Yazıma kitap okumanın ülkemizdeki üzücü tablosuyla başlamak isterim. Bana göre toplumsal bir zaaf olarak nitelendirebileceğim bu eksiklik için 2018 yılında yapılan istatistiklere bakılınca ülkemizde toplumumuz günde 6 saat televizyonda, 2 saat internette zamanını harcıyor, kitap okumaya ise günde ortalama kişi başı yalnızca 6 dakika zaman ayırıyor.Ülkemiz, kitap okuma oranında 173 ülke arasından 86. Sırada yer alıyor. En çok kitap okuyan ülkelerin başında ise Fransa, İngiltere, Japonya ve ABD dörtlüsü yerini alıyor.
Yine TUİK verilerine göre Türkiye’de kitap, ihtiyaç listelerinde 235. Sırada yer alıyor.
“Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir.’’ Diyor Lord Byron.
Bu güzel söze sadece sahafçıların, kitapevlerinin veya kütüphanelerin önlerinden geçerken değil, her an belleğimin bir tarafına kaydetmişimdir. Öğrenmenin sonsuz olduğu bu dünyada insan aklının devamlı olarak heybesini güzel şeylerle doldurmasına ihtiyacı olduğuna inanırım. Bir konu, bir durum hatta küçük bir olayda bile okuma, anlama, düşünme, araştırma ve sorgulamanın yeni ufuklar açacağını, dar pencereden değil de daha geniş pencereden daha güzel bir şekilde bakabilmenin mümkün olabileceğini anlatıyor bence bu sözüyle İngiliz şair.
Okumanın hayat değiştirebileceğini, kişinin bitap düşmüş ruhunun derinliklerindeki o acı hissiyatları güçlü umutlara çevirebileceğini, tarihini, tarihin asli kaynaklarını, geçmişini daha doğru bilmesine, bu bağlamda geleceğine yön verebileceğine vurgu yapmıştır.
Okuma alışkanlığı, kültür, bireysel ve toplumsal açıdan güçlü bir gelişime kaynak olurken, ülkemizde kitap okuma alışkanlığının azalması gerçeğinin sebebini daha çok teknolojik gelişimin ilerlemesine bağlıyorum. Teknolojinin gelişmesiyle beraber çoğu şeyi rahat bir şekilde elde eder hale geldik. Hazıra konma olarak tabir edilen bu kötü olgu yerini buldu ve toplumun gözünde emek vermenin, araştırmanın, bilgi edinmenin değeri en aza indirgenmiş oldu.
Okumanın gücünü gösterebilmek adına, bu hususta Osmanlı Padişahlarımızı örnek olarak göstermeyi, onların kitap okuma konusundaki faaliyetlerini kısaca incelemeyi kendime borç edinmişimdir.
Sultan İkinci Murad Han adeta bir kitap aşığıydı, okumayı çok severdi. Okumayı pekiştirmek ve fazlalaştırmak adına Manisa da kütüphane kurdurmuştu.
Sultan İkinci MEhmed okumaya çok meraklıydı. Babasının kurduğu kütüphaneyi bizzat kendisi büyüttü. Fatih Sultan Mehmed, zeki, azimli, ufku geniş, her gün mutlaka kitap okuyan, özellikle Roma tarihini ve daha birçok tarihi kitapları okuyup araştıran aziz bir şahsiyetti.
Üçüncü Murad, elinden kitap ve kalemi hiç eksik etmezdi. Şair ruhu yüksek olan sultan, “Muradi’’ mahlasıyla şiirlerde yazmıştı.
Birinci Mahmut Han kütüphanelere o kadar değer verirdi ki onun devri “Kütüphaneciliğin Altın Çağı’’ olarak bilinirdi. Osmanlı Devletinde Kitap Rönesans’ını başlatan padişah olarak da kayıtlarda yerini almıştı.
İkinci Abdülhamid Han’ın on binden fazla kitap bulundurduğu kendisine has, şahsi kütüphanesinde vakit geçirmediği gün yoktu. Okumadan asla uyku faslına geçmeyen bir kişiliğe sahipti.
Dönemi boyunca hazineyi tıka basa dolduran Yavuz Sultan Selim Mısır Seferine üç deve dolusu kitapla gitmişti. Kitaplar sayesinde bu diyarlar hakkında malumatlar elde etmek istiyordu. Günde sadece üç saat uyku uyuyan bu yüksek deha, kitap okumaktan dolayı çoğu zaman yorgun düşerdi.
Tüm cihana nam salmış, uzun yıllar imparatorluklar yaşamış, her yerde övgüyle bahsedilen, dost düşman fark etmeksizin gıpta ile bakılan, nice başarılara imza atmış Osmanlı padişahlarının kitap okumaya bu denli değer vermeleri, bu denli benimsemeleri, başarılarının bir parçası olamaz mıydı?
Tarihte büyük izler bırakmalarına sebebiyet veren onca durumun içerisinde kitap okumaya olan düşkünlükleri, bu sebeplerin içerisinde bir parça olamaz mıydı?
Bu zaafın yavaş yavaş yok olmasına gereksinim duymuşken aklıma ansızın Maksim Gorki’nin o güzel sözü geliverir.
“Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.’’





