların kullanımı oranları korkunç boyutlardadır.7-Elektromanyetik SpektrumTüm etrafımız telefon, televizyon , wireless, telsiz sinyalleri gibi on binlerce farklı sinyalle doludur. Koca bir elektromanyetik çorbanın içinde pişen minik köftelere benziyoruz. Bugün elektromanyetik sinyallerin beynimiz üzerinde etkisi olmadığını iddia etmek komikliktir8-Televiziyon ve Bilgisayar ve Akıllı telefonlar(Her Mahalle veya köyde ilkel bir Ajan,vezir veya din adamı bel’am yok, ama her evde ve cepte firavunu temsil edebilecek frakanslar algıları sorunsuz yönetiyor)9-Nanobotlar : Bunu biraz izah edelimNanabotlar zerre küçüklüğünde robotlardır ve Nano teknoloji şu an bunlar üzerinde çalışmakta. Yapılan çalışmalardan bazıları bu toz zerresi küçüklüğündeki robotları nefes alma yoluyla insan beynine sokarak orada bir takım reaksiyonlar oluşturmak üzerine. Örneğin farkında olmadan beyninize sokabilecek Nanobotlar beyninizin farklı bölgelerini çeşitli elektrik sinyalleriyle uyararak sizi aniden saldırganlaştırabilir veya tüm enerjinizin tükenmesine sebep olabilir. Ya da bazı eylemleri yapmanızı sağlayabilir. Bu konu hakkında şu an çalışılıyor ama hangi aşamada olduğu konusunda Piyasaya bilgi verilmiyor.Bugün dünyada uygulanan Algı yönetimi iç ve dış düşmanlara karşı en etkili, savaş yöntemi olarak uygulanmaktadır.İkinci Dünya Savaşı konvansiyonel savaşın yanında Asimetrik Savaş’ında tüm yıkıcılığı ile kendini hissettirdiği bir savaştı.İşte Asimetrik Savaş örneklerinden biri;1944 yılında bugünkü CIA’nin atası olan Amerikan İstihbaratı OSS,Almanya’ya karşı ilginç bir operasyona imza attı.Operasyon sürecinde Almanya’nın lideri Führer Adolf Hitler’in yakışıklı bir resmi bulunan pullardan birinin aynısını ufak bir farkla bastırıyor. Ufak fark; Hitler’in yüzünün yarısı çürümüş ve kafatası ortaya çıkmış haldedir.Pulun üzerinde bir de FUTSCHES REICH (MAHVOLMUŞ IMPARATORLUK) yazmaktadır.OSS hiç üşenmeden üzerinde Almanya’da yaşayan insanların adreslerinin olduğu binlerce mektup zarfına bu pulları yapıştırdı. Geriye tek bir sorun kalıyordu.Mektuplar nasıl dağıtılacak, Alman posta servisine nasıl sokulacaktı?OSS bununda üstesinden gelmeyi başardı. Amerikan uçakları önce bir posta treni buldular. Sonra treni havaya uçurdular. Etrafa binlerce mektup saçılmıştı.Amerikan savaş uçaklarının yerini kargo uçakları aldı ve mektuplarla dolu çuvalları enkazın üzerine boşalttılar.Mesaj netti; “Sizin postanıza kadar gelip girdik. Daha fazla direnmenin anlamı yok. Bu iş bitti!”OSS’nin bahsettiğimiz bu operasyonunun ismi “Operation Cornflakes” yani “Patlamış Mısır Operasyonu ”dur.Düşman sizi yönlendirir ve sizi mağlubiyete sürükler. Kedisi de bir film izliyormuşçasına patlamış mısırını alır ve keyiflice sizi izler!Nitekim Küresel güçlerin barış adına tüm dünyaya söylediği yalanlar ve attığı kazıkların bir gün arşivleri umuma açıklanırsa dünyaya Ne kadar hormonlu yalanlar ürettikleri ve kullandıkları gayri meşru teknikler tüm dünyada küresel siyasal depremlere ve sarsıntılara sahne olacağı da stratejik bir gerçek olarak işin mağdurları ancak o gün hakikati tüm çıplaklığıyla görebilecektir.Kısaca Mert olan büyük halk yığınlarını, Namertçe tilki siyasetiyle aldatıldılar.Basiretli Alim ve aydınlar tüm bu oyunları zamanında görmelerine rağmen algı operasyonları onları duyulmaz kılmıştır. Alimler felaket gelince görürler cahiller gidince görürler.Büyük Şeytan ABD nin Eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Bir şeyin gerçek olması pek o kadar önemli değildir; ancak gerçek olarak algılanması çok önemlidir” sözü algı yönetiminin günümüzde ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir.21:YY da tüm dünyada savaşlar tamamen ALGI yönetimi üzerinden devam ediyor ve algı yönetimini yöneten stratejisiler devlet ve toplum psikolojisi üzerinde uzmanlaşmış uzman yalancılardan oluşur. Bu uzmanlar yalan, İftira ve çamur makinalarıdır,Bu meyanda dünya istikbarnı yöneten tüm ülkelerde düşünce kuruluşları vardır,Bu akıllılar sömürge politikalarını yazarlar ve aktörlere icra ettirirler.Irak, Suriye, Libya, Filistin, Lübnan, Yemen hep yalan ve uydurma algılarla yakıp yıktılar bizlere de şok haberler diye yutturarak, Yerelde olmayan oluşmayan hadise ve olgular üzerinden akıl kaymasını yaşattılar.Irak, Suriye ve Libya’nın kimyasal silahlarını birleşmiş milletler inisiyatifiyle tasfiye etmelerine rağmen tekraren Sahte bilgi belgelerle varmış gibi gösterip,yanına barış ve insan hakları bahanesini de yamalayarak barış adına yüz binlerce ölü, Bir o kadar yetim ve kocasız kadın ve milyonlarca mülteci ve harap edilmiş bir Ortadoğu coğrafyasını kendi devlet ve menfaat bazlı yalanlarına kurban ettiler.Nitekim Suriye’de sahaya sürülen 2700 kişilik İngiltere’de asimetrik savaş eğitimi almış beyaz baretliler denen masum şapkaların altına daha önce kurgulanmış kimyasal yalanları ve işkence seanslarını teknolojinin yardımıyla ve sahte animasyonlarla tüm dünyaya zalim Esed yalanlarıyla pazarladılar.Tüm dünyaya ve kendi halklarına da kendilerini hümanist bir siyasetçi diye bir algı oluşturdular.Bunun için Napolyon bir gazeteci düşmanım olacağına, bir ordu düşmanım olsun daha iyidir. Çağımızda Enformasyon en etkili algı yönetimi ve eşekleştirme aracıdır.Günümüzde Savaşlar hiçbir zaman dürüstçe yapılmadığı gibi hep hile ve desiselerin arenası olmuştur. Tek bir istisnası varsa Peygamber ve İmam Ali(as)ın Stratejisidir ve kendisine siz de bir hile ve desise yapın dediklerinde “ Allah korkusu olmazsa Araplarda benim kadar hilenin yolunu, yordamını bilen insan tanımam” demiştir.Beşeriyet arasında bu hile ve desiseler o kadar yaygınlaşmış ki Sözde Savaş Hukuku olmasına rağmen bu hukuk hep Kitap sayfalarında esir ve nesir kalmıştır.Çağımızda teknolojinin himmetiyle, Enformasyon ve yüksek bilinç ile diğer manipülasyon araçları, çok geniş kitlelerin iradesini de algılarını da yönetmek bu imkânların sahipleri için çok kolay hale gelmiştir.Psikolojik bir vakıa olarak yalanın tekrarı yalanı uyduranı da yalana inandırır.Psiko sosyal bir gerçek olarak Neye nasıl bakarsan öyle görürsün misali.Günün birinde adamın baltası kaybolmuş, her gün dükkânının önünden geçen çocuğun sanki saklanarak oradan geçtiğine kanaat eder ve baltasının bu çocuğun çaldığına kanaat getirir, neticede baltasını başka yerde bulunca ne kadar yanıldığını anlar.İşte bundan dolayı algılar doğru çalışmaz ise idraki de, anlaşılmaz kılar veya yanlış bir kanaatin kurbanı olmak zorunda kalır. Aklın yanlış algılara kurban edilmesine de akıl kayması da denebilir.Bütün dünyada şu anda siyaset bilimini iğfal edenler, Büyük kitleleri yazılı ve sözlü olarak yanlış algılarla diğer bir tabirle eşekleştirerek yüklerini sorunsuz taşıtma gayretindedir.İşte bunun için şu stratejik tespit doğru bir önermedir diyebiliriz ki;“Savaşları kapitalistler planlar, Silah tüccarları organize eder, Aptallar başlatır, ve Masumlar ölür....!!! “Bunun için psiko analiz merkezlerine yüklü miktarlarda yatırım yaparak kitleler üzerinde farklı algılar oluşturarak ve akıl kaymasını sağlayarak siyasi kariyerlerini koruyorlar. Bu sömürge siyasetinin tüm figürleri ölümünden sonra hep lanetle anılmışlardır.Akıl tutulması da diyebileceğimiz, hakikatte yanlışların doğru, Doğruların da yanlış olarak idraklere enjekte eden Muaviye gibi sahtekarlar tarihte Yüz bin ahmak’a Cuma namazını çarşamba günü kıldırdıklarını ve hiçbirinin bu yanlış uygulamaya itiraz etmemelerini akıl kayması ile izah etmek mümkündür.Tüm düşünce kuruluşları ve anket şirketleri algı yönetimi için mükemmel birer manipülasyon ünitelerdir.Ülkemizde de 12 Eylülün mimarları Amerika’nın gayreti ile halkın çocuklarını yalanlarla kutuplaştırarak kaos ve kargaşa ortamını halkın parası ile oluşturarak cuntanın meşruiyetini algılarla oynayarak meşrulaştırmanın gayri meşru tiyatrosunu da seyrettik.Sonuçta biri sağdan, biri soldan olmak üzere işkence odalarına hapsedilen ve garip bir tiyatronun esas gerçek perdesini de seyrettik. Âmâ bitince ama geçince, Amma yok olunca fark ettik.Hitlerden, Stalin’e kadar birçok Siyasetçi "Ben olmazsam ülke batar" diye kitlelere her vesile ile korku psikolojisi enjekte ederek, Kimileri de şiddet unsuru ile korku psikolojisi üreterek kitleleri teskin etmiştir.Dünya siyaset tarihinde ekseriyet algılarda şiddet yöntemi kullanılmıştır.Şili'den bir örnekle izah edersek, General Pinoşet bir gün tebdili kıyafet ile sinemaya gider ve seyircilerin arasına oturur, Film başlar başlamaz, ilk olarak Pinoşet’in heybetli bir fotoğrafı yayınlanır, sinemadaki herkes ayağa kalkar ve alkışlar, Pinoşet’in yayındaki bakar ki yanındaki kalkıp tezahürat yapmıyor, eğilir ve yanındakinin Pinoşet olduğuna bakmadan, hey arkadaş sen de kalk alkışla burada bu pezevengin çok ajanı var bu p...k için ölüme gitmen gerekmez. demiş..!Ölüm algısı zoraki gayrimeşru saygıyı doğurmuş.“Kenya’da İngiliz hakimiyetinin olduğu zamanlarda bir mahallede bir İngiliz öldürülüyor. Mahallede yüzlerce insan yaşıyor ve İngiliz Hükümeti mahallenin tümünün idam edilmesine karar veriyor. Aldığı bu karara yüreği dayanmayan Kraliçe Elizabeth 20-30 kişinin affedilmesini istiyor ve o 20-30 kişi dışında herkes idam ediliyor. Ama akıllarda kalan Kraliçe’nin ne kadar asil ve soylu bir davranış gösterdiği oluyor” İşte algı yönetimi bu kadar saçma ve hakikati tersyüz eden bir edepsizliktir.Nitekim bugün Suudi firavunları kasıtlı ve bilinçli bir şekilde Yemen’in garip, yoksul halkının üzerine son model savaş makinaları ile acımasız bomba yağdırmanın kendilerince izahı “Yemen’in çocukları üzerinde öyle bir korku algısı oluşsun ki nesiller boyu bu algı devam etsin ”itirafları şiddet algısının en rezil itirafıdır.Beşeriyet akıl kaymasına müptela olmuş ki, akademilerinde yalan üreten beyin fırtınalarını akademik ihtisas payesi ile ödüllendirme gayreti ve rezaletini de realize ediyor.İnsan bazen karşılaştığı eşya ve olayları idrak edip yorumlamakta aciz kalınca bu olgulara olağanüstü anlamlar yüklemeye çalışır. İşte Hello dayı da onlardan biridir.Halil dayı hacca gitmiş. Medine'de otelin otomatik kapısı o girerken açılınca, ilk defa gördüğü için "Sübhanallah!" demiş hayretten.Abdest almak için elini musluğun önüne verince su akmaya başlamış,Hacı Halil suphanallah ve La ilahe İllallah Allah’ü Ekber çekmiş,Sabah namazında otelin hoparlörü olduğunu bilmeden, Bir sesin Eselatü hayrun minennevm sesinin vahiy meleğinden çıktığını hesaplamış,Mescid-i Nebi'de namaz kılarken, büyük şemsiyeler açılmış ve namaz kıldığı yeri gölgelemiş.Yürüyen merdivenin önüne gelmiş merdiven çalışmaya başlamış,Buna da ayrıca hayret etmiş ve Allah'ın sevgili kulu olduğuna kanaat getirmiş.Nihayet Halil Dayı, Peygamber(sav) Efendimiz ‘in makamına gelip diz çökmüş ve seslenmiş:"Ya Muhammed, hele bak kim geldi!. Hele bak, hele bak.."Sonuçta Hello dayı da algılarının kurbanı olmuştur.Sonuç; Algılar doğru teşhislerle yönetilmezse akıl yanlış kararların kurbanı olur. Günümüzde tüm sömürgecilerin politikalarının ilk basamağı hedef kitlenin algılarıyla oynamaktır. Bu nedenle onlar için medya onların vazgeçilmez tapınaklarıdır.Nihayetinde Allah’a iman edenlerin dayanak noktası Yüce Allah’ın Sonsuz ilim ve Kudreti olduğu için “Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.) Ali İmran/54Beşeriyet için ekseriyet Kurumsal bazda üretilen yanlış algılarla idrak kayması potansiyel bir kemiyete dönüşse de, İnananlar için Allah dayanak noktası ise gerisi lafu güzaftır.!Allah’a dayanan ve sadece O’ na güvenen Muvahitler Kesin olarak Mutlaka üstün geleceklerdir.Selam dua olsun...!]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/38fa0061-2f06-4bc8-982a-eaba5f0a3df9.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/38fa0061-2f06-4bc8-982a-eaba5f0a3df9.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/38fa0061-2f06-4bc8-982a-eaba5f0a3df9.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/38fa0061-2f06-4bc8-982a-eaba5f0a3df9.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/algi-yonetimi-kavrami/4055/</link>
			<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 18:53:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Âşk, ayrılık, hüzün ve muhteşem kavuşmaların tercümanı Ömer Yazıcı'nın ilk yazısı]]></title>
			<description><![CDATA[Dokuz yüz yetmişin ağustosuna denk gelir ilk ağlayışımız.Yeşille mavinin eşsiz sevişmesine ev sahibi memleketim Rize’de. Karadeniz’in asi dalgalarına nispet...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dokuz yüz yetmişin ağustosuna denk gelir ilk ağlayışımız.Yeşille mavinin eşsiz sevişmesine ev sahibi memleketim Rize’de. Karadeniz’in asi dalgalarına nispet bir nefeslenmeyle, fırtına öncesi sessizliğinde durağan, yağmur sonrası toprak kokusu özünde sade, teşbihe dizilmiş taşlar ahenginde ve patlamaya hazır bomba fitili acelesinde tüketmişiz seneleri.Geride şiir tadında dostluklar süsleyerek özlemle sarıldığımız yarınların telaşını sevgi sunumuyla sevgili gibi yaşamaya meyillenerek, yüreğimizde barındırdığımız çığlık çığlığa sessizlikleri, kulağımızdan düşürmediğimiz nağmeler ve dilimize yapıştırdığımız özümüzle, ölüme yelkenlenmişliğimizi unutmadan, kişiliğimizden ve düşüncelerimizden ödün vermeden hayatta lığımıza devamdayız.Dostluktan, sevgiden ve saygıdan bir şekilde nasiplenmiş herkesle bir gün bir kavşakta buluşacağımız gerçeğine inanmışlığımız ve yeni adrenalinlere kucak açmışlığımızla buradayız.Gökyüzü yorganıyla mavi hayallere uzanışımız, yüreğimizden eksiltemediğimiz aşkı şiire düşürdüğünde henüz terlememiş bıyıklarımızlaydık. O gün bugün dür umudu maviye boyayıp mısra mısra hayata aşılamaya çalışıyoruz.Azal’la başlayan şiir yolculuğumuz; Üç Dünya Aşk, En Çok Ben Yalnızım, Gülayşa ve Mesela… İsimlerinde beş kitapla süslenmiş olsa da, her baharda yeniden tomurcuklanan kır çiçeklerini hayat felsefesinden cesaret alarak yeni doğumlara doğru uzanıyoruz.Aşk la aşığın ilk buluşmasının heyecanı bizde her yeni kitapta bir kere daha coştuğundan olsa gerek durmuyor belki de durdurulamıyoruz.Ne kadar yazarız. Nereye kadar yazarız bilmiyorum.Zaman içerisinde denemeye, öyküye ve romana uzanan kalemimize hükmedememişsek de ilk sevdamız ve yürek düşürdüğümüz şiir sahne almaktan hiç vazgeçmedi. Geçmeyecek de.Âşık olmak değil âşık kalmaktır aşk!Elbet bir gün aşk la aşığı buluştuğu bir dünyadan da sesleneceğiz.Ya da o dünya da buluşacak; kim bilir belki de o dünyada bütün âşıklar el ele yaşayacağız.Haydi, uzatın ellerinizi…Yaşanan HiçForsunda kanat sesleriGeri düşürülmüşYemlenmemiş bir ömürdenTozpembenin az ötesindeİyi düşünülmüşYol tasarımlarıÇiçekliMaviye aç gözlerBulutları karıştırmakta üstelikİğne ucu yetecekBahardan kaçan papatyalardaAç bir gece uykusuSessizce düşürülmüşKör bir zaman dilimiKiraz ağacı gölgesinde serinlemekteAz ötedeDededen kalma baston aşınmalarıİşmar ederNasırlı avuçlardanHer nefesBir öncekinden alacaklıGün tükendiİzmarit avcısı berduş tadındaEski bir ayakkabıÇorap lekeli yollardaÜsluba yenik vuslat peşindeKafa kâğıdına gün eklenmişYenidenVe yinedenBir türküTerazi kefelerinin sensizlik tarafına çökmüşYokHer gün bir gün daha yükseliyorAşağıda ağır bir şiirDireniyor mu?Bileniyor mu?Dileniyor mu?Aynı kubbeAynı tasAynı hayalAynı yasArttıkça şehrin ışıklarıKaranlıkDaha bir hasTükenenHer şeyYaşananHiç.

Tahmini okuma suresi: 2 dakika.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Omer-Yazici-Yazar-3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/ask-ayrilik-huzun-ve-muhtesem-kavusmalarin-tercumani-omer-yazicinin-ilk-yazisi/4049/</link>
			<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 18:33:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova MİLLİ EĞİTİM, yaz yaz bitmiyor...]]></title>
			<description><![CDATA[BORNOVA MİLLİ EĞİTİM DE ŞAİBELER VE İDDİALAR BİTMEK BİLMİYOR]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BORNOVA MİLLİ EĞİTİM DE ŞAİBELER VE İDDİALAR BİTMEK BİLMİYOR...Geride bıraktığımız 2021 yılı sisli ve izaha muhtaç bir yıl olduysa da önümüz BAHAR!,"Şiarımız Gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması İlkesidir"Yaptığımız haberlerden dolayı bazı okul müdürleri görev sorumluluklarında bulunan konularla ilgili geçirdikleri inceleme ve soruşturma neticesinde görevlerinden alınmıştır. Ancak mesleki eğitim merkezindeki kayıp makinaların akibetinin ne olduğu bilinmiyor sorumluları da ne hikmetse bir türlü bulunamıyor? bulunmak mı istenmiyor?İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri yanlış mı bilgilendiriliyor yoksa olaylardan ve gerçeklerden haberi mi YOK? öyleyse bir an evvel olaylarla alakalı geniş çaplı bir araştırma yapılmasının sağlanması talebimiz den de vazgeçmiş değiliz.. Aksi halde genel kanaat, yetkililerin tümünün haberinin olduğu, her nedense bu puslu izaha muhtaç buharlaşan birden fazla atölyeye ait onlarca "sanayi makinalarının" taşınma işlemlerinin yapıldığı 2021 yılı mart ayından bu yana sorumlularının da belli olduğu malum makinaların akıbeti üzerindeki sis perdesinin kamuoyu adına aydınlatılması adına ısrarımızından vazgeçmediğimizin , görev addettiğimiz kayıp kamu mallarının sorumlularının biran evvel bulunacağı ve gereğinin görevini layıkıyla yapacağına inandığımız kamu adına görev yapan yetkililerinin de var olduğuna olan inancımızı yitirmiş değiliz... Hele ki söz konusu topluma yön veren bir eğitim kurumuna ait demirbaşlar olunca konu çok ama çok daha önem kazanmaktadır.Şube müdürleri hakkında haberler çıkıyor eşini okulda memur çalıştırıyor diye bakıyoruz ki okulda aile birliği üzerinde çalıştırılmış sonra ne hikmetse özel bi yurta müdür olarak çalışmaya BAŞLIYOR yine haber yapıyoruz bu kezde özel bi kolejde aynı kişinin adı geçiyor. İz kaybettirdikçe başka kurumlarda izlerine rastlanıyor... Rastlantı mı gerçekten?, tabi bunun sebebi yaptığımız haber mi yoksa?, yurtların denetimi gençlik spor müdürlüğüne geçti diye mi? çünkü artık mili eğitim denetlemiyor tabi böyle olunca da şube müdürünün bir hakimiyeti ve hükümranlığı kalmıyor. Ayrıca eşi de ne kadar vasıflı bu konuda bilmiyoruz ancak hep eşinin çalışma hayatına hakim olduğu alanlarda sürdürülmesi için gösterilen çaba gayret ve imkanlar ister istemez insanların ilgi odağı haline gelerek konuşuluyor ?Aile birliği üzerin de okullara alınan memurlar okul ihtiyaç kadrosunun bildirilmemesinden mi, Devletin ,kurumların ihtiyaç duyduğu gerekli personel ihtiyacını karşılamadığından mıdır yoksa gerçekten ihtiyaçtan dolayı mı alınıyor bilinmez...Şayet yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı mecburi personel ihtiyacı açığının ancak aile birlikleri marifeti ile hizmet alımı şeklinde karşılandığı anlaşılıyor. Buraya kadar tamam... İlginç olan personel ihtiyacı, ilginçtir "Aile birliklerinde istihdam edilecek personelde aranan özel şartlar arasında hamili kart yakınımdır uygulamasının günümüzde de devam ettirildiği gerçeğini gözler önüne sermektedir.." Eğitim kurumlarının bu personel ihtiyacı çoğunlukla aynı kurumların şube müdürleri' nin ve yakın çevresindekilerin yakınları tarafından bu görevlerde istihdam ediliyor olmasının hikmetini merak ediyoruz?DİP NOT: Bornova'da göreve başladığında, müdürlük bahçesindeki ağaçlardaki ÇAM KOZALAKLARI'nın bile "devlet malı ve yetim hakkı" olduğunu söyleyerek iddialı konuşan sayın müdürün, kaybolan MİLYONLUK MAKİNELER konusunda sessiz kalması, işin peşine düşmemesini de merak etmiyor değiliz...]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitim-yaz-yaz-bitmiyor/4047/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Jan 2022 23:21:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖZEL OKULLARA TEŞVİK, ZEKİ VE FAKİR ÇOCUKLAR...]]></title>
			<description><![CDATA[ÖZEL OKULLARA TEŞVİK, ZEKİ VE FAKİR ÇOCUKLAR… Yıllar önce Milli Eğitim Okullarındaki etüt sistemine ağır darbeler vuruldu]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÖZEL OKULLARA TEŞVİK, ZEKİ VE FAKİR ÇOCUKLAR…Yıllar önce Milli Eğitim Okullarındaki etüt sistemine ağır darbeler vuruldu.Öncelikle etüt ve kursların öğrencilere faydalarını söylemem gerekirse; genelde derslere öğrencilerini tanıyan okulun öğretmenleri girdiği için hangi konuda iyi, hangi konuda yetersiz olduklarını biliyor ve yetersiz gördükleri dersler üzerinden zaman planlaması yaparak seviyelerini yükseltiyorlardı.Okuldaki fotokopi ve baskı makinelerini kullanıp çok daha ucuz maliyetle bol miktarda test çözdürüyor o on binlerce para verilen dershanelerden daha verimli ve amaç ticari olmadığı için daha başarılı oluyorlardı.Özellikle dar gelirli memur ve işçilerin zeki çocukları için bu durum dershanelere verilen paranın nerdeyse onda birine mal olduğu için büyük önem arz ediyordu.Peki, sonra ne oldu?Öncelikle özel okullara ve dershanelere karşı bu sistemin değiştirilmesi Devlet Okullarını rekabette geri bıraktı.Çocuk klubü yönetmenliği ders yapmaktan çok oyun oynamayı öncelik haline getirdi.Ders yapılmayacak!Yapılırsa ki ben yaptım onun sonucu “okulda ders ve etüt sistemi gibi ders yaptırdığım için ceza aldım”.Bu durumda veliler haklı olarak çocuklarını okuldaki çocuk kulübü yerine etüt merkezlerine ve özel derslere yönelttiler.Olan bu paraları karşılayamayan okula yıllık bin lira veren özel dershanelere ve etütlere bunun sekiz ile on katı arasında para veremeyecek dar gelirli velilere ve zeki çocuklarına oldu. Sınavlarda eşit koşullarda yarışamayacak hale geldiler.Öğretmenler tarafından bakılırsa bu kulüpler de hem ders vermeleri engellendi hem de topladıkları paranın yüzde atmış ikisi kesintiye uğratıldı ki “bu dünyanın hiç bir yerinde bu kadar emeğe kesinti görülmüş bir şey değil”.Sonuç olarak şunu söyleyeyim imkanı kıt ama zeki çocukların harcanmaması ülkeye birer faydalı bireyler olarak yetiştirilmesi için etüt ve kursların tekrar eski yani ders yapılır hale getirilmesi ve öğretmenin kurstan alacaklarının yüzde atmış ikisi yerine en fazla ve normal olarak yüzde on beşinin kesilmesi Devlet Okullarını özellerle rekabet edecek hale getirecek ve zeki öğrencilerimiz, çocuklarımız daha iyi şartlarda ilerleme olanakları bulmalarını sağlayacaktır…Saygılarımla.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/ozel-okullara-tesvik-zeki-ve-fakir-cocuklar/4042/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Jan 2022 23:10:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ŞİDDET EĞİLİMLİ ÇOCUKLAR VE ŞİİRİN BÜYÜSÜ]]></title>
			<description><![CDATA[ŞİDDET EĞİLİMLİ ÇOCUKLAR VE ŞİİRİN BÜYÜSÜ 2006 yılında görev yaptığım sınıfta çok agresif, sürekli kavga eden bir öğrencim vardı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ŞİDDET EĞİLİMLİ ÇOCUKLAR VE ŞİİRİN BÜYÜSÜ2006 yılında görev yaptığım sınıfta çok agresif, sürekli kavga eden bir öğrencim vardı.Annesi de her defasında “oğlum bir şey yapmıyor onu kışkırtıyorlar” deyince çocuğa yanlışı göstermek çok zorlaşıyordu.O yıl şiir dinletisi yapmayı planlıyordum.Ülkenin yetiştirdiği en iyi şairlerin 28 şiirini öğrencilerime ezberlettim.Bununla birlikte şiirin ana duygusunu haftalarca çocuklara anlatım.Şiddet meraklısı öğrencim okuduğu şiirden etkilenerek “Öğretmenim nasıl bu kadar güzel cümleler kuruyorlar?” diye sorunca, içindeki şiddet yüzünden bastırılmış sevgi duygularının ortaya çıkmaya başladığını fark ettim. Bu kez o öğrencime Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” şiiri gibi güzelden, barıştan, paylaşımdan yana olan şiiri “sen oku” dedim.Okudu hem de çok güzel okudu…Bir gün o sinirli annesi geldi “Hocam bu şiirler nerden çıktı, onun yerine matematik yapsalar ya” diye serzenişte bulundu.“Sen bana da oğluna da 1 ay hiç karışma sonrasında görüşelim” dedim.Bir ay sonra annesi geldi "Hocam bu çocuğa ne oldu böyle, komşular kamelyada sırf ona şiir söyletmek için toplanıyorlar hatta o söyleyince bazen duygulanıyor, bazen gülüyor ve içtenlikle alkışlıyorlar, ben hep bu çocuk büyüyünce başına neler gelecek diye düşünürken Allah razı olsun sayenizde başını kitaplardan kaldırmaz oldu, sevgi dolu kendine güvenen gurur duyulacak biri oldu evlâdım" dedi.Çok duygulu ve minnettar haldeydi.“Benden çok bu şiirleri yazan üstatlara teşekkür et” dedim.Sözün özü; her çocuğun için de sevecen duygular vardır. Onları şiddete yönelten çoğu zaman biz büyüklerin yanlışlarıdır.Yıllarını bu mesleğe vermiş biri olarak şunu net olarak söyleyebilirim “şiir seven, türkü seven ve kitap okuyan çocuğu isteseniz de şiddete yöneltemezsiniz”.Bu vesile ile Cahit Sıtkı Tarancı’yı saygı ile anıp o güzel şiirini sizler için buraya bırakıyorum;MEMLEKET İSTERİMMemleket isterimGök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.Memleket isterimNe başta dert, ne gönülde hasret olsun;Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.Memleket isterimNe zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;Kış günü herkesin evi barkı olsun.Memleket isterimYaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;Olursa bir şikâyet ölümden olsun.CAHİT SITKI TARANCISaygı ve selamlarımla…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/download.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/download.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/download.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/download.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/siddet-egilimli-cocuklar-ve-siirin-buyusu/3997/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Jan 2022 18:15:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[HAYDİ, DOĞAYLA İÇ İÇE, SESSİZ SAKİN BİR KÖYE YERLEŞELİM, SAĞLIKLI YAŞAYALIM…]]></title>
			<description><![CDATA[Son yılların çok gözde trendi oldu: “Şöyle şehre yakın, ama doğayla iç içe bir köy bulalım da yerleşelim]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Son yılların çok gözde trendi oldu: “Şöyle şehre yakın, ama doğayla iç içe bir köy bulalım da yerleşelim.”Yirmili – otuzlu yaşlarını şehir canavarının hengamesi içinde harcayıp, dünya malı peşinde ömürlerinin en verimli yıllarını tüketenlerin, yeni kurtuluş arayışı. Pek çoğumuzun en büyük emeklilik hayali.Ne de güzel olur, şöyle şehre ulaşımı kolay ancak henüz doğa ile bağını koparmamış bir köy bulup oraya bir kulübecik (!) yapsak, daha sağlıklı ve huzurlu (!) bir yaşam sürdürsek diye düşünen günümüz beyaz yakalısından, sizlere birkaç tane köye yerleşme hikayesi anlatayım.Ama lütfen hiçbiriniz üstüne alınmasın, siz öyle yapmazsınız…Birinci hikayemiz, güzelim İzmir’imizin son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Komşuları Hasan bahçesinde sekiz – on tane tavuk beslemekte, ufaktan bir şeyler yetiştirmekte ve bu ürünleri pazarda satarak geçimini sürdürmektedir. Ooooh ne güzel gelsin doğal, günlük köy yumurtası, dalından domatesler, biberler. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, sabahın beşinde öten horoz, kümesin kendine has kokusu, ekilenlerin dibine dökülen gübre kokusu birbirine karışıp da sevimli ailemiz hafta sonu öğlene kadar uyumaktan alı konulunca, bir de o bahçe ve kümesin kokusundan, geçen cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostları pek bir rahatsız olunca …&nbsp;İkinci hikayemiz, ülkemizin göz bebeği İstanbul’umuzun son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Sırtını güzel bir çamlığa vermiş olan bu arazinin komşusu Hasan Amca geçimini 15 – 20 kovanı ile ürettiği ballardan sağlamaktadır. Ooooh ne güzel gelsin doğal, hilesiz, halis çam balı. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostlarının eşinin pek nazik elini sabah kahvaltısında arı denen bir haşerat sınıfı mahlukat sokunca …&nbsp;Üçüncü hikayemiz, memleketimizin Avrupa’daki ayağı Trakya’mızın son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Yemyeşil çayırların göz alabildiğine uzandığı bu arazinin komşusu 40 – 50 koyunuyla geçimini sağlayan Hasan Aga geçimini bu hayvanların sütünden, peynirinde sağlamaktadır. Ooooh ne güzel gelsin mis gibi günlük süt, tam yağlı muhteşem hilesiz peynirler. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostlarının yeni aldığı arazi aracının önü bu küçük sürü tarafından kesilir, sürünün içinde kalan arazi aracının tamponunda koyun denen bir vahşi yaratığın boynuzunun sürtünmesi sebebiyle de bir çizik oluşunca …Veeee ortak son: Muhtara, Jandarmaya, Belediyeye, konuyla ilgili olabilecek bütün müdürlüklere, baş vurulur, bu aymazlığın, düzensizliğin, gayr-i kanuniliğinden bahseden, avukatlar tarafından itinayla hazırlanmış dilekçeler verilir. Hatta araya tanıdıklar da konulur, gereği yapılır.Hikâye bu ya, şu anda her üç aile de doğa ile iç içe, mutlu ve sağlıklı yaşamlarını, yeni komşuları ile devam ettiriyorlar. Mutfak ihtiyaçlarını haftanın üç günü yakın ilçe merkezindeki bir ulusal market zincirinin, çok süslü şubesinden alıyorlar.Hasanlar mı? Onlar arazilerini şehirden gelenlere, çooook uygun (!) fiyata satıp şehre yerleştiler. İzmir’deki tavuklar ve Trakya’daki koyunlar sofralarımızı süslediler bile bir süre önce. Arılara ise ne olduğu bilinmiyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/oguz-sertkaya-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/oguz-sertkaya-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/oguz-sertkaya-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/oguz-sertkaya-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/haydi-dogayla-ic-ice-sessiz-sakin-bir-koye-yerleselim-saglikli-yasayalim/3984/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Jan 2022 23:34:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yeni Yıl ve Eğitim - Öğretimden beklentiler...]]></title>
			<description><![CDATA[Yeni Yıl ve Eğitim Öğretimden beklentiler… Bendeniz İhsan Hoca… Bu haftadan itibaren arkadaş sohbeti eşliğinde bazen kızarak, bazen de gülümseyerek dile getirdiklerimi sizlerle buluşturmaya karar verd]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yeni Yıl ve Eğitim Öğretimden beklentiler…Bendeniz İhsan Hoca…Bu haftadan itibaren arkadaş sohbeti eşliğinde bazen kızarak, bazen de gülümseyerek dile getirdiklerimi sizlerle buluşturmaya karar verdim.Bu hafta da Eğitim ve Öğretimle alakalı gördüklerimi kaleme almayı tercih ettim.Son zamanlarda gözüme çok batan bir konu var;Bakalım sizler neler düşünüyorsunuz?“Öncelikle bir kaç yıl önce yürürlüğe giren Anadolu liselerini işlevsiz hale getiren adrese dayalı sistemin bir an önce yürürlükten kaldırılması lazım!” diyorum…Neden mi?Birkaç branş öğretmeninden dinlediğim kadarıyla öğretmenlerimiz bu konuda haklı serzenişler içinde.Daha önce iyi puanlar alıp bu liselere gelen öğrencilere ders anlatmanın zevkini yaşıyorlardı.Şimdi ise ders dinlemek kaygısı olmayan çocukları da Anadolu Liselerine yönlendirilmesi sonucunda ders anlatmanın, sınıf hâkimiyetinin çok güçleştiğini ve iyi puanlar alıp hedefi olan çocukların bu durumdan çok kötü etkilendiklerini söylüyorlar…Haklılar mı?Kesinlikle!Yakında üniversitelerden şikâyetler gelmeye başlar benden söylemesi…Şikâyetler mi neler olacak?Bunlar sadece benim varsayımlarım. Misal, “matematik, fizik veya diğer alanlarda temel eğitimi zayıf öğrenciler geliyor” diyecekler.Bunun sonucunda da üniversitelerdeki kalitenin çok düşeceğini düşünüyorum, sonrada oturup “biz ne yaptık” diye hayıflanmanın faydası maalesef olmayacak.Teknisyen seviyesinde mühendis yetiştireceğiz. Olan ülkemize ve parlak zekâlı çocuklarımıza olacak...Ne diyeyim, hal böyleyken güzel sözler vaat etmek pek mümkün olmuyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/ihsan-hoca.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/yeni-yil-ve-egitim-ogretimden-beklentiler/3931/</link>
			<pubDate>Wed, 05 Jan 2022 13:46:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[... DAVET ...]]></title>
			<description><![CDATA[Seni bekliyorum; kalbim, azimle kaynayan umut pınarı… Sorgulamadıkça, önce popüler kültürün, sonra dijitalin oyuncağı olan kalabalığın dışında bekliyorum]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Seni bekliyorum; kalbim, azimle kaynayan umut pınarı…Sorgulamadıkça, önce popüler kültürün, sonra dijitalin oyuncağı olan kalabalığın dışında bekliyorum. Dünya, sorgulamayanlar için ağır hüzünlü bir bekleme odası yalnızlığı… Beklemekle, bekleme yapmak arasındaki farkı dahi kavrayamayan bilinç yoksunlarının gürültüsünden sıyrıl diye, cesur bir gayretle aktım, geçtim bunca yolu. Ticari hesaplardan bağımsız, Hazreti Osman ahlakını kulağıma küpeleyen bir iyilikle, geleceğin inşasının gönüllüsü oldum.Yaşadığı çevreye, ailesine, arkadaşlarına, milletine, devletine ve insanlığa değer katan, paylaşmayı yokluk değil, bolluk; nezaketi zayıflık değil, olgunluk bilen, yenilikçi, özgün fikirler üretme cesaretine sahip, özgürlüğün sorumluluğunu taşıyabilen gençlik enerjimizle, Dünya soluklansın diye, önce “Oku”. İlk emre kulak ver ki, yaşadığımız çağı doğru yorumla. Çocuk yaşta ilim ve hikmeti kavrayan, Hz. Yahya’nın gözleriyle oku. Farklı bakış açılarını eleştiri süzgecinden geçirirken, önce kendini bilmenin, doğruyu yanlıştan ayırt edebilmenin ve hepsinin üstünde hakikatin, hikmetin yolcusu ol.Köklü değişimlerin öncüsü olmaktan, çağ açacak fikirler üretmekten korkma. İstiklal Marşı, “Korkma” diye başlayan bir milletin evladısın. Ataların Dünya’nın en cesurlarıydı. Fatih Sultan Mehmet’ten, Mustafa Kemal Atatürk’ten ve yedi kıtaya davetçi Hz Muhammet (SAV)’ den alacağın feyz ile arkadaşlık, kardeşlik, dostluk, akrabalık, evlilik, aile gibi değerlerimizi, hakikati, hikmeti insanlığın geleceğine taşıyacak sensin. Kalbimdeki umut pınarıyla temizlensin üstündeki Dünya tozları, o pınarla yeşersin içindeki umut tohumları.Ne yazık ki, çocukların açlıktan, kadınların sevdikleri insanların şiddetinden öldüğü, alkol, madde, oyun, para, dijital bataklıklarında köle olan Dünya’da, değerlerine sımsıkı tutun. Sonra sadece Allah’a kul olan özgür ruhunla, medeniyeti adaletle yeniden inşa edebilmek için, yeryüzü coğrafyasına anlat.Çünkü kelimelerin insanlığa ecza...Sen, dünyaya aydınlık geleceksin.Diğer yandan,Sen, Dünya’ya aydınlık “gelecek”sin.Seni bekliyorum, Genç! Bul beni.Çünkü söyleyeceklerim bu kadar değil.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Secil-Yar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Secil-Yar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Secil-Yar.jpg"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2022/01/Secil-Yar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/davet/3927/</link>
			<pubDate>Sun, 02 Jan 2022 23:25:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Psikolojik şiddet durmalı ki... Kaba kuvvet dursun!..]]></title>
			<description><![CDATA[Psikolojik şiddet durmalı ki kaba kuvvet dursun! Bir güzel söz değil midir üzgün olsak da olmasak da mutlu eden]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Psikolojik şiddet durmalı ki kaba kuvvet dursun!Bir güzel söz değil midir üzgün olsak da olmasak da mutlu eden......o mutluluktur yaptığımız işlerden keyif almamızı sağlayan.“Nasıl yani bir güzel söz mü mutlu edecek?” Dediğinizi duyar gibiyim.Hadi gelin hep birlikte düşünüp karar verelim.Güne uyandınız ve anneniz yanınıza gelip yanağınıza bir öpücük kondurup “günaydın güzel kızım / günaydın yakışıklı oğlum” dedi veya uyandınız aşağıdan anneniz bağırıyor “kalk artık okula geç kalacaksın” hangi ifade sizi daha mutlu eder? Diye sorsam. Ya da farklı bir yönü ile hangi cümle ile uyanmak sizi daha çok harekete geçirir?Bana sorarsanız evet, ilk ifade şekli daha mutlu hissettirir.Sadece anne/çocuk ilişkisi için geçerli değildir. İkili ilişkilerde de durum böyle ilerler.Genellikle bu durumu ilgi eksiliği olarak ifade ederiz. Örneğin; kız arkadaşınızla telefonda konuşurken “seninle konuşmak çok iyi geldi” dediğiniz de sesinin nasıl mutlu bir şekilde geleceğini fark edeceksiniz veya erkek arkadaşınıza “sen bugün pek bir yakışıklı geldin gözüme” dediğinizde gibi…Yaşamımızın her alanında önemli yere sahip olan güzel sözün, en gerekli olduğu yer ise eğitimin ilk basamağı olan ailedir.Aile içinde eşlerin birbirine karşı davranışı, iletişimi, çocuk/ebeveyn arasındaki tutumun önemi büyüktür.Gelelim sorumuzun cevabına bahsettiğimiz örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda günümüz toplumumuzda en büyük eksiklik değil mi güzel söz, güzel davranış ve güzel tutum?Hal böyle olunca günümüz toplumumuzda yaşanan intihar, cinayet, şiddet ve şiddetin her türlüsünün eksikliklerden meydana geldiğini anlayabiliyoruz. Her gün her dakika “kadına şiddeti, çocuk istismarına dur! Yeter!” diye, bağırıyoruz. Fakat şiddetin ve istismarın altında yatan psikolojik sebepleri dile getirmiyoruz veyahut kaba kuvvetin başlamasına yol açan psikolojik şiddetleri durdurmak için çabalamıyoruz.Hep dile getirdiğimiz kaba kuvvet...Yani şiddette sona gelinen nokta!Oysaki ailede, ilişki de, ebeveyn/çocuk ilişkisinde farkında olmadan veya bilerek yaptığımız psikolojik şiddetti engellemekten yeter demekten bahsetmiyoruz.Peki, hayatımızda psikolojik şiddet nerelerde mi var?Yaşamımızın her alanında psikolojik şiddet yer almaktadır. Şöyle ki gün içinde yaşadığımız stres, olumsuzluklar, isteklerimizin olmaması mutsuzluklara, yorgunluklara yol açmaktadır...Mutsuzluklar, yorgunluklar, streslerde bireyin iletişimini, davranışını, çevreye olan tutumunu olumsuz etkilemektedir.Etkilenen diğer bireyler psikolojik şiddete maruz kalmaktadır.Evet!Hayatımızda illaki olumsuzluklar, stres olunan durumlar var, peki nasıl psikolojik şiddetten uzak duracağız?Yaşamımızın her alanında yer alan psikolojik şiddetten bir anda uzaklaşamayız. Öncelikle güzel söz, güzel davranışı birey olarak âdete kumaşa motif işler gibi kendimize işlemeliyiz.Stres, olumsuz durumla karşılaştığımızda kendi başına başa çıkabilmeyi öğrenmeliyiz. Çıkamadığımız durumlarda paylaşmalı, olumsuzlukları başkalarına yüklememeliyiz. Sizin için yapılan davranışları, yapan kişilere güzel sözler söyleyerek ödüllendirmeliyiz.Korkutmanın birine sahip olmak için bir araç olmadığını bilmeliyiz.Bağırarak bir şeyleri çözmeye çalışmak yerine daha da çözülmez bir hal aldığını görmeliyiz.İstediğimiz durumları zorla yapılmasını isteyemeyeceğimizi bilmeliyiz.Biz gerekli sınırlarımızı bilirsek, güzel söz söyler, güzel tutum sergilersek bir nebze de olsa psikolojik şiddet azalacaktır.Unutmamalıyız ki her türlü şiddetin temelinde psikolojik şiddet yatmaktadır.Neden mi?Güzel bir örnekle açıklamak istiyorum. Bir ailede büyüyorsunuz. Anneniz çalışıyor fakat babanız çalışmayı sevmediği için evde duruyor. Anneniz sizin ihtiyaçlarınızı karşılamak için, evin işlerini halletmek için, babanızın isteklerini yerine getirmek için oradan oraya sürekli koşuşturuyor. Siz bir çocuk olarak ebeveyninizden ilgi bekliyorsunuz. Fakat anneniz halletmesi gereken işler olduğu için ilgilenemiyor. Babanız hiçbir şeyle uğraşmayı sevmediği için sizinle de ilgilenmiyor. Bu durumda siz bir çocuk olarak istemeden de olsa sevgi eksikliği içerisinde büyüyorsunuz. Bu durum sizde psikolojik etkiler bırakabilir. Diğer yandan babanız işten gelen annenize yemek hazır olmadığı için bağırıyor, çalıştığı için teşekkür etmesi gerekirken bir de üzerine laf işitiyor.Anneniz bir yandan ağlıyor bir yandan da yemek yapmak için uğraşıyor. Kendini bu kadar üzen birinden ayrılmayı düşünse çocuğu var, sizi düşünüyor bir yandan da çevrenin boşandığında söyleyeceği cümleleri düşünüyor. Belki de boşanacağını eşine söylediğinde kocasının ona ve çocuğuna yapacaklarını düşünüyor.Oysaki babanız çalışan eşine destek olan, eşinin yaptıkları karşısında güzel sözle ödüllendiren, çocuğuyla ilgilenen biri olmuş olsaydı. Aile içindeki düzen, aile yapısı daha güzel olurdu. Vermiş olduğum örnekte ilk baştan beri bir bireyin diğer birey üzerindeki etkileri yatmakta. Annenin kendi isteklerini, kendini unutup sadece istenilenleri yapmak zorunda olması psikolojik olarak anne de etkiler bırakabilmektedir.Birey olarak her birimiz farklı özelliklere sahip olduğumuz için farklı etkilenmeler farklı psikolojik problemler çıkabilmektedir.Öyle ki günümüz toplumumuzda sabır, tahammül seviyesi, empati kurma, saygı, sevgi azaldıkça azalmaktadır. Toplumdaki bireyler olarak sadece amacımız kendimiz, çıkarlarımız olmuş durumdadır.Maalesef ki böyle psikolojik sorunların ve yukarıdaki gibi toplumsal problemlerin sonuçlarını her gün haber kanallarında cinayet, intihar, kaba kuvvet, istismar olarak görebiliyoruz.Umarım bu yazımı okuduktan sonra yaşamımızda psikolojik şiddeti durdurmak için mücadele eden bireylerden oluruz...Sevgi ve saygıyla]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/psikolojik-siddet-durmali-ki-kaba-kuvvet-dursun/3883/</link>
			<pubDate>Sun, 26 Dec 2021 18:46:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova Milli Eğitim'e sorulara devam...]]></title>
			<description><![CDATA[Cevaplanmayan sorulara devam Kurumlarda, o kadar boşta olan memur varken veya çalıştığı kurum müdürleriyle arası iyi olmadığından başka okulda görev almak isteyen memurlar varken,neden memurları olmay]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Cevaplanmayan sorulara devam 	Kurumlarda, o kadar boşta olan memur varken veya çalıştığı kurum müdürleriyle arası iyi olmadığından başka okulda görev almak isteyen memurlar varken,neden memurları olmayan okullarda görevlendirilmiyorlar? 2021 yılı mayıs ayında,memurlara açılan il içi tayinlerinde memuru olmayan okulların bazılarının neden normu kapatılıp dolu gibi gösterilmiştir? Örneğin, Bornova Suphi Koyuncuoğlu Anadolu Lisesi ve Ortaokulu gibi bazı okulların normu dolu gösterildi mi? Güç ellerinde olduğu için yetkili sendikanın tanıdıkları, eş dost, ahbap çavuş olunan kişiler ya da kurumda şube müdürü olan kişilerin hanımları okul aile birliği üzerinden çalıştırıldı mı? Çalıştırıldı ise devlet zarara uğratılmış sayılmaz mı? 	Bornova Merkezi Eğitim’de açılan Döner Sermaye İşletmesi 3423 sayılı kanuna göre mi çalışmakta? Üretim yapılmadan, döner sermayeden satılan malzemeler mevzuata, kanuna uygun mu? Örneğin dışarıdan alınarak kendi üretimiymiş gibi gösterilip satılan mont, ayakkabı ve maskeler oldu mu? Bu arada maske üretimi için alınan makinelerin de hiç çalıştırılmadığı herkesçe biliniyor. Ayrıca bu ürünler Merkezi Eğitim’de üretildi ise üretimi yapan bölüm şefinin ve bölüm öğretmenlerinin iş deneyimleri var mı? Döner sermayede çalışan kaç öğrenci vardı? Öğrencilerin sigortası yapıldı mı? Öğrencilere ödenen para için banka hesabı açıldı mı? Öğrencilerin çalıştığı zamanda; devam ve devamsızlığı,çalıştığı gün ve saati gösteren hak ediş puantajı var mı? Okulun kendi öğrencileri dururken,döner sermayenin hesap işleri ile ilgilenen saymanın çocuğuna döner sermayeden para ödendi mi? Merkezi Eğitim Merkezinde ticaret bölümü olmadığı ve üretim yapılmadığı halde başka firmalardan ürün alıp kamu kuruluşlarına ve başka işletmelere satış yapıldı mı?Devletin koyduğu yasaları ve kanunları hiçe sayarak resmi bir devlet kurumunu kendi menfaatleri doğrultusunda kullanan yöneticiler büyük bir suç ve yolsuzluk işlemiş olmaz mı?Bornova Merkezi Eğitim kurumunda kurulan döner sermayeye imza atan İlçe Milli Eğitim Müdürü de bu kurumu denetlemeyerek iş ortaklığını alenen açıklamış sayılmaz mı?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitime-sorulara-devam/3817/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Dec 2021 00:56:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BEN KİMİM ?]]></title>
			<description><![CDATA[BEN KİMİM? Gökyüzünde dağılmış cümlelerim var benim Dünyadan azade ve savrulmuş hayallerim, Olmayacak dualarım var benim]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[BEN KİMİM?Gökyüzünde dağılmış cümlelerim var benimDünyadan azade ve savrulmuş hayallerim,Olmayacak dualarım var benim.Sahi ben kimim, kim bu görünen, kim bu görünenin ardında gizlenen...Kim olduğunu bilmeyen bireyden dökülen satırlarBir o kadar da satırları okuyanlara kim olduğunu sorgulatan...Sahi hepimizin her bireyin toplumda kapladığı bir yer var. Bulunduğumuz alanı seçebilme yetimiz bazen var bazen yok...Örneğin anne babamızı seçemez iken eşimizi seçebiliyoruz.Seçimlerimiz ve gelişimsel özelliklerimizle ilerlediğimiz her gelişim dönemimizde farklı sorumluluklarımız da yeni roller ediniyoruz.Bazıları seçilen bazıları ise seçilemeyen roller...Oysa rollerimizi üstlenirken veyahut kapladığımız alanı seçerken asıl soruyu sormuyoruz!Ben kimim? Ben nasıl biriyim?Bu soruların cevaplarını bulduğumuzda toplumdaki yerimizi yani toplumsal kimliğimizi bulmuş olacağız. Günümüzde birçok birey kimlik karmaşası yaşadığı için toplumsal problemler artmakta ve toplumu olumsuz etkileyebilmektedir.Haydi, gelin beraber soralım “Ben kimim?”Bazılarınız;“Ben başarılı bir iş kadını/adamıyım”Bazılarınız;“Ben ailesiyle ilgilenen mükemmel bir anne/babayım”Bazılarınız ise,“Ben nasıl biri olduğumu bilemiyorum” gibi ifadelerde bulunduğunuzu duyabiliyorum...Birey olarak toplumda kimlik oluşturduğumuzun farkına varmadan büyüyoruz. Büyürken kendi istediklerimiz, ailemizin istedikleri ve dışarının toplumsal yargı kalıplarıyla birer kimlik oluşturuyoruz.Evet!Toplumsal kimlik oluşturmakta kendimiz kadar çevremizde etkendir.“Peki, nasıl etkiliyor?” Dediğinizi duyar gibiyim.Şöyle ki eğer büyüdüğümüz ailede babanız öğretmen ve sizinde öğretmen olmanızı istiyor.Ve siz hiç araştırmadan öğretmen oldunuz. Yani ebeveynin dediklerini koşulsuz uyguladınız. Bu kimlik türü ipotekli kimlik türüdür.Bir diğer çevre etkeni ise toplumun baskısı altında kalan bireyin, bir davranışı gerçekleştirdiğinde “Elalem ne der?” düşüncesiyle topluma göre davranış sergilemesidir. Bu tür toplumdaki kimliklere de gölgelenmiş kimlik deriz.Tabi ki çevrenin etkilemesiyle her zaman çevrenin dediklerine göre hareket etmeyiz. Örneğin, toplumumuzda imamın kızının mankenlik yapması.Çevrenin dediklerini duymaması, topluma göre ters hareketler sergilemeye toplumumuzda ters kimlik denir.Bazen de araştırmalar yaparız ama karar veremeyiz. Bir işimizi şunu da yapayım diğerini yapacağım diyerek işimizi ertelememiz, işimizin üzerinde durmamamız. Toplumumuzdaki bu kimlik türüne de “moratoryum” kimlik deriz.Kimilerimizde relax, kuralsız yaşamayı sever. Bu sebepten dolayı yapacağı işi araştırmaz, kriz haline de getirmez. Ve ilerisi için bir karar vermezler. Toplumumuzda bu kimlik türüne de dağınık kimlik deriz.Gelelim tüm bu kimlik türleriyle toplumda karşılaştığında bir kriz durumu oluştuğunda nasıl kurtulması gerektiğini araştıran, değerlendirmeler sonucunda en doğru kararı veren kimlik türüne yani başarılı kimliğe,Başarılı kimlik krizi doğru kararlarla doğru sonuçlara ulaştırabilen bir kimliktir. Örneğin, bir işyeri açacaksınız işyerinin bulunduğu yeri, iş olanağını araştırdınız ve iş yerini açtınız.Aldığınız kararı araştırıp, değerlendirerek doğru bir sonuca ulaştınız. Kararlarınız, uygulamaya geçirmeniz başarılı kimliğe sahip olduğunuzu gösterir.Evet, şimdi sorumuzun cevabını bulduk!Ben kimim?Sorusu hepimize göre değişirken, değişen her kimlik toplumu etkilemektedir.Toplumda eğitimin ilk başladığı alan aile olarak, ebeveyn olarak çocuğumuzu yetiştirirken çocuğumuzun kimlik oluşumunda destek olmalıyız, birebir müdahale etmemeliyiz!Bugün bizler kim olduğumuzu, toplumdaki kimlik türlerimizi bilmeliyiz ki yetiştirdiğimiz çocuklarımıza kim olduklarını, nasıl bir birey olduklarını öğretmeliyiz.Gelişen ve değişen modern toplumumuzda kendini bilen bireylerin olduğu bir toplum olmak ümidiyle...Sevgi ve saygıyla]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/ben-kimim/3685/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Dec 2021 15:10:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova Milli Eğitim'de neler oluyor? - 5]]></title>
			<description><![CDATA[Biz soruyoruz, yetkililerden ses – seda yok!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Biz soruyoruz, yetkililerden ses – seda yok!..Bornova Milli Eğitim’de NELER OLUYOR ? – 5 –Bugüne kadar Bornova Milli Eğitim Müdürlüğü’nde usulsüz görevlendirmeler, kayıp demirbaşlar, 15 – 20 yılda yıkılan okullar gibi konularda kamuoyu adına sorular yöneltiyoruz ancak bugüne kadar ses veren olmadı…Belki bu yazımız dikkate alınır ve kamuoyu vicdanı rahatlar diye yeniden kaleme almakta faide görüyoruz.Evet,1 - Bornova Milli Eğitim Müdürlüğü’nde usulsüz idareci görevlendirmeleri oluyor mu? Bu görevlendirmeler yapılırken kişilerin menfaatleri mi yoksa eğitim öğretimin verimliliği mi gözetilmektedir?2 - Bornova genelinde birkaç ismin Bakanlık tarafından atandıkları kadrolarda çalışmak yerine neden yıllardır başka okulların müdürlük kadrolarında çalıştırıldıkları açıklanabilir mi? Ayrıca yönetmelikler gereği bahsi geçen okulların kendi kadrolu müdür yardımcıları müdürlüğe vekalet etmesi gerekirken, bu birkaç isim onların önüne neden geçiriliyor? Bu durum okullarda kadrosu bulunan müdür yardımcılarının itibarını veli, öğretmen ve öğrencilerin gözünde zedelemez mi?3- Yönetmelik gereği bir idareci görevlendirilirken, görevlendirileceği okulda kendi branşından okutacağı dersler olması esasken özel eğitim sınıfı olmayan bir okula özel eğitim branşından bir müdür yardımcısı nasıl müdür olarak görevlendirilir? Bu usulsüz görevlendirme yapıldıktan sonra durumu kurtarmak adına o okulda uygun sınıf ortamı yokken özel eğitim sınıfı açılarak özel eğitim ihtiyacı olan bu öğrenciler nasıl mağdur edilir?&nbsp;4 - Okul müdürü iken soruşturma neticesinde üzerindeki idarecilik görevinden alınıp öğretmenliğe döndürülüyor ama ne hikmetse Bornova ilçe milli eğitim müdürlüğü tüm sorumluluğu yönetmelik ve kanunları yok sayarak idareci olarak görevlendiriyor. Vatandaş soruyor ilçe millî eğitim müdürlüğü kanun ve yönetmeliklerden üstün müdür.Bu soruyu sorarken ikinci bir soru kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.5 - Mesleki eğitim merkezine, alanı olmadığı halde kimya öğretmeni görevlendirmesi yapılıyor, kendi alanında ders yükü bulunmadığı için alanının dışında başka bir alanda ders görevi verilerek üstüne üstlük birde teknik öğretmen statüsünde uzun süre usulsüz ücret tahakkuk ediliyor.. Kurumdaki huzursuzluktan dolayı 6-7 ay sonra aynı okulda bu sefer idareci olarak görevlendirmesi yapılıyor. Ancak bu görevlendirme huzursuzlukları sahada artınca başka bir okula yine idareci olarak görevlendiriliyor mesleki eğitim merkezinde durumun unutulduğu  zannedilip tekrardan mesleki eğitim merkezine görevlendiriliyor...Bu okulda bu alan olmadığı halde bu ısrar ve yanlışlara devam edilmesinin sebebi kişisel çıkar mı, ahbap çavuş ilişkisi midir...Not: Buna benzer usulsüz görevlendirme sadece bu kurumda yapılmamış birden fazla kurum için yapılmıştır.Sağlam kaynaklardan aldığımız bilgiler doğrultusunda bu gelişmeleri kaleme alırken, sorumlu yayıncılık gereği adı geçen kurumdan gelebilecek açıklamalar için de sütunlarımız sonuna kadar açık…… Evet, konuyla ilgili 5. Yazımız karşılık bulur umudundayız.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitimde-neler-oluyor-5/3683/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 22:42:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[STRES]]></title>
			<description><![CDATA[STRES Birey olarak yaşadığımız aileye, içinde bulunduğumuz topluma karşı birçok sorumluluklarımız vardır]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[STRESBirey olarak yaşadığımız aileye, içinde bulunduğumuz topluma karşı birçok sorumluluklarımız vardır. Bilinçli bireyler olarak elimizden gelenin en iyisini yaparak sorumluluklarımızı yerine getirirken, diğer tarafta sorumluluklarını yerine getirmeyen aile üyesi veya toplum bireyi aile içi çatışmaya, toplumda kaosa neden olmaktadır......elimizden gelenin en iyisi diyorum çünkü ailenin yapısı, ekonomik durumu, birçok çevresel etkenler veyahut toplumdaki diğer bireylerin davranışları, toplumun işleyişi gibi etkenler sorumluluklarımızı yerine getirmemizde birer engel de olabilir, birer kolaylık da olabilir......günümüz toplumumuzda stres olarak yansımaktadır.Peki, stres nedir?Dediğinizi duyar gibiyim. Güzel bir örnek ile anlatmak isterim sizlere...“Profesör öğrencilerine ders veriyordu... Su dolu bir bardağı kaldırıp öğrencilerine sordu: “sizce bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadardır? “Cevaplar 200 - 400 gr arasında değişti. Bunun üzerine profesör şöyle söyledi: “gerçek ağırlık fark etmez. Fakat durum, bardağı elinizde ne kadar süreyle tuttuğunuza göre değişir. Eğer bir dakika tutarsam sorun yok, bir saatliğine tutarsam kolumda ağrı oluşacaktır. Ağırlık aslında aynıdır ama ne kadar uzun tutarsanız size o kadar ağır gelir. “Dertlerimiz, problemlerimiz, sorumluluklarımız da taşıdığımız su dolu bir bardağa benzer......Kafamız da ne kadar düşünürsek taşıyamaz hale geliyoruz. Halk arasında dediğimiz gibi “kafaya takıyoruz” .Oysa (Sürekli düşünmemiz) stres yapmamız çeşitli hastalıları da çeşitli olayları da beraberin de getirebilmektedir......Doktorlar, hastalıkların da atlatılabilmesi için stresten uzak durulması gerektiğini söylüyorlar.Toplumumuzda her gün kaygı bozukluğu yaşayan birey sayısı artmaktayken stresten nasıl uzak duracağız? Veyahut stresi nasıl yöneteceğiz? Dediğinizi duyar gibiyim.Haklılık payınızın yüksek olduğunu göz önünde bulundurursak, evet toplumumuzda günden güne kaygı bozukluğu yaşayan birey sayısı artmakta bunu nereden anlayabiliyoruz?Yaşadığı problemler sonucunda nasıl başa çıkabileceğini bilmeyip, ileri de neler yaşarım gibi düşünceler üzerine düşünüp intihar eden bireyler birer örnektir.Gelelim stres yönetimine. Stresten uzak durabilmek için örnekte bahsettiğimiz gibi problemleri düşünmek yerine çözmek için çabalamalıyız...Elbette bir anda bu davranışı sergileyemeyiz ancak sergilemek için adım adım stresi yönetmeliyiz.Yönetirken bulunduğumuz ortamdaki çevresel etkenlerde önemlidir. Çevresel etkenlerin artması da stresin artmasına neden olabilmektedir.Güzel bir örnek,Kanser hastalarıdır. Ailesinin, doktorunun ve en önemlisi kendisinin düşündüğü düşünce ve motivasyon hastalığının seyrini etkileyebilir.Bu adımları uyguladık ve hala stres yönetimini sağlayamıyorsak bir danışmana başvurabilirsiniz. Danışmanınızın size verdiği nefes egzersizleri de etkili olabilmektedir.Söylediğim stres yönetme yöntemlerini göz önünde bulundurduğumuz da stresin en büyük davetçisi düşüncelerimizdir...Büyüklerimiz der ki “ iyi düşün iyi olsun. “Düşüncelerimizin yönlendirdiği yaşantımız da iyi düşünelim iyi olsun.Sevgi ve saygıyla,İyi hafta sonları dilerimRaziye TATIK]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/stres/3552/</link>
			<pubDate>Sat, 13 Nov 2021 16:32:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova Milli Eğitim'de şaibeler bitmek bilmiyor]]></title>
			<description><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de şaibeler bitmek bilmiyor Aylardır bir biri ardına basında çıkan haberlerle yolsuzluk ve suistimal iddiaları havada uçuşuyor… Hiçbir yetkiliden ses – seda yok]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de şaibeler bitmek bilmiyorAylardır bir biri ardına basında çıkan haberlerle yolsuzluk ve suistimal iddiaları havada uçuşuyor… Hiçbir yetkiliden ses – seda yok.Rahat milletiz vesselam. 	Yıkılan okul… 2.. Okul içindeki milyonluk malzemelerin akıbeti… 3. Sahte belgeler.. 4. Sahte sürücü belgeleri… 5. Davası devam eden gariban memuru tek suçlu gösterip olaya kapatmaya çalışmalar…Hatta ve hatta memura “korkma!.. Bu kamu davası, tanık – sanık yok.. Dava zaman aşımından düşecek” denilerek kandırmak..Endişeleri ne mi peki… “OLUR DA BİZİM DE ADIMIZ GEÇER.. SÜRÜCÜ KURSU, SİYASİLER v.s. Çok sayıda kişi olması sebebiyle iş ORGANİZE SUÇU GİRER” diye düşünüyorlar herhalde…Siz bu şekilde düşünmeye devam edin bakalım.. Patlak ne zaman verecek biz de merak ediyoruz.. Zira, çekirge 1, 2, 3… sıçrar.. misali..Suç sabit adli olay. Dava ne şekilde sonuçlanır bilinmez ama vicdani süreç başladı. Vicdanı sızlayan yüzlerce kişi arıyor. Söyledikleri ise “Bunlar ne ki devede kulak. Bu işi kurcalasalar, biri ipin ucunu bir tutsa çorap söküğü gibi gelecek” deniyor.Asıl size yeni bilgiSeyit Şanlı Meslek Lisesi ile Meslek Edindirme Okulu’nu aynı müteahhit yapmış ve yapılalı 25 yıl olmuş… 50 – 60 yıllık binalar depremlerde yıkılmıyor, her ne hikmekse aynı müteahhitin yaptığı binalar ÇÜRÜK çıkıyor ve yıkılıyor. Yine Naldöken Süleyman Demirel okulu. Yıkılan. Ne zaman yapıldı. Ve neden yıkıldı ?Devlette gerekçe olur. Bu okulun kabulünü, kontrolünü kimler yaptı. Onlarda sorumlu.Bornova’da yüzlerce okul varken neden bu okullarHadi meslek edindirme okulunu anladık. Makineleri iç etmek. Evrakları yok etmek. Buralarda ne sorum var.Bunlar araştırılmalı. İnanın çok şeyler çıkar.İddiaya göre İlçe şube müdürü, kız yurduna eşini müdür yapıyor, sonra aynı kişi okulun sahibi oluyor.Kanun ve yönetmeliklere göre, yurt binasının iki yangın merdiveni olmalı.. Oda ve yatak boyları yönetmeliğe uygun olmalı.Bunları sağlamak çok zor, bakıyor olmuyor yurt sahibi devrediyor. Hem de cüzi bir rakama. Ne hikmetse özel eğitim müdürü eşi tüm şartları yerine getiriyor ve yurt aktif halde.Tereyağından kıl çekme misali… Bu ne beceriklilik…Şimdi yeni düzenlemeyle yurt denetimleri ve ruhsatları spor il müdürlüğüne geçti.Spor il müdürlüğündeki arkadaşlar araştırırsa. Konu hemhal olur.Bir kıssadan hisse anlatalım daha anlaşılır olur&nbsp;Sultan Bayezıd, rüşvet aldıklarını öğrendiği seksene yakın kadıyı Bursa’ya getirtip bir eve kapattırdıktan sonra hepsini ateşe verilip diri diri yakılmasını emreder. Bunu duyan vezir Ali Paşa şaşırır fakat bu karardan padişahı caydırmak için görüşünü beyan etmeye de cesaret edemez. Padişahın kararını değiştirebilmek için aklına bir fikir gelir. Padişahın “Maskara” adındaki soytarısını çağırtıp onu tembihler. Padişahı kararından caydırması halinde ise kendisine bin altın vereceğini söyler. Soytarı hemen padişahın huzuruna çıkıp: ”Padişahım beni İstanbul’a elçi gönderiniz” der. Padişah, İstanbul’a gidip ne yapacağını sual edince Soytarı: ”Hünkarım, imparatordan bize bir miktar keşiş (papaz) göndermesini rica edeceğim.” der. Padişah, bu keşişleri ne yapacağını sorar. Soytarı: ”Padişahım siz kadıları yakacağınız için artık mahkemelerde kadılık yapacak kimse kalmayacak.” deyince padişah: ”Kadılık yapacak başka kullarım vardır.” der. Soytarı: ‘‘Padişahım kullarınız vardır amma okumuş değillerdir.” deyince padişah hemen Vezir Ali Paşa’yı huzuruna çağırıp: ‘‘Kadılar okumuşlardır da neden böyle bir hataya düşerler?” diye sorar. Vezir Ali Paşa, kadıların geçim darlığından dolayı böyle durumlara meylettiklerini söyler. Bu olaydan sonra Sultan Bayezid kararından vaz geçer ve kadıların refahı sağlanır.Bu hikaye çok şey anlatır. Et kokarsa tuzlarız. Tuz kokarsa ne yapılır hiç bir şey. Tuz kokmuş. Eğitim camiası böyleyse. Çocoklar ne yaparİkincisi. Kadının soytarısı da rüşvet alarak iş yapıyor. “ Arkamda siyasetçiler var ben yedim se tek başıma yemedim. Her ay zarf içinde para bıraktım” diyormuş.Şube müdürü, “Genel başkan yardımcısı akrabam, hemşerim. Kimse bir şey yapamaz” derken, boşuna da konuşmuyor sanki…Hiç kimsenin bir şey yaptığı yok!..Bizlerde akıntıya kürek çeker misali. Bakıcağız. Bu akıntı durulur ve keser döner sap döner bir gün gelir hesap sorulur.Bizler okurlarımıza duyduğumuz sorumluluğumuzun gereği,  bilgi belge doğrultusunda bunları kaleme almaya devam edeceğiz.Bundan sonrası. Asli görevi olanların görevini yapmasına kaldı.Onlarda zamanı gelince.Şimdilik bu kadar kalın sağlıcakla. Uykusu kaçanlar. Şeker hastasıyım deyip şekerini yükseltenler.İzinler alıp yeşil pasaport çıkaranlar. Ameliyat bahanesiyle emekli olmak ve suçlardan yırtmak isteyenler. Zor bir yola girdiniz. Suç sabit.Şimdi merak konusu hangi siyasiler devrede. Bunca suç varken. Soruşturma izni verilmiyor. 3 Y’den (Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklarla) Mücadele) vaz mı geçildi?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitimde-saibeler-bitmek-bilmiyor/3499/</link>
			<pubDate>Wed, 10 Nov 2021 22:35:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÇOCUKLARIN DÜNYASINDA YALAN]]></title>
			<description><![CDATA[ÇOCUKLARIN DÜNYASINDA YALAN “Ah, yalan dünyada, yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇOCUKLARIN DÜNYASINDA YALAN“Ah, yalan dünyada, yalan dünyadaYalandan yüzüme gülen dünyada... “Sözleriyle yaşadığımız dünyanın yalan dünya olduğunu dile getiren Neşet ERTAŞ, dünyanın yalan olduğu kadar dünyanın yüzüne gülmesinin de yalan olduğunu ifade etmiştir.Yaşadığımız dünyada yalan söyleyen birey sayısı arttıkça güven duygusu da azalmaktadır.Yalan söylemenin arttığı, güven duygusunun azaldığı yaşam alanında biz yetişkinler zorlanırken çocuklarımıza yalan söylemeyi öğretmeden nasıl büyüteceğiz?Gözümüzden sakınarak büyüttüğümüz çocuklarımızı her zaman güvenli ortamlarda bulunmasını istiyoruz fakat günümüz toplumumuz da pek de mümkün görünmüyor.“Ben sana değil çevreye güvenmiyorum!” güvenin olmadığı yalan dünya da hepimizin kullandığı bir cümledir. Evet, çevreye güvenmiyoruz fakat çocuklarımıza da güvenmiyoruz. Güvenmediğimiz gibi de güvenmediğimizi çocuklarımıza yansıtıyoruz. Üzerine bir de yasaklar getirilince çocuklarımız yalan söylemeye başlıyor.Eğitimin ilk başladığı ailede yalan söyleme davranışı başlar ise yaşamın diğer her alanında çocuk yalan söylemeye başlayacaktır.Çocuklarımıza yalan söylemeyi öğretmemek için çocukların ilk eğitmenleri olan ebeveynler olarak örnek olmalıyız.Yalan söylememeliyiz!Örneğin market alışverişinde çocuğumuzun istediği cipsi almak istemediğimizde “param yok” demek yerine “cips almak istemiyorum senin sağlığın için zararlı” dediğimiz de çocuğumuz doğru söylediğimiz için bize güvenecektir.Paramızın olmadığını söylemiş olsaydık çocuğumuz yalan söylediğimizi anlayacak ve zor durumlar da yalan söylenmenin normal olduğu mesajını algılayacaktır.Çocuğumuzun yalan söylemeyi öğrenmemesi için dikkat etmemiz gereken diğer bir husus ise çocuğumuzun yalan söylediğini gördüğümüzde doğruyu söylemesi için fırsat tanımalıyız. Örneğin çocuğumuzun duvarları boyadığını gördük. Gidip çocuğumuza “seni gördüm sen boyadın duvarları” dememeliyiz!“Acaba duvarları kim boyadı? Bence... “ diyerek çocuğunuzla konuşarak doğruyu ifade etmesini sağlamalıyız.Karşılıklı iletişimler de duyguların önemli olduğunu düşündüğümüzde çocuğunuz size yalan söylediğinde sizin tepkinizi ölçecektir. Kızmak veya görmezden gelmek yerine üzüldüğümüzü hissettirmeliyiz ki kendi hatasının farkına varmalıdır.Çocuklar bizim geleceklerimiz......geleceğimiz olan çocukları bizler yetiştiriyoruz. Yetiştirdiğimiz çocuklarımız okulda öğrendiklerinden çok evde öğreniyorlar. Eğitimin en önemli olduğu yer aile en önemli olduğu eğitmenler ise ebeveynlerdir.Yalandan dünyada gerçekleri konuşan çocuklar yetiştirmek ümidiyle...Raziye TATIK]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/cocuklarin-dunyasinda-yalan/3460/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 12:14:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova Milli Eğitim'de buz dağının görünmeyen yüzü de ortaya çıkıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de buz dağının altı da ortaya çıkıyor Gazetemiz Yeni Türkiye ile yeniturkiyegazetesi]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de buz dağının altı da ortaya çıkıyorGazetemiz Yeni Türkiye ile yeniturkiyegazetesi.com internet sitesinde kamuoyu ile paylaştığımız Bornova Milli Eğitim’deki usulsüzlüklerle ilgili haberlerimiz ses getirmeye devam ediyor.Belgeleri ile ortaya koyduğumuz yazılar Bornova ve İzmir kamuoyunda ilgi ile takip ediledursun, geçtiğimiz günlerde “Buzdağının bir de görünmeyen yüzü” başlıklı haberimizin ardından yeni yeni ihbarlar gelmeyi başladı.Okullardaki usulsüzlükler, sahte belgeler ve bu belgelerin yurt dışına çıkış ve kaçışlarda (!) sağladığı faydalar, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde usulsüz atamalar ve ehliyet sınavlarında yolsuzluklar… Say say bitmiyor.Örnek mi… Alın size örnek; Sınavda, öğretmen kursiyeri bırakıyor. Dosyada sınav sonucu belli. Fakat sınavda kalan kursiyer, bilgisayarda geçiriliyor. Sürücü kurslarının vermiş olduğu liste ile olay patlak veriyor. Suç, gariban memura yükleniyor ve başka ilçeye gönderiliyor. Hukuki bilgilerine güvenerek ”Sus, ses etme kamu davası düşecek” deniliyor. Meslek Edindirme Okulu incelemeye alınmış. Usulsüz sertifika vermeler, çalışanların hakları derken; bir baktık daha neler neler var. Eski müdür, iş garantili kurs açıyor. Açıyor açmasına da kurs bitince öğrenciler garanti işten faydalanamıyor. Çünkü bu kurumda eğitim yerine “ticaret” yapılıyor ve zamanın çoğu ticarete harcanıyor.Öğrenciler ise büyük bir hayal kırıklığı ile ”Hani iş garantiliydi!” diye şikayette bulunuyor. Müdür ”Eyvah” diyor ama iş işten geçmiş. Uyanıklar parayı ödemek için devletten ödenek istiyor. Araştırılınca, idari hata olduğu ortaya çıkıyor. Müdüre 125.000 TL (yazı ile yüz yirmi beş bin) zimmet çıkıyor ve bu tutar kendisine rücu ediliyor. Müdür bir anda bu büyük meblağı TAK diye ödüyor. Şimdi kafalardaki soru:Bir devlet memuru bir günde bu parayı nasıl verebiliyor? İlçe müdürü ne yaptı? Neden ona hesap sorulmadı? Bu yazı dizimizi okuyan dürüst, vatansever eğitimciler bir bir anlatıyor.YENİ bomba: Okula maske makinesi alınacak. Aynı gün ödenek çıkarılıyor ama şartlı. Makine “N 95” marka maske üretecek ve İskenderun’dan alınacak. Fiyatı ise gerçeğinin 3-4 kat fazlasına. Fakat jelatini açılmadan bir firmaya hibe edilecek. İşler tıkırında ilerliyor. Makine, gerçek fiyatın 3-4 kat fazlasına istenen adresten alınıyor. Pandeminin en yaygın olduğu dönemde makinenin ambalajı bile açılmıyor. Bir tek maske bile üretilmiyor. Böylelikle makine tertemiz gideceği şirketi bekliyor. Bu arada dörtlü grup (il, ilçe, okul, müfettişlik) iş başında. Dışarıdan, para karşılığı yüklü miktarda maske alınıyor. Hiç açılmayan makinede üretilmiş gibi paketleniyor, yanına çay şeker konularak hediye paketi yapılıyor. Ağalara (!) gönderiliyor. Basından da ”En çok maske üreten okul” diye plaket, teşekkür ve övgüler alıyor.Yapılan bu uyanık ve çıkarcılık, devletin aklıyla alay etmektir. Bizi arayanlar ”Sizin haberler olmasaydı maske makineleri adrese teslim edilecekti” diyorlar. Şu an okulda olması gerekirken orda olmayan ayakkabı, mobilya, metal-iş makineleri nerede? Kim kime verdi? Bunlar sorulmalı!Müdürlerden biri Kilis’e il müdürü olarak gidiyor, 3 ay sonra da dönüyor. Nasıl oluyor bu iş? Çünkü Kilis Anadolu, İzmir gibi sahipsiz değil.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitimde-buz-daginin-gorunmeyen-yuzu-de-ortaya-cikiyor/3412/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Oct 2021 14:54:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bornova Milli Eğitim'de bu sorular cevap bekliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de yeni iddialar, yeni olaylar… … Özellikle “EĞİTİM” ve “SAĞLIK” konularında daha bir hassas olunması gerekirken, Bornova Milli Eğitim’in EĞİTİM konusundaki hassasiyetleri son gün]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bornova Milli Eğitim’de yeni iddialar, yeni olaylar…… Özellikle “EĞİTİM” ve “SAĞLIK” konularında daha bir hassas olunması gerekirken, Bornova Milli Eğitim’in EĞİTİM konusundaki hassasiyetleri son günlerde Bornova ve İzmir gündeminde epeyce bir yer işgal etmeye başladı.Her geçen gün yeni yeni iddialar geliyor… Bunların bir kısmının yargıya intikal ettiğini de söylemekte yarar var..Bizim, “sorumlu gazetecilik” anlamında bunları gündeme getirmek asli görevimiz.. Bunu yapmayan, görmezden gelip, Milli Eğitim müdür ve müdür yardımcıları ile kol kola olanlara inat bir kamuoyu adına görevimizi yapmaya devam ediyoruz.Bir çarkın dişlilerinden birinde sıkıntı varsa, o çark dönmez elbette…Yetkililerin, müdürlerin “memur yapmış, müdür yardımcısı yapmış” deme lüksü yok.Biz de o zaman Teftiş Kurulu ve Müfettişlere soralım.- Yüksek paralara alınan maske makinaları ve bu makinalarda üretim yapılmayıp dışardan alınan maskeleri üretmiş gibi gösterip basında yer almalar ne kadar doğru?- Alınan tekstil malzemelerini nereden ne şarttan alındığı merak konusu.. Öte yandan, Suriyeliler için üretilen binlerce mont ne oldu?..- Para karşılığı ehliyet sınavında kalan öğrencilere “GEÇTİ” diye sahte evrakla ehliyet verildi mi?.. Bu olay şu an yargıda mı?..- Bunu tek başına memur mu yaptı?.. Sorumlu müdür, özel eğitimden sorumlu şube müdürü neden hala koltukta…- Memuru bayraklıya yolla. Kamu davası nede olsa sanık yok tanık yok. Bir iki dava sonra düşer. Hadi düştü vicdanen ne olacak? Müfettişlerin başı bunlarla ilgilenecek mi?- Mesleki Eğitim kurumlarında hak etmemelerine rağmen kaç kişiye “sahte” belge verildi?- “Denklik” ve “Ustalık” belgelerinde sürenin bittiği tarihten sonra idarecilerin 657’ye tabii yakınlarına “ustalık” belgesi verildi mi? Öğreğin “kantincilik – kuaförlük - aşçılık” gibi…Evet belge - bilgi isteniyorsa işte yeni olaylar.Kanal açılınca koku yayılır.Bu koku da ortaya yayılınca herkesi rahatsız eder.Durun bakalım daha neler duyacağız, daha ne kadar şaşıracağız…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/bornova-milli-egitimde-bu-sorular-cevap-bekliyor/3329/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Oct 2021 19:31:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kaçağa göz yuman başkan, memuru kadar olamadı]]></title>
			<description><![CDATA[Kaçağa göz yuman başkan, memuru kadar olamadı İzmirliler bunu hak etmiyor… Yerelinden, geneline bu şehrin kaynaklarını kullananlar bu şehre adeta ihanet etmeye devam ediyor… Kimi bilinçli, bazıları is]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kaçağa göz yuman başkan, memuru kadar olamadıİzmirliler bunu hak etmiyor… Yerelinden, geneline bu şehrin kaynaklarını kullananlar bu şehre adeta ihanet etmeye devam ediyor… Kimi bilinçli, bazıları ise farkında bile değil.Nasıl mı?.. Hemen söyleyelimBir metropol ilçe belediyesi sınırlarında müteahhidin binasında vatandaşın şikayeti üzerine KAÇAK yapı tespit ediliyor.. Resmi tutanakla tespit edilip zapta geçiliyor durum. KAÇAK konusuna Belediye Başkanı duyarsız kalıp göz yumuyor ancak işine sadık, kanunlar nezdinde iş yapan belediye bürokratı ile memuru buna karşı çıkıyor. Bunun üzerine müteahhit, bürokrat ve memura “Neden, karşı çıktıklarına itiraz edip hesap soruyor”…  Bürokrat ise resmi evrağın fotoğrafını çekip belediyedeki ilan panosuna asıyor ve gereğinin yapılması için de Çevre ve İl Müdürlüğü’ne gönderiyor…Olması gereken de bu…Bundan sonra yapılması gereken şey, başkanın konuyla ilgili imza atması…Ancak Belediye Başkanı bu durumda atması gereken imzayı atmıyor.. Demek ki memuru ve bürokratı kadar cesur değil…Hatta ve hatta emri altındaki memurunu, yasa ve yönetmelikleri hiçe sayan müteahhide ezdiriyor. Bununla da kalmayıp, memuru çağırıp fırça atıyor. Komisyon kurup 4 kişi belirlenir ve yıkım kararı çıkar..  Başkan “komisyon kararına uyacağım” der…Peki burada soralım…Müteahhit bu cesareti nereden alıyor?.Cevabı basit ve kısa..Tabii ki millet önünde kavga edip, kapalı kapılar ardında dost olduğu iktidardan.Bunca ihmal ve suiistimalin arkasında ne mi var peki?Üç yıldır doğru dürüst gelmeyen müfettişler.. Gelse de faturaları istiyor, inceliyor… gelir – gideri doğru ise SORUN YOK diyerek dönüyor geri.Ben basit bir örnek vereyim burada.Belediye 7 bin litre yağ almış.. Bunun faturası varsa “SORUN YOK” deniyor.Peki bu yağ nerede kullanılmış, kaç araçta kullanılmış… Bunların bakımları periyodik olarak yapılıyor mu… Gerçekten de belediyenin bu kadar yağı kullanması normal mi?..Bunları sorgulayan yok!..3 çarpı 3 eşittir 9 ediyor.. Sorun yok tabii ki… Ama neden çarptın da toplamadın.. Toplarsan 6 ediyor çünkü.Yani harcamalara bakar çıkan paranın karşılığı var mı ona bakar fatura inceler.İyi bir müfettiş gelmiş olsa.İmar dosyalarına, kesilen ecri misilleri zamanında kesilip tebliğ edilmiş mi? Edilmemişse memur mu yoksa başkanın kendisi mi imzalamayıp sümen altı etmiş.Karşılığında ne gibi menfaat sağlamış. Bürokratını ezmesine rağmen. Muhalefet, meclis üyesinin yanında. Muhalefetteki meclis üyeleri, diğer meclis üyesinin küfrünü marifet gibi anlatıyorsa bu işte bir sıkıntı var demektir. Bunu işin içinden başka işler çıkar. Sayın Süleyman Soylu devreye girer memurunu ezdirmez.Bu konu yakında İzmir gündemine düşerse çok kişinin başı ağrır, uykuları kaçar.Bizden söylemesi…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/05/tuncay-aktas-resim1.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/kacaga-goz-yuman-baskan-memuru-kadar-olamadi/3326/</link>
			<pubDate>Sat, 23 Oct 2021 15:08:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YALNIZLIK İÇİNDE ÖZGÜRLÜK]]></title>
			<description><![CDATA[YALNIZLIK İÇİNDE ÖZGÜRLÜK “Yalnızlık, tüm ölü dallarımızı parçalayan sessiz bir fırtınadır]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YALNIZLIK İÇİNDE ÖZGÜRLÜK“Yalnızlık, tüm ölü dallarımızı parçalayan sessiz bir fırtınadır. Buna rağmen yaşayan köklerimizi yaşayan dünyanın yaşayan kalbinin daha derinliklerine ulaştırır. “Anlamlı satırlar, ne kadar farklı yalnızlıklar barındırıyor değil mi?Kimimiz yalnızlıktan keyif alırken, kimimiz için yalnızlık korku dolu bir rüya…...yine de bizi kendi yalnızlıklarımıza götürüyor.Kalabalık bir dünyada ne de tuhaf bir kelime yalnızlık…...oysaki sosyal bir canlı olan insan, doğadaki yaşamını sürdürebilmek için bir arada yaşamaya ihtiyaç duymuştur. Doğadaki diğer canlılar gibi yaşamını sürdürebilmek için kendine özgü (uçabilmek, hızlı koşabilmek) özellikleri olsaydı belki de ihtiyaç duymayabilirdi.Düşünüyorum da kendi kendimize kalabalıklaştırdığımız bu dünya da yalnız kalabilme ihtiyacı duymamız Rousseau’nun dediği gibi şaşırtıcı mı?Rouessau der ki: “doğa beni her zaman güler yüzle karşılarken insanlığın yüzünde düşmanlıktan başka bir şey görmediğim için yalnızlığı sevmem şaşırtıcı mı?”Yalnızlık, korku dolu bir rüya olanlar için “şaşırtıcı” dediğinizi duyar gibiyim.Nasıl yemek ve içmek doğal bir ihtiyaç ise, yalnız kalmakta ihtiyaç olabilmektedir. Gün için de sürekli farklı rollerde yer alıyoruz....iş yerinde çalışan, evde anne olabiliyoruz. Günün sonun da yalnız kaldığımız bir an olmadığını fark ediyoruz ve birikmişlerimiz artabiliyor.Oysaki her birey yalnız kalabilseydi ve kendini dinlendirebilseydi, günümüzde toplumda yaşanan sorunlar, aile içinde yaşanan problemler daha hafif olabilirdi.Aile içinde eşlerin kendine ait zaman bırakmasıdır yalnızlık...Eşleri birbirinden uzaklaştırdığını düşündürse bile aslında gerçekleşen bireysel dinlenme, bireysel özgürlüktür.Özgürlüğü seviyorsak yalnızlığı da sevmeliyiz, çünkü sadece yalnızken özgür olabiliyoruz.Peki, hiç düşündünüz mü yalnızlık bir tercih midir?Evet dediğinizi duyar gibiyim...Nasıl ki yediğiniz yemeği seçebiliyorsanız, yalnız kalmayı da tercih edebilirsiniz.Genelde hepimizin yaşadığı ergenlik dönemindeki çocuklar yalnız kalmayı tercih ederler çünkü ergenlik dönemlerinde kalabalıktan uzak kalmak isterler, kendi istediklerini yapmak isterler. İlgi isterler fakat kendilerini geriye çekerler ki ilgi onlara gelsin...Bir diğer yalnızlığı seçen bireyler ise filozoflar, ünlü düşünürlerdir....zengin içselliğe ve üstün zekâya sahip düşünürler, kendi kendine kalmaktan ve o andaki tekdüzeliği farklı şekilde geçirmekten keyif alırlar.Günümüzde, yalnız kalan bir birey depresyonda olduğu düşünülür...…oysaki bu düşünce toplumun bize dayattığı toplumsal kalıplaşmış bir kalıp yargıdır...Her birimiz aynı dünya üzerinde, farklı hayatlar yaşıyoruz......yaşarken farklı tercihler yapıyoruz. Tercihlerimiz birlikte yaşadığımız bireylerden daha çok bizi etkilemektedir.Nıetzsche’nin dediği gibi; “tenhadaki yalnız insan kendi tarafından tüketilir, kalabalıklar arasında ise başkaları tarafından. Tercihinizi yapın!”Tercihlerle dolu bir hayatta sizi kimin tüketmesine de siz karar veriyorsunuzTercihler ve yalnızlıklar, tecrübelerle dolu......önemli olan deneyimleyerek bir daha kine doğru tercihler, doğru yalnızlıklar seçebilmektir.Yalnızlıktan korkmayın!Size ait olan bir hayatı size ait olan tercihlerle yaşamanızı diliyorum...Sevgi ve saygı ile kalın.Raziye TATIK]]></content:encoded>
		    <image>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png</image>
		    <media:content url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png"/>
<enclosure url="https://www.yeniturkiyegazetesi.com/images/haberler/2021/10/RAziye-Tatik-Sosyolog-ve-Aile-Danismani.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.yeniturkiyegazetesi.com/yalnizlik-icinde-ozgurluk/3323/</link>
			<pubDate>Sat, 23 Oct 2021 13:37:54 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>