ZAMANE AŞKLARI GİBİ BU GÜNLERDE HAYAT…
Mevsimin en güzel çiçeklerini koklamak gibi vurdumduymaz bir yanılgıyla, uykuya yatırılmış güzelliklerin farkında olamadığımızdı
Mevsimin en güzel çiçeklerini koklamak gibi vurdumduymaz bir yanılgıyla, uykuya yatırılmış güzelliklerin farkında olamadığımızdı.
İlkbaharda menekşe aşkıyla kavrulduğunu düşünen zavallı yüreklerin sonbaharın ilk günlerinde akasyanın peşinde sürüklenmesi de tam olarak bundandır. Aynı zavallılar zemheride kardelen düşlerine dalarlar.
Sorduğunuzda çiçeklerin aşk diyarına yolculuktaki refakatçisi olduğunu iddia edenlerde az değildir.
Evet, çiçek aşktır. Hele de kır çiçekleri, tevazu içinde dünyamızı güzelleştiren o muhteşem varlıklar.
Yürekli yüreklerin işi de tek çiçek sevmekten geçer. Ve genelde bir çiçeğe gönül koyar… Mevsimsel güzelliklerin ardına düşmektense gerçek, güzelleştiren mevsimin içimizde büyüttüğümüz, farkında lığımızla beslediğimiz tek çiçek olduğunu bilir.
Papatya sevdasıyla ömür yolcuğuna çıkmış bir yürek üç kuruşluk düşüncelerle sevdasını fala düşürmek uğruna öldürmez. Ve hayatı papatya tadında yaşar. Yaşatır da.
Zamanı geldiğinde papatya ölür. Aşığa düşen hayatı hoş kokularla yeniden yeşillendirmek değil, papatya sevdasını yürekte demleyip gelecek baharların hayaliyle yaşamaktır.
Zamane aşk-ı dediğimiz değerlendirme işte tam buradan başlıyor.
Aşk adına yola çıktığını düşünüp ten kokusu sarhoşluğuna kapılan sevda yoksulu bir zaman dilimindeyiz.
Aşk yanmaktır.
Ateşten korkanların işi değildir. Yüreksiz yüreklerin hiç değil.
Gerektiğinde dünyanın geri kalanına yallah çekemiyorsan gerçek anlamda aşkı hiç tanımadın demektir.
Mevsim, geçince papatya yerine koyabileceğimiz başka bir çiçek hayalini kurmaktansa yeniden papatya mevsimine kadar aşkla kalmayı ve derin bir özlemle yaşamayı öğrenebilmeliyiz.
Ama bu nasıl olacak?
Nasıl becerebileceğiz gönlümüzü papatya da tutabilmeyi?
Aşk yanmaktır demiştik ya; İşte o ateş tam burada start alıyor. Yaşamayı bildiğimiz kadar, aşkı sevdiğimiz kadar yanmayı da sevebilmeliyiz.
Ölümün olmadığı bir düzende hayatta kalmanın anlamı olabilir mi?
Özlemin olmadığı aşk oksijeni çok çok az olan nefes gibidir. Ölmeyecek kadar yaşar ama asla tat alamazsın.
Ne demişti Ömer Hayyam;
“Sevdiğini mertçe seven kişi,
Pervane gibi özler ateşi.
Sevip de yanmaktan korkanların
Masal anlatmaktır bütün işi.”
Sözümüzün özü de buradadır. Maalesef aşkı zamana kurban etmişiz. Geçmişimizdeki büyük aşklara imrenerek bakışımızda buradan geliyor. Dünü yaşamak istiyor ama dünümüzdekiler gibi yanmayı göze alamıyor beceremiyoruz.
Belki de hayatın getirdikleriyle aşkın götürdüklerini karşılaştırıyor sonrasında tenselliğin tatlandırılmış günahına meyilleniyoruz.
Ne acıdır ki yüreği güzelleştirmek yerine bedeni tatlandırmayı seçiyoruz.
İlkbaharda papatya, sonbaharda akasya zemheride kardelen sevişimizde bundan olsa gerek.
Zamane aşklarından zamansız aşklara…
Sevgi ve selam ile…
Ömer Yazıcı