İÇİMİZDEKİ ÇOCUK
Hepimiz bir yolculuktayız.
Adına hayat dediğimiz bu yolculukta etrafımızdaki olaylara verdiğimiz tepkiler, kişiliğimiz üzerinde belirginleşen etkileşimlerin beraberinde getirdiği bir takım eşleşmelerle ismimizin yanına bazı sıfatlar yerleştiriyor.
Ahmet, çok asabi bir adamdır. Her şeye sinir yapar. Mehmet iyi hoştur ama güvenilir değildir.
Ayşe şıp sevdi, Fatma duygusuz. Zehra geveze vb. gibi bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.
Üzerimize yapışan bu sıfatları hayatın akışı ile birlikte insanların kullanımına sunan bizim davranışlarımızdır.
Peki, davranışlarımızı şekillendiren nedir?
Neden bazılarımız asabi iken bazılarımız çok eğlencelidir hiç düşündünüz mü?
Genlerle alakalı bir takım yorumlar yaptığınızı düşünüyorum şu an. Ama etrafımıza baktığımızda bunun çok doğru olmadığını ya da kısmen olduğunu anlamamız uzun sürmez.
Bence bu konunun çözümü için hepimizin çocukluğuna doğru bir uzanmamız gerekiyor.
Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Bedenimizde, beynimizde, yüreğimizde çocuktu. Çocukluğumuzun büyüleyen hoşluğunu yaşamış ama o büyünün zamanla savaşını kaybetmiştik.
Kaybettiğimiz bu savaşta direnen tek duyumuzun içimizdeki çocuk olduğunun farkına varabildik mi?
Bedenimiz büyümüştü. Bedenimizle birlikte bütün uzuvlarımızda büyümüştü. İşte bu büyümelere karşı içindeki çocuğu hayatta tutabilenlerdir mutlu yaşayanlar.
Hayat yolculuğumuzun her anında inişler çıkışlar vardır. Kimimiz en küçük bir sıkıntıyı dünya ve memleket meselesi haline getirirken kimimizde aynı meseleyi “aman boş ver” diyerek geçiştirebilmektedir.
İşte içimizdeki çocuk tam burada sahne alıyor. Tek derdi mutlu olmak olan o çocuk yaşatıldığı ruhun bütün sıkıntılarını en aza indirebilme gücünü elinde tutuyor.
Şimdi bu konuya bir örnekleme getirelim. Geçenlerde iki samimi dostum günümüzün modası covit virüsünü kaptı.
Aynı gün pozitif sonuçlarla sosyal medyada paylaşımda bulundular. Bu iki arkadaşımda kamu görevlisi olarak hayatlarını sürdürmekte idi. Hal hatır ve herhangi bir ihtiyaç durumunu öğrenmek için birini aradım.
Telefonda bana bir hafta evde karantinada kalması gerektiğini öyle bir serzenişle anlattı ki hapiste kalsa o kadar içlenmezdi ve ben virüs kapmasından çok evdeki olası sıkıntılarına üzüldüm.
Hemen sonra diğer arkadaşımı aradım. Aynı durum onun için de geçerliydi ve bana “oh bir hafta kafamı dinleyeceğim, yemeğim geliyor çayım geliyor her şeyim var bir hafta yan gelip yatacağım ve bol bol kitap okuyacağım” dedi.
Hatta en sonunda "ben iyileşmek istemiyorum" diye espri bile yaptı. İnanmayacaksınız ama ikinci arkadaşımın karantinada olmasına sevindim.
Örneğimiz de anlattığımız gibi içindeki çocuğu hayatta tutabilen kişi bulunduğu şartların bütün olumsuzluklarının yanında mutlu olabilecek bir şeyler mutlaka buluyor. Ve o mutluluğu iliklerine kadar yaşayarak hayatını güzelleştirebiliyor.
O zaman şöyle diyebilir miyiz?
İçindeki çocuğu hayatta tutabilmeyi başarabilen herkes mutlu yaşamayı bir şekilde başarabiliyor. Başka bir deyişle mutlu olmayı başarabilenler bir şekilde içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir.
Şimdi kendimize şöyle bir soru soralım.
Mutlu muyuz?
Çok azımız bu soruya evet cevabını verecektir. Yine çok azımızda hayır cevabında kalacak ama büyük bir çoğunluğumuz bu soruya şartlı cevaplar verecektir. Şu olsaydı mutlu olurdum ya da şu olmasaydı daha güzel olurdu türünden cevaplar aslında içimizdeki çocuğun yaşatılması ile doğru orantılıdır. İçimizdeki çocuk ne kadar güzel yaşatılıyorsa mutlu olmak için önümüze koyduğumuz şartlar ve engelle o denli azalacaktır.
Direk evet cevabını verenler hiç şüphesiz ki içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir. Hayır, cevabı verenler ise eyvah ki o çocuğu çoktan öldürmüştür.
Hayatı anlamak için her şeyi bilmek gerekmiyor.
Hayattan tat almak içinde her şeyinin olması gerekmiyor.
Derin ve sağlıklı bir nefesin size sunduğu zenginliği ölçebilecek hiçbir kıymet yoktur. Siz bu zenginliğin farkında olduğunuz sürece içinizdeki çocuk var olacak ve o çocuk sizin için bütün olumsuzlukların içerisinden bir güzellik yakalayarak hayatınıza gülücükler saçmaya devam edecektir.
Hoş bir gülüşün tedavi edemeyeceği hiçbir yürek yoktur.
Mutlu olmak hepimizin hakkı ve bunun için;
İçinizdeki çocuğa aman verin
İçinizdeki çocuğa zaman verin
İçinizdeki çocuğa can verin.
Saygı ve selam ile…
Ömer YAZICI
Hepimiz bir yolculuktayız.
Adına hayat dediğimiz bu yolculukta etrafımızdaki olaylara verdiğimiz tepkiler, kişiliğimiz üzerinde belirginleşen etkileşimlerin beraberinde getirdiği bir takım eşleşmelerle ismimizin yanına bazı sıfatlar yerleştiriyor.
Ahmet, çok asabi bir adamdır. Her şeye sinir yapar. Mehmet iyi hoştur ama güvenilir değildir.
Ayşe şıp sevdi, Fatma duygusuz. Zehra geveze vb. gibi bu örnekleri çoğaltmamız mümkün.
Üzerimize yapışan bu sıfatları hayatın akışı ile birlikte insanların kullanımına sunan bizim davranışlarımızdır.
Peki, davranışlarımızı şekillendiren nedir?
Neden bazılarımız asabi iken bazılarımız çok eğlencelidir hiç düşündünüz mü?
Genlerle alakalı bir takım yorumlar yaptığınızı düşünüyorum şu an. Ama etrafımıza baktığımızda bunun çok doğru olmadığını ya da kısmen olduğunu anlamamız uzun sürmez.
Bence bu konunun çözümü için hepimizin çocukluğuna doğru bir uzanmamız gerekiyor.
Hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Bedenimizde, beynimizde, yüreğimizde çocuktu. Çocukluğumuzun büyüleyen hoşluğunu yaşamış ama o büyünün zamanla savaşını kaybetmiştik.
Kaybettiğimiz bu savaşta direnen tek duyumuzun içimizdeki çocuk olduğunun farkına varabildik mi?
Bedenimiz büyümüştü. Bedenimizle birlikte bütün uzuvlarımızda büyümüştü. İşte bu büyümelere karşı içindeki çocuğu hayatta tutabilenlerdir mutlu yaşayanlar.
Hayat yolculuğumuzun her anında inişler çıkışlar vardır. Kimimiz en küçük bir sıkıntıyı dünya ve memleket meselesi haline getirirken kimimizde aynı meseleyi “aman boş ver” diyerek geçiştirebilmektedir.
İşte içimizdeki çocuk tam burada sahne alıyor. Tek derdi mutlu olmak olan o çocuk yaşatıldığı ruhun bütün sıkıntılarını en aza indirebilme gücünü elinde tutuyor.
Şimdi bu konuya bir örnekleme getirelim. Geçenlerde iki samimi dostum günümüzün modası covit virüsünü kaptı.
Aynı gün pozitif sonuçlarla sosyal medyada paylaşımda bulundular. Bu iki arkadaşımda kamu görevlisi olarak hayatlarını sürdürmekte idi. Hal hatır ve herhangi bir ihtiyaç durumunu öğrenmek için birini aradım.
Telefonda bana bir hafta evde karantinada kalması gerektiğini öyle bir serzenişle anlattı ki hapiste kalsa o kadar içlenmezdi ve ben virüs kapmasından çok evdeki olası sıkıntılarına üzüldüm.
Hemen sonra diğer arkadaşımı aradım. Aynı durum onun için de geçerliydi ve bana “oh bir hafta kafamı dinleyeceğim, yemeğim geliyor çayım geliyor her şeyim var bir hafta yan gelip yatacağım ve bol bol kitap okuyacağım” dedi.
Hatta en sonunda "ben iyileşmek istemiyorum" diye espri bile yaptı. İnanmayacaksınız ama ikinci arkadaşımın karantinada olmasına sevindim.
Örneğimiz de anlattığımız gibi içindeki çocuğu hayatta tutabilen kişi bulunduğu şartların bütün olumsuzluklarının yanında mutlu olabilecek bir şeyler mutlaka buluyor. Ve o mutluluğu iliklerine kadar yaşayarak hayatını güzelleştirebiliyor.
O zaman şöyle diyebilir miyiz?
İçindeki çocuğu hayatta tutabilmeyi başarabilen herkes mutlu yaşamayı bir şekilde başarabiliyor. Başka bir deyişle mutlu olmayı başarabilenler bir şekilde içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir.
Şimdi kendimize şöyle bir soru soralım.
Mutlu muyuz?
Çok azımız bu soruya evet cevabını verecektir. Yine çok azımızda hayır cevabında kalacak ama büyük bir çoğunluğumuz bu soruya şartlı cevaplar verecektir. Şu olsaydı mutlu olurdum ya da şu olmasaydı daha güzel olurdu türünden cevaplar aslında içimizdeki çocuğun yaşatılması ile doğru orantılıdır. İçimizdeki çocuk ne kadar güzel yaşatılıyorsa mutlu olmak için önümüze koyduğumuz şartlar ve engelle o denli azalacaktır.
Direk evet cevabını verenler hiç şüphesiz ki içindeki çocuğu büyütmeyenlerdir. Hayır, cevabı verenler ise eyvah ki o çocuğu çoktan öldürmüştür.
Hayatı anlamak için her şeyi bilmek gerekmiyor.
Hayattan tat almak içinde her şeyinin olması gerekmiyor.
Derin ve sağlıklı bir nefesin size sunduğu zenginliği ölçebilecek hiçbir kıymet yoktur. Siz bu zenginliğin farkında olduğunuz sürece içinizdeki çocuk var olacak ve o çocuk sizin için bütün olumsuzlukların içerisinden bir güzellik yakalayarak hayatınıza gülücükler saçmaya devam edecektir.
Hoş bir gülüşün tedavi edemeyeceği hiçbir yürek yoktur.
Mutlu olmak hepimizin hakkı ve bunun için;
İçinizdeki çocuğa aman verin
İçinizdeki çocuğa zaman verin
İçinizdeki çocuğa can verin.
Saygı ve selam ile…
Ömer YAZICI









