HAYDİ, DOĞAYLA İÇ İÇE, SESSİZ SAKİN BİR KÖYE YERLEŞELİM, SAĞLIKLI YAŞAYALIM…

Son yılların çok gözde trendi oldu: 'Şöyle şehre yakın, ama doğayla iç içe bir köy bulalım da yerleşelim

Son yılların çok gözde trendi oldu: “Şöyle şehre yakın, ama doğayla iç içe bir köy bulalım da yerleşelim.”

Yirmili – otuzlu yaşlarını şehir canavarının hengamesi içinde harcayıp, dünya malı peşinde ömürlerinin en verimli yıllarını tüketenlerin, yeni kurtuluş arayışı. Pek çoğumuzun en büyük emeklilik hayali.

Ne de güzel olur, şöyle şehre ulaşımı kolay ancak henüz doğa ile bağını koparmamış bir köy bulup oraya bir kulübecik (!) yapsak, daha sağlıklı ve huzurlu (!) bir yaşam sürdürsek diye düşünen günümüz beyaz yakalısından, sizlere birkaç tane köye yerleşme hikayesi anlatayım.

Ama lütfen hiçbiriniz üstüne alınmasın, siz öyle yapmazsınız…

Birinci hikayemiz, güzelim İzmir’imizin son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Komşuları Hasan bahçesinde sekiz – on tane tavuk beslemekte, ufaktan bir şeyler yetiştirmekte ve bu ürünleri pazarda satarak geçimini sürdürmektedir. Ooooh ne güzel gelsin doğal, günlük köy yumurtası, dalından domatesler, biberler. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, sabahın beşinde öten horoz, kümesin kendine has kokusu, ekilenlerin dibine dökülen gübre kokusu birbirine karışıp da sevimli ailemiz hafta sonu öğlene kadar uyumaktan alı konulunca, bir de o bahçe ve kümesin kokusundan, geçen cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostları pek bir rahatsız olunca …

 

İkinci hikayemiz, ülkemizin göz bebeği İstanbul’umuzun son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Sırtını güzel bir çamlığa vermiş olan bu arazinin komşusu Hasan Amca geçimini 15 – 20 kovanı ile ürettiği ballardan sağlamaktadır. Ooooh ne güzel gelsin doğal, hilesiz, halis çam balı. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostlarının eşinin pek nazik elini sabah kahvaltısında arı denen bir haşerat sınıfı mahlukat sokunca …

 

Üçüncü hikayemiz, memleketimizin Avrupa’daki ayağı Trakya’mızın son yıllarda gözde olan bir kasabasından. Beyefendi ve çok değerli zevceleri şehrin kalabalığından usanıp, sevimli mi sevimli mahdumlarını da nasıl olsa yakındaki bir özel kolejde okutabiliriz diyerek, bu kasabamızın hemen kenarından bir arazi alıverirler. Hanımefendi, tazminatını da alarak işinden ayrılır. Bey efendi ise her sabah arabasına atlayarak keyif içinde işine gidip gelecektir. Yemyeşil çayırların göz alabildiğine uzandığı bu arazinin komşusu 40 – 50 koyunuyla geçimini sağlayan Hasan Aga geçimini bu hayvanların sütünden, peynirinde sağlamaktadır. Ooooh ne güzel gelsin mis gibi günlük süt, tam yağlı muhteşem hilesiz peynirler. Sağlıklı ve doğal yaşam böylece devam ederken, cuma akşamı davet ettikleri çok değerli aile dostlarının yeni aldığı arazi aracının önü bu küçük sürü tarafından kesilir, sürünün içinde kalan arazi aracının tamponunda koyun denen bir vahşi yaratığın boynuzunun sürtünmesi sebebiyle de bir çizik oluşunca …

Veeee ortak son: Muhtara, Jandarmaya, Belediyeye, konuyla ilgili olabilecek bütün müdürlüklere, baş vurulur, bu aymazlığın, düzensizliğin, gayr-i kanuniliğinden bahseden, avukatlar tarafından itinayla hazırlanmış dilekçeler verilir. Hatta araya tanıdıklar da konulur, gereği yapılır.

Hikâye bu ya, şu anda her üç aile de doğa ile iç içe, mutlu ve sağlıklı yaşamlarını, yeni komşuları ile devam ettiriyorlar. Mutfak ihtiyaçlarını haftanın üç günü yakın ilçe merkezindeki bir ulusal market zincirinin, çok süslü şubesinden alıyorlar.

Hasanlar mı? Onlar arazilerini şehirden gelenlere, çooook uygun (!) fiyata satıp şehre yerleştiler. İzmir’deki tavuklar ve Trakya’daki koyunlar sofralarımızı süslediler bile bir süre önce. Arılara ise ne olduğu bilinmiyor.