Her şeye karşılar bunlar…
Sene 2017 Temmuz… Seferihisar – Ürkmez’deyim. Sabahın erken saatlerinde denizde sırtüstü yüzerek dinleniyorum, yanımda üç kişi muhabbet ediyorlar. “Tayyip, bir dere görmesin, hemen önüne bir baraj yapıyor” … Sanırım Yusufeli barajı temelinin atıldığı yıl ve aynı zevat… “Barajlarla tabiatın doğal yapısını bozuyor bu AKP, rüzgar enerjisi için kurulan rüzgar gülleri kuşlara zarar veriyor”… diyerek hayıflanıyorlar.
Yıl 2020… Menderes – Özdere’de yazlıktayım. Üç günde bir elektrikler kesiliyor.. “Kumsallar” denilen kırnı tok, sırtı pek olanların keyif çattığı kıyı kesimlerinde. Hani bakkalda 100 tane Sözcü, 30 tane Cumhuriyet gazetelerine karşılık 5 tane Sabah, 1 Tane Türkiye gazetelerinin satıldığı muhitler. Reis Erdoğan ve Bahçeli çok zeki insanlar… Sanıyorum bir elektrik enerjisi kısıtlamasını en önce bu kumsallardan başlatıyorlar nasıl olsa onlar barajlara karşı çıkıyorlardı” dercesine. Onun yerine Sanayiide elektrikler kesilmiyor. Sanayii kesimi üretiyor, yani üretici, kumsallar ise tüketici. Ekonomiye tüketerek katılıyor. Cumhur İttifakı adeta “herkes ektiğini biçsin” diyor. Sanayi kesimi enerji artsın, kumsallar ise “Benim rahatım bozulmasın da ne olursa olsun” diyor… Allah herkesin gönlüne göre versin.
Belediye dükkanları yıkıldı
1957 – 1962 yılları arası. Bornova merkez meydandaki Kars İlkokulunda okuyorum. Öğrenci olduğum yıllarda okul zamanımın geldiğini, okulun yanındaki Santa Maria Katolik Kilesinin çanından anlıyorum. Öğle 12.00 civarlarında her gün kilisenin çanı çalardı. 1970’li yılların başında zamanın Belediye Başkanı, Meydanın gelişen kalabalıklaşan Bornova’ya yetmediğini görünce önce Hamdi Bekim Kapalı Sineması’nı daha sonra hemen yanındaki Kars İlkokulu’nu yıkar ve okulu biraz daha geriye çekerek yeniden inşa eder. Meydan’da Atatürk Heykeli ve Kilise yan yana. Kılıç, “bu böyle olmaz, benim camim çarşı içinde görünmüyor. Gazi’nin yanında Kilise!!! Ve Kilisenin önünü 3 katlı Belediye dükkanları ile kapatır. Yıllarca İngiltere Parlamentosu uluslararası mahkemelerle bu duruma itiraz eder. 10 yıldan fazla kalan dükkanlar, DSP’li Belediye Başkanı Aysel Bayraktar döneminde yıkılık ve meydan bugünkü halini alır. Atatürk Heykeli ve Kilise!!..
2020 Temmuzunda Hristiyan alemi ile aramız açılır, ayrıca Atatürk’e hakaret diye Ayasofya müzesinin camiiye çevrilmesine karşı gelen zihniyetin itirazlarına rağmen, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ibadete açılır. Açılışına; 100 binler katılır ama resmi davete 2 zat-ı muhterem icabet etmez. Dükkanların yıkılması, Ayasofya’nın müze olarak kalması taraftarı laikler, yıllarca Belediye Başkanı Naşit Kılıç’a “dükkanları neden yaptı” diye lanet okudular. Oysa ben bir demokrat olarak dükkanlara taraftardım ama o güzelim taş bina yapısı ile Kars İlkokulu’nun yıkılmasına karşıydım. İşte Demokratlarla laik Cumhuriyetçiler arasında fark burada. İyiye “iyi”, kötüye “kötü”.. diyebilmektir mârifet.
Biraz da Gülelim.
Bundan sonra yapılan hizmetlere karşı gelme, yapılan yanlışları da örtbas etme yazılarımda değişik bir üslupla da aktaracağım. Bu fıkra gibi anekdotlar gerginliği azaltacak, tebessümü arttıracak, dersi de cabası…
Örneklerden bir tanesi..
Gazi Mustafa Kemal’in vefatında sonra Reis-i Cumhur olan İsmet İnönü’nün ilk yaptığı icraat, kâdim dostu silâh arkadaşı Mustafa Kemal’in resmini paralardan kaldırıp kendi resmini koymak idi. CHP tek parti, İsmet İnönü ve İnönü’cüler için alınlarındaki büyük bir leke. Ama hemen bir çare ve bahane üretilir. O devirlerde Türkiye Cumhuriyeti paraları İtalya’da basılırdı. “Banknotları taşıyan İtalyan gemisi Türkiye’ye gelirken Yunanistan’ın güneyindeki Mora yarımadasında kayalıklara çarpar yan yatar. Paralar sahile dağıtılır, Yunanlılar paraları toplayıp piyasaya sürmüşler.
İnönü de bunu önlemek için bu banknotları tedavülden kaldırıp yeni kağıt paralara kendi resmini koymuş. Kemal Sunal’ın filmlerini aratacak bir komedi, bir güldürü…
İnandınız mı?... Ama inanan çok. Tek parti döneminde yalana o kadar alışılmış ki bu gibi yalanlarla zirveye çıkmışlar. Bunu bana söyleyen koyu CHP’li ilkokul arkadaşıma elimden olmadan öyle bir kahkaha atmışım ki…
Kalın sağlıcakla.
Sene 2017 Temmuz… Seferihisar – Ürkmez’deyim. Sabahın erken saatlerinde denizde sırtüstü yüzerek dinleniyorum, yanımda üç kişi muhabbet ediyorlar. “Tayyip, bir dere görmesin, hemen önüne bir baraj yapıyor” … Sanırım Yusufeli barajı temelinin atıldığı yıl ve aynı zevat… “Barajlarla tabiatın doğal yapısını bozuyor bu AKP, rüzgar enerjisi için kurulan rüzgar gülleri kuşlara zarar veriyor”… diyerek hayıflanıyorlar.
Yıl 2020… Menderes – Özdere’de yazlıktayım. Üç günde bir elektrikler kesiliyor.. “Kumsallar” denilen kırnı tok, sırtı pek olanların keyif çattığı kıyı kesimlerinde. Hani bakkalda 100 tane Sözcü, 30 tane Cumhuriyet gazetelerine karşılık 5 tane Sabah, 1 Tane Türkiye gazetelerinin satıldığı muhitler. Reis Erdoğan ve Bahçeli çok zeki insanlar… Sanıyorum bir elektrik enerjisi kısıtlamasını en önce bu kumsallardan başlatıyorlar nasıl olsa onlar barajlara karşı çıkıyorlardı” dercesine. Onun yerine Sanayiide elektrikler kesilmiyor. Sanayii kesimi üretiyor, yani üretici, kumsallar ise tüketici. Ekonomiye tüketerek katılıyor. Cumhur İttifakı adeta “herkes ektiğini biçsin” diyor. Sanayi kesimi enerji artsın, kumsallar ise “Benim rahatım bozulmasın da ne olursa olsun” diyor… Allah herkesin gönlüne göre versin.
Belediye dükkanları yıkıldı
1957 – 1962 yılları arası. Bornova merkez meydandaki Kars İlkokulunda okuyorum. Öğrenci olduğum yıllarda okul zamanımın geldiğini, okulun yanındaki Santa Maria Katolik Kilesinin çanından anlıyorum. Öğle 12.00 civarlarında her gün kilisenin çanı çalardı. 1970’li yılların başında zamanın Belediye Başkanı, Meydanın gelişen kalabalıklaşan Bornova’ya yetmediğini görünce önce Hamdi Bekim Kapalı Sineması’nı daha sonra hemen yanındaki Kars İlkokulu’nu yıkar ve okulu biraz daha geriye çekerek yeniden inşa eder. Meydan’da Atatürk Heykeli ve Kilise yan yana. Kılıç, “bu böyle olmaz, benim camim çarşı içinde görünmüyor. Gazi’nin yanında Kilise!!! Ve Kilisenin önünü 3 katlı Belediye dükkanları ile kapatır. Yıllarca İngiltere Parlamentosu uluslararası mahkemelerle bu duruma itiraz eder. 10 yıldan fazla kalan dükkanlar, DSP’li Belediye Başkanı Aysel Bayraktar döneminde yıkılık ve meydan bugünkü halini alır. Atatürk Heykeli ve Kilise!!..
2020 Temmuzunda Hristiyan alemi ile aramız açılır, ayrıca Atatürk’e hakaret diye Ayasofya müzesinin camiiye çevrilmesine karşı gelen zihniyetin itirazlarına rağmen, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi ibadete açılır. Açılışına; 100 binler katılır ama resmi davete 2 zat-ı muhterem icabet etmez. Dükkanların yıkılması, Ayasofya’nın müze olarak kalması taraftarı laikler, yıllarca Belediye Başkanı Naşit Kılıç’a “dükkanları neden yaptı” diye lanet okudular. Oysa ben bir demokrat olarak dükkanlara taraftardım ama o güzelim taş bina yapısı ile Kars İlkokulu’nun yıkılmasına karşıydım. İşte Demokratlarla laik Cumhuriyetçiler arasında fark burada. İyiye “iyi”, kötüye “kötü”.. diyebilmektir mârifet.
Biraz da Gülelim.
Bundan sonra yapılan hizmetlere karşı gelme, yapılan yanlışları da örtbas etme yazılarımda değişik bir üslupla da aktaracağım. Bu fıkra gibi anekdotlar gerginliği azaltacak, tebessümü arttıracak, dersi de cabası…
Örneklerden bir tanesi..
Gazi Mustafa Kemal’in vefatında sonra Reis-i Cumhur olan İsmet İnönü’nün ilk yaptığı icraat, kâdim dostu silâh arkadaşı Mustafa Kemal’in resmini paralardan kaldırıp kendi resmini koymak idi. CHP tek parti, İsmet İnönü ve İnönü’cüler için alınlarındaki büyük bir leke. Ama hemen bir çare ve bahane üretilir. O devirlerde Türkiye Cumhuriyeti paraları İtalya’da basılırdı. “Banknotları taşıyan İtalyan gemisi Türkiye’ye gelirken Yunanistan’ın güneyindeki Mora yarımadasında kayalıklara çarpar yan yatar. Paralar sahile dağıtılır, Yunanlılar paraları toplayıp piyasaya sürmüşler.
İnönü de bunu önlemek için bu banknotları tedavülden kaldırıp yeni kağıt paralara kendi resmini koymuş. Kemal Sunal’ın filmlerini aratacak bir komedi, bir güldürü…
İnandınız mı?... Ama inanan çok. Tek parti döneminde yalana o kadar alışılmış ki bu gibi yalanlarla zirveye çıkmışlar. Bunu bana söyleyen koyu CHP’li ilkokul arkadaşıma elimden olmadan öyle bir kahkaha atmışım ki…
Kalın sağlıcakla.
Tahmini okuma suresi: 4 dakika.









