Hiç böylesine keyifsiz bir yazıyla başlamak istemezdim ama, elim mecbur…
BM Çevre Programının hazırladığı 2021 gıda israfı raporuna göre, her bir değerli ve duyarlı vatandaşımız, yılda 93kg gıdayı israf ediyor. Toplamda ülke olarak yıllık gıda israfımız yaklaşık 7,7 milyon ton, aylık 641 bin ton, günde 21 bin ton (yuvarlak hesap 1500 kamyon yükü).

Hep edebiyatını yaparız, gelişmiş ülkeler çok kaynak kullanıyor, şu batılıların çöpe attıklarıyla Afrika’daki bütün aç karınlar doyar diye. Buyurun yandaki tabloya bakalım. Evet toplamda yukarıdaki tezlerin geçerli olma ihtimali vardır, ancak birey başına düşen israfta ilk sıralarda yer alan ülkelerin, yukarıdaki görüşleri boşa çıkartır gibi bir durumu var.
Geçen gün değerli meslektaşım, Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak bir beyanat vermiş. Sözlerinin bu durumu çok iyi açıkladığını düşünüyorum. İşte meslektaşımın sözleri:
” Gelişmiş ülkelerde gıda atık ve kayıpları daha çok perakende ile tüketim kısmında gerçekleşiyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise hasat ve üretim işleme sürelerinde görülüyor. “
Demek ki, gıda israf ve ziyanını bundan sonra ikiye ayırarak incelemek lazım. Birincisi gıdaların son tüketiciye ulaştığı andan yani market raflarından başlayarak, tüketicinin ihtiyaç duyduğu veya ihtiyacı olduğunu zannettiği ürünleri alması ile devam eden ve gıdaların tüketilmesi ile sonuçlanan bir döngü. İkincisi ise gıdaların yetiştirilip, işlenip nihai tüketicinin beğenisine sunulduğu işlemler zinciri.
Birinci durum, daha çocuklarımızın ilk eğitimlerine başladığı kreş yaşlarından itibaren başlayacak, iyi planlanmış eğitim programlarıyla düzeltilmeye başlanabilir. Ancak yetmez, çünkü artık çok geç kaldık. Sadece çocuklarımızın eğitilmesi değil toplumu oluşturan her yaştaki, her seviyedeki bütün vatandaşlarımızın bu konuda bilinç sahibi olmaları bir gerekliliktir. Burada da sosyal medya fenomenlerimizden tutun da, mahalle camiindeki imamlara kadar, kanaat önderlerinden, siyasilere kadar, etrafındaki her yaştan ve her görüşten insanlara sözlerini dinletecek; sadece sözünü dinletmek de yetmez, bizzat kendileri de örnek olacak sorumluluk sahibi insanlara, kuruluşlara ve bunları en verimli şekilde organize edecek, gerektiğinde maddi ve manevi olarak destekleyecek bir yönetime memleketimizin acilen ihtiyacı vardır.
Herkese tavsiyemdir, bir akşam üzeri semt pazarının tam dağılma, toparlanma zamanında, eşinizi çocuğunuzu alıp pazara gidin ailecek. Yukarıdaki yazılanlar mantığınıza hitap etmediyse, belki tezgah altından haftalık meyve sebzesini toplamaya çalışan garibanlar vicdanınıza hitap eder…

Yeterince keyif kaçırdım mı? Yok bence gidişatın kötülüğü karşısında bu kadarcık keyifsizlik aşılamak yetmez…
Yukarıda toplam israfta, gelişmiş ülkelerin önde gittiği tezi belki doğru olabilir demiştim ama, belki… Yandaki tabloda toplam israflara göre ülkelerin sıralamasını da vermişler. Pek çoğunuza sürpriz olmuştur. Aklı başında politikalar üretebilen ve yüksek teknoloji kullanan gelişmiş ülkelerin pek çoğunu burada da göremiyoruz. Peki nasıl oluyor da, oluyor?
Öncelikle bu sıralamalarda yer alamayan (!) ülkelerin, birinci israf döngüsü olan tüketim ayağında, vatandaşlarının sosyal sorumluluk bilinci içinde olmalarını sağladığını tespit edip, hemen kaynak israfının bir diğer ayağına, yani üretim tarafına da bir bakış atmamızda fayda var.
Bence asıl kötü durum burada ve israfın büyüğü de burada gerçekleşiyor. Tarladan başlayalım, çiftçimiz bu sene hangi ürün para ettiyse seneye hep beraber aynı ürünü ekiyor, sonuç arz fazlası. Gazetelerde boy boy görüyoruz haberlerini çiftçi bu sene de zarar etti, patatesler, domatesler tarlada kaldı. Şu kadar ton mandalina derelere döküldü. Bunlar sadece gördüğümüz basit örnekler, daha derin inceleme yapılırsa, kim bilir daha neler var… Burada çözüm Tarım Bakanlığı, Ziraat Odaları, Üretici Birliklerinin üzerlerindeki rehaveti atmaları ve ciddi çalışmalar yapmalarından geçiyor. Bir de denetleme mekanizmalarının BAĞCIYI DÖVMEK YERİNE ÜZÜM YEMEK amacını edinmeleri çok faydalı olurdu.
Gelelim gıda üretimi yapan işletmelerin haline, en küçük sandviç büfesinden, dev boyutlu ulusal ölçekte fabrikalarımıza kadar, kim teknoloji ve bilimin ışığında işletiliyorsa, verimliliği yüksek, firesi az, karlı üretim yapabiliyor, elde ettikleri karın da bir kısmını daha iyisini yapmak üzere AR-GE çalışmalarına ayırıyorlar. Bunlara bir sözümüz yok, ancak ricamız ellerindeki iyi uygulama bilgilerini, rakipleri de olsa yerel işletmelerle bir ölçüde paylaşmaları olabilir.
Burada asıl sorumluluğu sadece günlük karına bakan, geleceğini düşünmeyen, kulaktan duyma eksik ve çoğu da yanlış bilgiye sahip personelle işletmesini yürütebileceğini zanneden, mümkünse teknik personel çalıştırmadan, çalıştırsa bile işini yapmasına izin vermeyen işletme sahiplerine yüklemek istiyorum. Yanlış stratejileriniz, hatalı üretim uygulamalarınız, vurdum duymazlığınız yüzünden konumuz olan israfın büyük çoğunluğunu siz yapıyorsunuz. Hem de halk sağlığını hiçe sayarak. Yine de siz bilirsiniz, piyasa ve tüketici artık sizleri nasıl ayıklayacağını öğreniyor.
Gelecek güzel günlerde, sevdiklerimizle beraber, KEYİF içinde yiyip içebilmemiz adına bu günlük KEYFİNİZİ kaçırdım. Sürç-i lisan etiysem af ola….
“Yiyiniz, içiniz ancak israf etmeyiniz.”









