Âşk, ayrılık, hüzün ve muhteşem kavuşmaların tercümanı Ömer Yazıcı'nın ilk yazısı
Dokuz yüz yetmişin ağustosuna denk gelir ilk ağlayışımız.Yeşille mavinin eşsiz sevişmesine ev sahibi memleketim Rize'de. Karadeniz'in asi dalgalarına nispet...
Dokuz yüz yetmişin ağustosuna denk gelir ilk ağlayışımız.
Yeşille mavinin eşsiz sevişmesine ev sahibi memleketim Rize’de. Karadeniz’in asi dalgalarına nispet bir nefeslenmeyle, fırtına öncesi sessizliğinde durağan, yağmur sonrası toprak kokusu özünde sade, teşbihe dizilmiş taşlar ahenginde ve patlamaya hazır bomba fitili acelesinde tüketmişiz seneleri.
Geride şiir tadında dostluklar süsleyerek özlemle sarıldığımız yarınların telaşını sevgi sunumuyla sevgili gibi yaşamaya meyillenerek, yüreğimizde barındırdığımız çığlık çığlığa sessizlikleri, kulağımızdan düşürmediğimiz nağmeler ve dilimize yapıştırdığımız özümüzle, ölüme yelkenlenmişliğimizi unutmadan, kişiliğimizden ve düşüncelerimizden ödün vermeden hayatta lığımıza devamdayız.
Dostluktan, sevgiden ve saygıdan bir şekilde nasiplenmiş herkesle bir gün bir kavşakta buluşacağımız gerçeğine inanmışlığımız ve yeni adrenalinlere kucak açmışlığımızla buradayız.
Gökyüzü yorganıyla mavi hayallere uzanışımız, yüreğimizden eksiltemediğimiz aşkı şiire düşürdüğünde henüz terlememiş bıyıklarımızlaydık. O gün bugün dür umudu maviye boyayıp mısra mısra hayata aşılamaya çalışıyoruz.
Azal’la başlayan şiir yolculuğumuz; Üç Dünya Aşk, En Çok Ben Yalnızım, Gülayşa ve Mesela… İsimlerinde beş kitapla süslenmiş olsa da, her baharda yeniden tomurcuklanan kır çiçeklerini hayat felsefesinden cesaret alarak yeni doğumlara doğru uzanıyoruz.
Aşk la aşığın ilk buluşmasının heyecanı bizde her yeni kitapta bir kere daha coştuğundan olsa gerek durmuyor belki de durdurulamıyoruz.
Ne kadar yazarız. Nereye kadar yazarız bilmiyorum.
Zaman içerisinde denemeye, öyküye ve romana uzanan kalemimize hükmedememişsek de ilk sevdamız ve yürek düşürdüğümüz şiir sahne almaktan hiç vazgeçmedi. Geçmeyecek de.
Âşık olmak değil âşık kalmaktır aşk!
Elbet bir gün aşk la aşığı buluştuğu bir dünyadan da sesleneceğiz.
Ya da o dünya da buluşacak; kim bilir belki de o dünyada bütün âşıklar el ele yaşayacağız.
Haydi, uzatın ellerinizi…
Yaşanan Hiç
Forsunda kanat sesleri
Geri düşürülmüş
Yemlenmemiş bir ömürden
Tozpembenin az ötesinde
İyi düşünülmüş
Yol tasarımları
Çiçekli
Maviye aç gözler
Bulutları karıştırmakta üstelik
İğne ucu yetecek
Bahardan kaçan papatyalarda
Aç bir gece uykusu
Sessizce düşürülmüş
Kör bir zaman dilimi
Kiraz ağacı gölgesinde serinlemekte
Az ötede
Dededen kalma baston aşınmaları
İşmar eder
Nasırlı avuçlardan
Her nefes
Bir öncekinden alacaklı
Gün tükendi
İzmarit avcısı berduş tadında
Eski bir ayakkabı
Çorap lekeli yollarda
Üsluba yenik vuslat peşinde
Kafa kâğıdına gün eklenmiş
Yeniden
Ve yineden
Bir türkü
Terazi kefelerinin sensizlik tarafına çökmüş
Yok
Her gün bir gün daha yükseliyor
Aşağıda ağır bir şiir
Direniyor mu?
Bileniyor mu?
Dileniyor mu?
Aynı kubbe
Aynı tas
Aynı hayal
Aynı yas
Arttıkça şehrin ışıkları
Karanlık
Daha bir has
Tükenen
Her şey
Yaşanan
Hiç.
Tahmini okuma suresi: 2 dakika.