TÜRKİYENİN VESAYETTEN ÇIKIŞ DESTANI NASIL OLDU? TÜRKİYEDE SİYASET BİÇİMİ NASIL İŞLENDİ? 1998 SONU ABD DIŞ İŞLERİ BAKAN YARDIMCISININ TÜRKİYEYE SUNDUĞU GİZLİ TALİMAT? ÖCALAN’IN İADESİ, FETÖ, SUİKASTLAR VE DAHA FAZLASINI SİYASET BİLİMCİ ‘’MURAT BAHADIR AKKOYUNLU’’ İLE KONUŞTUK…
SORU1: SİYASETTE GEÇMİŞTEN BUGÜNE NE DEĞİŞTİ?
-Bu sorunun cevabını ara başlıklarla kısaca özetleyeyim. Tabi siyaset derken Türkiye merkezli siyasetten bahsediyoruz. Öncelikle benim tespitime göre şunu ifade edeyim ki Türkiye coğrafyası Osmanlı ile birlikte yaklaşık 1800 yılından itibaren – ki bu II. Mahmut dönemine denk geliyor- vesayet altına girmiş bir devletimiz var. Evet, bu cüretkâr bir cümle olabilir ama vesayetin ve esaretin altında bir devlet hatta devlet yönetiminin olduğu vakası gizlenmiş ve saklanmıştır.
Türkiye’yi vesayet altına alındığının düşmanlar bilinmesini istemedikleri gibi yurtseverlerde bilinmesini istememişlerdir.
Türkiye düşmanları bu gerçeğin bilinmesini neden istememişlerdir? E Türkiye’de yaşayan halkı safha safha eritebilmek, uyanmasını engellemek için bu konunun gizli kalınmasını istemişlerdir.
Yurtseverler neden bu vesayet-esaretin gizil kalmasını istemişlerdir? Çünkü halkın, devletinden ve geleceğinden umudunu kesmesini istememiştir. Canlı, ayakta, özgüveni yüksek olan bir toplum olarak devam etmemizi istedikleri için vesayet altında bir vatan ve ülkenin mensupları olma gerçeği gizlenmiştir.
Devletimizin vesayet altına niçin girdiği ayrı bir konudur. Lakin öncelikle şu tespitimi ifade edeyim. İnanın Göktürklerden, Gaznelilerden, Karahanlılardan, Osmanlıya kadar temel bir tane sebep var. O da şudur. Düşmanla benzeştiğimiz için çökmüş ve çürümüşüzdür. Net olarak 1800’lerden itibaren esarete duçar olduk, vesayet altına girdik. 1838 İngiliz Ticaret Antlaşmaları ve Tanzimat Fermanı bu vesayet altına girişin resmi belgeleridir. Bir gerçeği daha ifade edeyim. Vesayet altına girdikten önce devletimiz yekpare, tek bir devlet değildi. Devletimizin yapısı parçalı yapıydı. Kadim Türk Devlet Akılları da bu yapının içinde bir parçaydı. Devletin ve milletin baki olabilmesi için gayret eden Kadim Türk Aklı ve kadroları o son sözü söyleyen muktedir bir güç olamadı.
Cumhuriyet Döneminde de bu durum devam etti. Lozan Antlaşması I. Dünya Savaşını bitiren antlaşmadır. Mağlup olduk ve galip devletler ne istediyse hemen hemen tümünü verdik. Bu da incelenmesi gereken ayrı bir konudur.
“LOZAN NE ZAFERDİR, NE DE HEZİMETTİR.’’
Lakin Lozan ne zaferdir ne de hezimettir. Lozan bir zillettir ama aynı zamanda varoluşumuzun tescil belgesidir. Bu da büyük bir zaferdir. Çünkü Türkiye’nin Kurtuluş Mücadelesi hikâye falan değildir. Mucizevî çapta büyük bir başarıdır. Fakat vesayet durumu hala devam ediyordur. Keza biz 1924 Anayasasını yaparken de bağımsız değildik. Özellikle ülkede bilim bitmişti. Osmanlı Dönemi Ebussuud’un medreseye kastetmesi bilimi perişan etmiştir.
Bunun gibi bütün konuları detaylarıyla delilleri ortaya koymanın yanı sıra “Küresel Çeteye İnfaz ‘’ adlı kitabımda da kaleme aldım. Okurlarımın okumasını isterim.
Size şunu hatırlatayım. Sayın Cumhurbaşkanımız CB Hükümet Sistemine geçerken referandumda yaptığı bir cümle şöyleydi:”200 yıllık vesayetten çıkıyoruz.’’
Kimsede kalkıp 200 yılda ne anlatılmak istendi diye sormadı. Belki de sormak işlerine gelmedi veya sorulmak istenmedi. Bu biraz önce söylemiş olduğum durumdur.
“MUSTAFA KEMAL DE ÖLDÜRÜLEN DEVLET ADAMLARI ARASINDADIR.’’
Dünyanın en büyük donanmasını kurmak istemesinden ve yenilikçi, geliştirici teşebbüslerinden ötürü Sultan Abdülaziz kendi odasında katledildi. İntihar süsü verdiler, hikâyeydi.
Sultan Abdülhamit tahttan çekilmesi için çok ciddi tehditler aldı. Bir iç savaş çıkmasın diye devlet kararıyla Sultan tahttan çekildi.
1940’a kadar(İsmet İnönü dönemi) bu sefer Hitler Almanya’sının vesayeti altına girdik.
“BİZİ NATO’YA ALSINLAR DİYE GİDİP KORE’DE ŞEHİT OLDUK.’’
İsmet İnönü’nün en büyük başarısı Türkiye’yi II. Dünya Savaşına girmekten korumuş olmasıydı ama bunun karşılığında Pentagon’a, Küresel Çeteye çok ciddi maliyet ödedik. Stalin bizden boğazları isterken biz “yandık’’ diyerek NATO’ya koştuk. NATO’ya bizi almaları için de Kore’de şehit olduk. Birleşmiş Milletlere kabul edilebilmek için çok partili hayata geçme mecburiyetinde bırakıldık ve CHP’nin içerisinden Demokrat Parti’yi doğurduk.
“ADNAN MENDERES’İN BAĞDAT PAKTINI KURMAYA KALKIŞMASI VE SOVYETLERLE NÜKLEER ANTLAŞMA YAPMAYA KARAR VERMESİ, ÖLDÜRÜLMESİNE SEBEP OLDU.’’
Menderes iktidarı, Mustafa Kemal’in kurduğu ve onun öldürülmesiyle yarım kalan Sadabat Paktı’nı tekrardan Bağdat Paktı olarak İslam Birliğinin çekirdek üyesi olmak amacıyla kurmaya kalkışması ve Sovyetlerle Nükleer Antlaşmalar yapmaya karar vermesi bu sefer de CHP Genel Sekreteri Kazım Gülek’in de ifade ettiği gibi öldürülmesine neden oldu ve netice itibariyle idam edildi.
Daha sonraki yıllarda bir mehter yürüyüşüyle Süleyman Demirel iktidarında iki ileri bir geriyle yedi defa darbeye maruz kalan iktidarlar gördük. Sonra Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın gerçekten 1970 şartlarına göre birer inkılâp sayılabilecek adımları geldi. İstanbul ortak pazarı, İstanbul ortak savunma teşkilatı, ağır harp sanayi gibi hamleler yapılmak istendi ama terörün organize edilmesi, sağcılık-solculuk adı altında iflas edilmiş bu da bize 12 Eylül Darbesi olarak döndü.
“TURGUT ÖZAL ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLDÜ.’’
Turgut Özal yeni bir atılıma başladı. Yerli tüccarlara iş imkanları arttırması, Turan taktiği görüşmeleri, ABD himayesinden çıkıp ortak olma çağrıları Turgut Özal’ın da zehirlenerek katledilmesine sebebiyet verdi.
Temel durum şudur: Geçmiş siyasetten bahsediyorum. Bu çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti parçalı yapılıdır. Türk Devlet Kadroları o yapılarda bir parçadır ve diğer parçaların himayesi altında olmayı tercih etmiştir. Bu yapılar Alman ekolü, İngiliz ekolü, ABD ekolü bu parçalardan birkaçıdır.
1995 Necmettin Erbakan Başbakanlığında masrafların giderilmesi sebebiyle ortak havuz kurulma hadiseleri, dünyaya yönelik 8 İslam Ülkesi D-8 kuruluşu, bir yıl ancak mühlet tanıdılar. Sonra parlamentodan milletvekilleri transfer yapılarak Refah Yol İktidarı parlamentoda düşürüldü. Çünkü hükümet parlamentoda kuruluyordu.
Türkiye en uzun ömrü 1 yıl olan böyle ucube hükümetçikler tarafından perişan edilmiştir.
BURAYI İYİ DİNLEYİN ÇÜNKÜ HERŞEY BURDA BAŞLIYOR. NECMETTİN ERBAKAN İNDİRİLİNCE 1998 SONU SONRASI ABD DIŞ İŞLERİ BAKAN YARDIMCISI “MARC GROSSMAN” TÜRKİYE’YE BİR TALİMAT GETİRDİ. BU O ZAMANLAR DEVLET SIRRI DİYE SAKLANDI.’’
28 Şubat’ın içerisinde çok önemli, bir olay oldu. Değerli okurların şimdi söyleyeceğim şeye çok dikkat etmelerini istiyorum. 1998 sonu Erbakan indirilmiş, Türkiye’de yargı, ekonomi, güven perişan olmuştu. O arada Küresel Çete, ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı Mark Gimmitt eliyle Türkiye’ye bir talimat getirdi. Bu devlet sırrı olarak saklandı. Basında daha önce yer almadı. Ben o zaman Ankara’da Haber yorumculuğu ve Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyordum. Asker malul emeklisi bir arkadaşım onların talimatını bana teklif olarak getirdi. Ayrıca ismini vermeyeceğim, talimatın müzakere edildiği toplantıya çağrılan zapt edilmez Türk milliyetçisi olan bir arkadaşım konuyu ağzından kaçırdı.
Bize verdikleri talimat şuydu;
“Sınırlarınızı değiştireceğiz. Güneydoğu’yu sizden ayıracağız. Mezopotamya’da Kürdistan kuracağız ama sizden aldığımız parçalar karşılığında daha önce Azerbaycan’dan alıp İran’a verdiğimiz Güney Azerbaycan’ı bu defa İran’dan alıp size vereceğiz. ‘’
İşte o noktada Devletin içinde Türk Devlet Aklı Kadroları “Hayır, bu mesele buraya kadardır. Bitti. Biz bugüne kadar sizin himayenizde olmayı, son sözü sizin söylemenize müsaade edişimizin nedeni Türkiye’yi saldırılardan ve darbelerden korumak içindi. Ancak bu defa siz ve müttefikleriniz bize kastettiniz. Bu kabul edilemez’’ dedi. Bu olay 1998 sonu oldu.
Bu tarihten itibaren Türk Devlet Aklı Türkiye Devletini, paralel tüm yapıları tasfiye etme ve Türkiye’yi himaye altına alma, korumaya muhtaç halden kurtarma ve küresel lider haline gelmeyi merkezine koymuş bir Türkiye var.
“BİZ TEKLİFLERİNİ GERİ ÇEVİRİNCE PENTAGON, ABDULLAH ÖCALANI BİZE TESLİM ETTİ.’’
Biz o teklifi reddedince Abdullah Öcalan’ı bize iade etti. Bu şu anlama geliyordu. ‘’Piyonunu al, bundan sonra PKK meselesinde ben seninle birlikte değilim. Tek başıma istediğim şekilde yöneteceğim.’’ Tabi burada soru ortaya çıkıyor. PKK-Türkiye birlikteliği ne demektir? Şöyle ki 1970 döneminin askeri savcısı Albay Baki Tuğ, daha sonrası Adalet Bakanlığı yapmış büyüğümüzden bizzat dinledim.
Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatının, CIA’nin bir şubesi olduğu eski yıllarda, evet o vesayet döneminde,zaten bu durum 80’lı yılların Mit Müsteşarı Orgeneral Merhum Fuat Doğu kendi ağzından açıklamıştır. Şöyle demişti: “Ben Milli İstihbarat Teşkilatının Müsteşarlığını değil, CIA’nin bölge şefliğini yaptım.’’ Böyle bir durumdaydık.
İşte o dönemlerde PKK, Mit ile birlikte CIA tarafımdan oluşturulan bir örgüttü ve Abdullah Öcalan da Mit’in CIA tarafından maaşlı elemanlarından biriydi.
Bunu eski Mit Müsteşarı söylüyordu. Mit’te çalışan çoğu eleman CIA servisinden maaş alıyordu. Ben vesayet dönemini izah etmek zorundayım. Vesayet dönemi bilinmediği için çözümlemelerde bulanıklık ortaya çıkıyor.
1998 sonunda bize talimatlanan o iğrençliğe karşı Türk Milli Devletinin almış olduğu tavrın bilinmemesine ve ondan sonraki hadiselerin analiz edilmesine mani oluyor.
“DEVLET KADROLARI İÇİNDEKİ ÇETELER VE PKK İLİŞKİSİNİ UĞUR MUMCU İFŞA EDECEKTİ.’’
Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devlet Kadroları içindeki çeteler ve PKK ilişkisini Uğur Mumcu ifşa edecekti. Lakin bu tespit edilmişti. Bizzat Baki Tuğ’dan dinledim. Şunları söyledi: “Abdullah Öcalan’ı yargılıyordum. Siyasal Bilgiler Öğrencisiydi. Bende 9 arkadaşıyla beraber onu yargılıyordum. Bana Mit’ten bir belge geldi. Abdullah Öcalan mensubumuzdur, ona göre muamele edin yazıyordu. Bende serbest bıraktım. Sonrasında Uğur Mumcu beni aradı. Benden belge istedi. Basına duyuracaktı. Randevulaştık ama buluşamadık. Belgeyi ona veremeden katledildi.
Arkadaşlar, şuanda Yeni Türkiye Gazetesinde okuduğunuz bu satırlardaki bilgiyi Uğur Mumcu yazamasın diye katledilmişti.
Nasıl bir vesayet altındaydık, daha net olsun diye bu izahı verdim.
1998 sonu Devlet Aklı ve Kadroları artık bu iş buraya kadardır dedi. Türkiye’nin sınırlarını değiştirmeye yeltenilmesi kabul edilemez. Kendi ayakları üzerinde durmuş bir Türkiye olmak zorundayız. Tekrar ediyorum. Küresel aktör, merkez ülke, bölgesel lider Türkiye hedefine gözler çevrildi.
Bu tarihten sonra Türkiye’de siyaseti yeniden kurdular. Türkiye’de en çok sevilen siyasetçi Recep Tayip Erdoğan’a siyasetin yönetimi görevi verilirken karşısına dört yerli ve milli şahsiyet oturtuldu. Deniz Baykal, Muhsin Yazıcıoğlu, Devlet Bahçeli ve Necmettin Erbakan…
Halk, yeni bir çıkış kapısı olarak seçimlerde Recep Tayip Erdoğan’ın etrafında toplandı.
“2007 YILINDA KÜRESEL ÇETE ERDOĞANI DEVİRMEK İSTEDİ, BAŞARAMADI.’’
2007 yılında bir şey oldu. ABD’nin Irak’ı işgaline Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli oy alınmadı, karşı çıkıldı. Bu Pentagonu çok sinirlendirdi. Recep Tayip Erdoğan’ı indirmeye karar verdiler.
2007 yılının 27 Nisan günü genelkurmay internetine muhtıra koydular. Bir iki gün darbe olması, sokaklara Tankların çıkması bekleniyordu ama öyle olmadı.Çünkü 1998 yılı sonrasında konuyu ve stratejiyi değiştirmiş olan TSK’daki Genelkurmay kadrosu böyle bir müdahaleye izin vermedi. Darbe gerçekleşmedi.
2002-2011 yılları arasında tam bir tiyatro çevrildi. Pentagon, FETÖ’yü kendi eliyle içeriye soktu. Bu örgüt zaten 1960 yılından itibaren örgütlendirilmişti. 1970’lerde Süleyman Demirel vesilesiyle daha da güçlendirildi. 1994 yılında Sovyetler Rusya’ya dönüşürken Pentagon FETÖ vasıtasıyla Türkiye’de yargıya, askeriye’ye özellikle polise elemanlarını yerleştirdiler.
“ÖCALANI BİZE VERDİLER AMA AYNI YILIN NİSAN AYINDA FETÖYÜ GERİ ALDILAR.’’
1998 sonunda talimatı biz reddedince Abdullah Öcalan’ı bize verdiler. PKK’yı biz tek başımıza kullanacağız dediler. Evet, Öcalan’ı bize verdiler ama Nisan ayında Fettullah Gülen’i alıp götürdüler.
Türkiye 2002 yılında yola Recep Tayyip Erdoğan ile devam etme kararı alırken bu arada Pentagon’la dostmuş gibi bir görüntü yarattılar.
“TAYYİP ERDOĞAN 2011 YILINA KADAR KÜRESEL ÇETEYİ OYALAMIŞTIR.’’
Şöyle demek daha doğru olur. 2011 öncesi Recep Tayyip Erdoğan’ın söylem, duruş ve tavırları ile 2011 den sonraki tavırları birbirine tersidir. Niçin? Çünkü 2011’e kadar Küresel Çete oyalanmıştır.
Küresel Çete Türkiye’ye darbe yapamasın diye, evet, Türkiye’deki iktidar Türk Devlet Aklı eliyle Recep Tayyip Erdoğan ile koalisyon yapılmıştır.
Böyle bir mücadeleyi yaşı 25’in üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Yaşı 25’in altı olanlar ın ise akıllarında soru işaretleri kaldığını biliyorum. “Küresel Çeteye İnfaz ‘’adlı kitabımı okuyanların bu soruna çözüm olduğuna inanıyorum.
Geçmişten günümüze Türkiye’de siyaset böyle şekillendi. Bugün ise en önemli olaydan bahsediyorum. “Türk Devlet Teşkilatı’’ kuruldu. Bu, zamanın kırılma noktasıdır
SORU2: PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?
-Evet, sorulması gerekilen soruyu soruyorsunuz. Şimdi ne olacak? Kısaca şunu belirteyim. Rakamları ve değerleri yan yana koyarak bakacaksınız. Nedir o? Tarımsal üretim, sağlık sektöründeki gelişme, üniversiteleşme oranı, ulaşım ve alt yapıda yapılan yatırımlar, savunma sanayisindeki yükselişler, bütün bunlarla beraber BM dahil ve Dünyanın yönetiminde Türkiye’nin devlet başkanı vasıtasıyla almış olduğu pozisyona bakacaksınız.
Net örnek veriyorum. 2002 yılında zavallı Türkiye’nin başbakanı İzmir vilayetimizden daha küçük olan Lüksenburg’dan 950 milyon dolarcık dikkat edin borç değil bağış dilenmek zorundaydık. Avrupa’daki başkanlarla bizim başkanımız randevu alıp günler, haftalarca bekletilip ondan sonra görüşülüyordu.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan, dünyayı yöneten dört büyük siyasi lider arasında belki de sözü ve duruşu en etkin olan liderlerden birisi oldu.
Ama bütün bunların ötesinde çok önemli bir şey oldu. Sovyet Dönemini bilmeyen gençlerin öğrenmesi gerekir.1000 yıllık adı Türkistan olan Asya Coğrafyası, güya etnik köken baz alınarak Afganistan, Kazakistan, Kazakistan, Azerbaycan, Tacikistan, Moğolistan diye paramparça edilmişti. Esirdiler. Sovyetlere bağlıydılar. Öyle Türk Milleti gibi kavramlar yoktu. Türklerden bahsetmek hatta Kuran’ı Kerim okumak büyük suçtu. Evet, aynen böyleydi, cezalandırılıyordu. Fakat şimdi ne noktadayız? O parçalanmış coğrafyada 1990 yılında Sovyetler çöküşü ve yerine Rusya’nın kuruluşundan sonra o yapılar bu ağırlığı taşıyamadığı için yavaş yavaş kendimize geldik.
“30 YIL ÖNCE KARABAĞ İŞGAL EDİLİRKEN KILINI BİLE KIPIRDATAMAYAN TÜRKİYEDEN, 30 YIL SONRA AZERBAYCAN İLE BİRLİKTE 44 GÜNDE KARABAĞI TÜRK TOPRAĞI HALİNE GETİREN BİR TÜRKİYE OLDUK.’’
Azerbaycan çok büyük maliyet ödeyerek, binlerce şehit vererek bağımsızlığını kazandı. Ruslar Azerbaycan’ı bastı. Bakü’de 6 bine yakın Türk şehit edildi. Azerbaycan’ın bağımsızlık ilanı böyle kanlıca oldu. Sonra ne oldu? Şu oldu: Otuz yıl öncesinde Karabağ işgal edilirken kılını dahi kıpırdatamayan Türkiye’den, otuz sene sonra Karabağ’ı 44 günde Azerbaycan ile beraber Türk toprağı haline getiren bir Türkiye olduk.
Şöyle deniliyor biliyorsunuz. ‘’iki devlet tek millet’’ Pakistan başkanı buna itiraz etti… ‘’Ne münasebet dedi.’’ Neydi itirazı? “Üç devlet tek milletiz’’ dedi.
E Pakistan’ın Türklerle ne alakası var diye sormayın. Hele hele Afganistan’ın Türklerle ne alakası var diye sormayın. O insanların büyük çoğunluğu Türklerden oluşuyor.
Şimdi ne oldu? Evet 7 ülke… Türkmenistan’da dahil oldu. Önce 2009 yılında ‘’Türkçe Konuşan Topluluklar Birliği’’oluşturuldu. Geçen yıl ‘’Türk Devletleri Keneş’’ İ haline getirildi. Bu senede “Türk Devletleri Teşkilatı’’ kurumsallaşması gerçekleştirildi. Genel sekretaryası İstanbul’dadır. Bundan sonra artık ülkemiz arasında pasaportsuz dolaşımlar, direkt para transferleri (Biliyorsunuz ki bir yerden bir yere dolar gönderecekseniz ABD’nin, Euro gönderecekseniz Almanya’nın onaylaması gerekir. Böyle ucubelikler yaşanır dünyada) Ortak savunma teşkilatı yani Turan Ordusu, Teknolojik transferler ve belki de ortak anayasa, hepsinden de önemlisi Türk töresi oluşturulacak demektir. Şimdi ne olacak diye soruyorsunuz ya onun cevabını veriyorum .
Türkiye, 2023’te büyük seçimine doğru gidiyor. Küresel çetenin tekrar bizi vesayet altına alacağı bir Türkiye’ye mi geri döneceğiz yoksa ‘’Bir dakika, dünya beşten büyüktür’’ diyerek dünyanın yönetiminde büyük söz sahibi olmaya devam mı edeceğiz bunun kararı verilecek.
Mesela Putin’in bir sözünü size hatırlatayım, geçen hafta ifade etmişti. BM’de Recep Tayip Erdoğan’ın yaptığı konuşmadan sonra Putin şöyle dedi . ‘’ Erdoğan haklı, ben Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olması gerekliğine inanıyorum’’ dedi.
“TÜRK DEVLETLER TEŞKİLATINA RUSYA’DA DAHİL OLACAKTIR. BUNU GÖRECEKSİNİZ.’’
Değerli arkadaşlar şu bilgiyi de vereyim. Rusları kazıdığımızda altından Moğol ve Tatar çıkar. Bu bir gerçektir. Göreceksiniz, Türk devletler teşkilatına Rusya’da dâhil olacaktır. Bunu göreceksiniz.
İran ‘’ ülkenin %40’ı Türklerden oluşuyor, ben de Türk Devletler Teşkilatına müracaat edeceğim’’ diyecektir göreceksiniz.
Hatta size bir konuda net bir bilgi vereyim Ermenilerin Gregoryen mezhebinden olanların kökeni Kıpçak Türkleridir. Bakmayın siz onların zaman içerisinde Manastırlar tarafından Türk düşmanı bir topluluk haline getirilmiş olmalarına. Zamanı ve günü geldiğinde Ermenistan’da sınırları açarak, Türk düşmanlığını bir tarafa bırakıp bu birlikteliğe dâhil olma tercihinde bulunacaktır.
Türkiye kuşatılıyor diyenlere gülüp geçiniz. Size anlatmakta olduğum bu süreci gördünüz. Türkiye kendi içine çekilmiş, esir ve vesayet altında bir ülkedeyken Türkiye anlayana tabirle kuşatmayı yarmıştır.
Evet, 2011 yılında Diyarbakır bugün mü elimizden çıkar yarın mı çıkar endişesiyle beklerken bugün Doğu Akdeniz’den Libya ya, Libya’dan Kafkaslara, Kafkaslardan Balkanlara yön ve vaziyet veren bir konuma gelmiştir.
2023’de eğer küreselcilerin hamlelerini atlatabilirsek-inşallah Türk Milletinin tercihiyle- sadece Kafkasya’ya, Balkanlara, Ortadoğu ya değil inanın Afrika’dan, Venezüella dan, Atlantik Güney Amerika’ya hatta Avrupa’ya…
Benim söylemlerini biraz megalomani görebilirsiniz ama 4 sene sonra tekrar görüşelim.
Yeni Türkiye Gazetesinin yöneticilerine, yazarlarına ve okurlarına saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
SORU1: SİYASETTE GEÇMİŞTEN BUGÜNE NE DEĞİŞTİ?
-Bu sorunun cevabını ara başlıklarla kısaca özetleyeyim. Tabi siyaset derken Türkiye merkezli siyasetten bahsediyoruz. Öncelikle benim tespitime göre şunu ifade edeyim ki Türkiye coğrafyası Osmanlı ile birlikte yaklaşık 1800 yılından itibaren – ki bu II. Mahmut dönemine denk geliyor- vesayet altına girmiş bir devletimiz var. Evet, bu cüretkâr bir cümle olabilir ama vesayetin ve esaretin altında bir devlet hatta devlet yönetiminin olduğu vakası gizlenmiş ve saklanmıştır.
Türkiye’yi vesayet altına alındığının düşmanlar bilinmesini istemedikleri gibi yurtseverlerde bilinmesini istememişlerdir.Türkiye düşmanları bu gerçeğin bilinmesini neden istememişlerdir? E Türkiye’de yaşayan halkı safha safha eritebilmek, uyanmasını engellemek için bu konunun gizli kalınmasını istemişlerdir.
Yurtseverler neden bu vesayet-esaretin gizil kalmasını istemişlerdir? Çünkü halkın, devletinden ve geleceğinden umudunu kesmesini istememiştir. Canlı, ayakta, özgüveni yüksek olan bir toplum olarak devam etmemizi istedikleri için vesayet altında bir vatan ve ülkenin mensupları olma gerçeği gizlenmiştir.
Devletimizin vesayet altına niçin girdiği ayrı bir konudur. Lakin öncelikle şu tespitimi ifade edeyim. İnanın Göktürklerden, Gaznelilerden, Karahanlılardan, Osmanlıya kadar temel bir tane sebep var. O da şudur. Düşmanla benzeştiğimiz için çökmüş ve çürümüşüzdür. Net olarak 1800’lerden itibaren esarete duçar olduk, vesayet altına girdik. 1838 İngiliz Ticaret Antlaşmaları ve Tanzimat Fermanı bu vesayet altına girişin resmi belgeleridir. Bir gerçeği daha ifade edeyim. Vesayet altına girdikten önce devletimiz yekpare, tek bir devlet değildi. Devletimizin yapısı parçalı yapıydı. Kadim Türk Devlet Akılları da bu yapının içinde bir parçaydı. Devletin ve milletin baki olabilmesi için gayret eden Kadim Türk Aklı ve kadroları o son sözü söyleyen muktedir bir güç olamadı.
Cumhuriyet Döneminde de bu durum devam etti. Lozan Antlaşması I. Dünya Savaşını bitiren antlaşmadır. Mağlup olduk ve galip devletler ne istediyse hemen hemen tümünü verdik. Bu da incelenmesi gereken ayrı bir konudur.
“LOZAN NE ZAFERDİR, NE DE HEZİMETTİR.’’
Lakin Lozan ne zaferdir ne de hezimettir. Lozan bir zillettir ama aynı zamanda varoluşumuzun tescil belgesidir. Bu da büyük bir zaferdir. Çünkü Türkiye’nin Kurtuluş Mücadelesi hikâye falan değildir. Mucizevî çapta büyük bir başarıdır. Fakat vesayet durumu hala devam ediyordur. Keza biz 1924 Anayasasını yaparken de bağımsız değildik. Özellikle ülkede bilim bitmişti. Osmanlı Dönemi Ebussuud’un medreseye kastetmesi bilimi perişan etmiştir.
Bunun gibi bütün konuları detaylarıyla delilleri ortaya koymanın yanı sıra “Küresel Çeteye İnfaz ‘’ adlı kitabımda da kaleme aldım. Okurlarımın okumasını isterim.
Size şunu hatırlatayım. Sayın Cumhurbaşkanımız CB Hükümet Sistemine geçerken referandumda yaptığı bir cümle şöyleydi:”200 yıllık vesayetten çıkıyoruz.’’
Kimsede kalkıp 200 yılda ne anlatılmak istendi diye sormadı. Belki de sormak işlerine gelmedi veya sorulmak istenmedi. Bu biraz önce söylemiş olduğum durumdur.
“MUSTAFA KEMAL DE ÖLDÜRÜLEN DEVLET ADAMLARI ARASINDADIR.’’
- Mahmut’tan itibaren Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti 1998 yılına kadar parçalı bir devlet yapısı içinde vesayet altında bir devletti. Ekonomik, siyasi, sosyal, bilim üzerinden atılım yapmak isteyen bütün siyasetçi ve devlet adamlarımız öldürüldüler, darbelendiler. Ki Mustafa Kemal de öldürülen devlet adamları arasındadır. Gazi özellikle 1935 sonrasında vesayetten çıkış çabaları sonucu zehirlenerek öldürüldü.
Dünyanın en büyük donanmasını kurmak istemesinden ve yenilikçi, geliştirici teşebbüslerinden ötürü Sultan Abdülaziz kendi odasında katledildi. İntihar süsü verdiler, hikâyeydi.
Sultan Abdülhamit tahttan çekilmesi için çok ciddi tehditler aldı. Bir iç savaş çıkmasın diye devlet kararıyla Sultan tahttan çekildi.
1940’a kadar(İsmet İnönü dönemi) bu sefer Hitler Almanya’sının vesayeti altına girdik.
“BİZİ NATO’YA ALSINLAR DİYE GİDİP KORE’DE ŞEHİT OLDUK.’’
İsmet İnönü’nün en büyük başarısı Türkiye’yi II. Dünya Savaşına girmekten korumuş olmasıydı ama bunun karşılığında Pentagon’a, Küresel Çeteye çok ciddi maliyet ödedik. Stalin bizden boğazları isterken biz “yandık’’ diyerek NATO’ya koştuk. NATO’ya bizi almaları için de Kore’de şehit olduk. Birleşmiş Milletlere kabul edilebilmek için çok partili hayata geçme mecburiyetinde bırakıldık ve CHP’nin içerisinden Demokrat Parti’yi doğurduk.
“ADNAN MENDERES’İN BAĞDAT PAKTINI KURMAYA KALKIŞMASI VE SOVYETLERLE NÜKLEER ANTLAŞMA YAPMAYA KARAR VERMESİ, ÖLDÜRÜLMESİNE SEBEP OLDU.’’
Menderes iktidarı, Mustafa Kemal’in kurduğu ve onun öldürülmesiyle yarım kalan Sadabat Paktı’nı tekrardan Bağdat Paktı olarak İslam Birliğinin çekirdek üyesi olmak amacıyla kurmaya kalkışması ve Sovyetlerle Nükleer Antlaşmalar yapmaya karar vermesi bu sefer de CHP Genel Sekreteri Kazım Gülek’in de ifade ettiği gibi öldürülmesine neden oldu ve netice itibariyle idam edildi.
Daha sonraki yıllarda bir mehter yürüyüşüyle Süleyman Demirel iktidarında iki ileri bir geriyle yedi defa darbeye maruz kalan iktidarlar gördük. Sonra Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın gerçekten 1970 şartlarına göre birer inkılâp sayılabilecek adımları geldi. İstanbul ortak pazarı, İstanbul ortak savunma teşkilatı, ağır harp sanayi gibi hamleler yapılmak istendi ama terörün organize edilmesi, sağcılık-solculuk adı altında iflas edilmiş bu da bize 12 Eylül Darbesi olarak döndü.
“TURGUT ÖZAL ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLDÜ.’’
Turgut Özal yeni bir atılıma başladı. Yerli tüccarlara iş imkanları arttırması, Turan taktiği görüşmeleri, ABD himayesinden çıkıp ortak olma çağrıları Turgut Özal’ın da zehirlenerek katledilmesine sebebiyet verdi.
Temel durum şudur: Geçmiş siyasetten bahsediyorum. Bu çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti parçalı yapılıdır. Türk Devlet Kadroları o yapılarda bir parçadır ve diğer parçaların himayesi altında olmayı tercih etmiştir. Bu yapılar Alman ekolü, İngiliz ekolü, ABD ekolü bu parçalardan birkaçıdır.
1995 Necmettin Erbakan Başbakanlığında masrafların giderilmesi sebebiyle ortak havuz kurulma hadiseleri, dünyaya yönelik 8 İslam Ülkesi D-8 kuruluşu, bir yıl ancak mühlet tanıdılar. Sonra parlamentodan milletvekilleri transfer yapılarak Refah Yol İktidarı parlamentoda düşürüldü. Çünkü hükümet parlamentoda kuruluyordu.
Türkiye en uzun ömrü 1 yıl olan böyle ucube hükümetçikler tarafından perişan edilmiştir.
BURAYI İYİ DİNLEYİN ÇÜNKÜ HERŞEY BURDA BAŞLIYOR. NECMETTİN ERBAKAN İNDİRİLİNCE 1998 SONU SONRASI ABD DIŞ İŞLERİ BAKAN YARDIMCISI “MARC GROSSMAN” TÜRKİYE’YE BİR TALİMAT GETİRDİ. BU O ZAMANLAR DEVLET SIRRI DİYE SAKLANDI.’’
28 Şubat’ın içerisinde çok önemli, bir olay oldu. Değerli okurların şimdi söyleyeceğim şeye çok dikkat etmelerini istiyorum. 1998 sonu Erbakan indirilmiş, Türkiye’de yargı, ekonomi, güven perişan olmuştu. O arada Küresel Çete, ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı Mark Gimmitt eliyle Türkiye’ye bir talimat getirdi. Bu devlet sırrı olarak saklandı. Basında daha önce yer almadı. Ben o zaman Ankara’da Haber yorumculuğu ve Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyordum. Asker malul emeklisi bir arkadaşım onların talimatını bana teklif olarak getirdi. Ayrıca ismini vermeyeceğim, talimatın müzakere edildiği toplantıya çağrılan zapt edilmez Türk milliyetçisi olan bir arkadaşım konuyu ağzından kaçırdı.
Bize verdikleri talimat şuydu;
“Sınırlarınızı değiştireceğiz. Güneydoğu’yu sizden ayıracağız. Mezopotamya’da Kürdistan kuracağız ama sizden aldığımız parçalar karşılığında daha önce Azerbaycan’dan alıp İran’a verdiğimiz Güney Azerbaycan’ı bu defa İran’dan alıp size vereceğiz. ‘’
İşte o noktada Devletin içinde Türk Devlet Aklı Kadroları “Hayır, bu mesele buraya kadardır. Bitti. Biz bugüne kadar sizin himayenizde olmayı, son sözü sizin söylemenize müsaade edişimizin nedeni Türkiye’yi saldırılardan ve darbelerden korumak içindi. Ancak bu defa siz ve müttefikleriniz bize kastettiniz. Bu kabul edilemez’’ dedi. Bu olay 1998 sonu oldu.
Bu tarihten itibaren Türk Devlet Aklı Türkiye Devletini, paralel tüm yapıları tasfiye etme ve Türkiye’yi himaye altına alma, korumaya muhtaç halden kurtarma ve küresel lider haline gelmeyi merkezine koymuş bir Türkiye var.
“BİZ TEKLİFLERİNİ GERİ ÇEVİRİNCE PENTAGON, ABDULLAH ÖCALANI BİZE TESLİM ETTİ.’’
Biz o teklifi reddedince Abdullah Öcalan’ı bize iade etti. Bu şu anlama geliyordu. ‘’Piyonunu al, bundan sonra PKK meselesinde ben seninle birlikte değilim. Tek başıma istediğim şekilde yöneteceğim.’’ Tabi burada soru ortaya çıkıyor. PKK-Türkiye birlikteliği ne demektir? Şöyle ki 1970 döneminin askeri savcısı Albay Baki Tuğ, daha sonrası Adalet Bakanlığı yapmış büyüğümüzden bizzat dinledim.
Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatının, CIA’nin bir şubesi olduğu eski yıllarda, evet o vesayet döneminde,zaten bu durum 80’lı yılların Mit Müsteşarı Orgeneral Merhum Fuat Doğu kendi ağzından açıklamıştır. Şöyle demişti: “Ben Milli İstihbarat Teşkilatının Müsteşarlığını değil, CIA’nin bölge şefliğini yaptım.’’ Böyle bir durumdaydık.
İşte o dönemlerde PKK, Mit ile birlikte CIA tarafımdan oluşturulan bir örgüttü ve Abdullah Öcalan da Mit’in CIA tarafından maaşlı elemanlarından biriydi.
Bunu eski Mit Müsteşarı söylüyordu. Mit’te çalışan çoğu eleman CIA servisinden maaş alıyordu. Ben vesayet dönemini izah etmek zorundayım. Vesayet dönemi bilinmediği için çözümlemelerde bulanıklık ortaya çıkıyor.
1998 sonunda bize talimatlanan o iğrençliğe karşı Türk Milli Devletinin almış olduğu tavrın bilinmemesine ve ondan sonraki hadiselerin analiz edilmesine mani oluyor.
“DEVLET KADROLARI İÇİNDEKİ ÇETELER VE PKK İLİŞKİSİNİ UĞUR MUMCU İFŞA EDECEKTİ.’’
Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devlet Kadroları içindeki çeteler ve PKK ilişkisini Uğur Mumcu ifşa edecekti. Lakin bu tespit edilmişti. Bizzat Baki Tuğ’dan dinledim. Şunları söyledi: “Abdullah Öcalan’ı yargılıyordum. Siyasal Bilgiler Öğrencisiydi. Bende 9 arkadaşıyla beraber onu yargılıyordum. Bana Mit’ten bir belge geldi. Abdullah Öcalan mensubumuzdur, ona göre muamele edin yazıyordu. Bende serbest bıraktım. Sonrasında Uğur Mumcu beni aradı. Benden belge istedi. Basına duyuracaktı. Randevulaştık ama buluşamadık. Belgeyi ona veremeden katledildi.
Arkadaşlar, şuanda Yeni Türkiye Gazetesinde okuduğunuz bu satırlardaki bilgiyi Uğur Mumcu yazamasın diye katledilmişti.
Nasıl bir vesayet altındaydık, daha net olsun diye bu izahı verdim.
1998 sonu Devlet Aklı ve Kadroları artık bu iş buraya kadardır dedi. Türkiye’nin sınırlarını değiştirmeye yeltenilmesi kabul edilemez. Kendi ayakları üzerinde durmuş bir Türkiye olmak zorundayız. Tekrar ediyorum. Küresel aktör, merkez ülke, bölgesel lider Türkiye hedefine gözler çevrildi.
Bu tarihten sonra Türkiye’de siyaseti yeniden kurdular. Türkiye’de en çok sevilen siyasetçi Recep Tayip Erdoğan’a siyasetin yönetimi görevi verilirken karşısına dört yerli ve milli şahsiyet oturtuldu. Deniz Baykal, Muhsin Yazıcıoğlu, Devlet Bahçeli ve Necmettin Erbakan…
Halk, yeni bir çıkış kapısı olarak seçimlerde Recep Tayip Erdoğan’ın etrafında toplandı.
“2007 YILINDA KÜRESEL ÇETE ERDOĞANI DEVİRMEK İSTEDİ, BAŞARAMADI.’’
2007 yılında bir şey oldu. ABD’nin Irak’ı işgaline Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli oy alınmadı, karşı çıkıldı. Bu Pentagonu çok sinirlendirdi. Recep Tayip Erdoğan’ı indirmeye karar verdiler.
2007 yılının 27 Nisan günü genelkurmay internetine muhtıra koydular. Bir iki gün darbe olması, sokaklara Tankların çıkması bekleniyordu ama öyle olmadı.Çünkü 1998 yılı sonrasında konuyu ve stratejiyi değiştirmiş olan TSK’daki Genelkurmay kadrosu böyle bir müdahaleye izin vermedi. Darbe gerçekleşmedi.
2002-2011 yılları arasında tam bir tiyatro çevrildi. Pentagon, FETÖ’yü kendi eliyle içeriye soktu. Bu örgüt zaten 1960 yılından itibaren örgütlendirilmişti. 1970’lerde Süleyman Demirel vesilesiyle daha da güçlendirildi. 1994 yılında Sovyetler Rusya’ya dönüşürken Pentagon FETÖ vasıtasıyla Türkiye’de yargıya, askeriye’ye özellikle polise elemanlarını yerleştirdiler.
“ÖCALANI BİZE VERDİLER AMA AYNI YILIN NİSAN AYINDA FETÖYÜ GERİ ALDILAR.’’
1998 sonunda talimatı biz reddedince Abdullah Öcalan’ı bize verdiler. PKK’yı biz tek başımıza kullanacağız dediler. Evet, Öcalan’ı bize verdiler ama Nisan ayında Fettullah Gülen’i alıp götürdüler.
Türkiye 2002 yılında yola Recep Tayyip Erdoğan ile devam etme kararı alırken bu arada Pentagon’la dostmuş gibi bir görüntü yarattılar.
“TAYYİP ERDOĞAN 2011 YILINA KADAR KÜRESEL ÇETEYİ OYALAMIŞTIR.’’
Şöyle demek daha doğru olur. 2011 öncesi Recep Tayyip Erdoğan’ın söylem, duruş ve tavırları ile 2011 den sonraki tavırları birbirine tersidir. Niçin? Çünkü 2011’e kadar Küresel Çete oyalanmıştır.
Küresel Çete Türkiye’ye darbe yapamasın diye, evet, Türkiye’deki iktidar Türk Devlet Aklı eliyle Recep Tayyip Erdoğan ile koalisyon yapılmıştır.
Böyle bir mücadeleyi yaşı 25’in üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklardır. Yaşı 25’in altı olanlar ın ise akıllarında soru işaretleri kaldığını biliyorum. “Küresel Çeteye İnfaz ‘’adlı kitabımı okuyanların bu soruna çözüm olduğuna inanıyorum.
Geçmişten günümüze Türkiye’de siyaset böyle şekillendi. Bugün ise en önemli olaydan bahsediyorum. “Türk Devlet Teşkilatı’’ kuruldu. Bu, zamanın kırılma noktasıdır
SORU2: PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?
-Evet, sorulması gerekilen soruyu soruyorsunuz. Şimdi ne olacak? Kısaca şunu belirteyim. Rakamları ve değerleri yan yana koyarak bakacaksınız. Nedir o? Tarımsal üretim, sağlık sektöründeki gelişme, üniversiteleşme oranı, ulaşım ve alt yapıda yapılan yatırımlar, savunma sanayisindeki yükselişler, bütün bunlarla beraber BM dahil ve Dünyanın yönetiminde Türkiye’nin devlet başkanı vasıtasıyla almış olduğu pozisyona bakacaksınız.
Net örnek veriyorum. 2002 yılında zavallı Türkiye’nin başbakanı İzmir vilayetimizden daha küçük olan Lüksenburg’dan 950 milyon dolarcık dikkat edin borç değil bağış dilenmek zorundaydık. Avrupa’daki başkanlarla bizim başkanımız randevu alıp günler, haftalarca bekletilip ondan sonra görüşülüyordu.
Bugün Recep Tayyip Erdoğan, dünyayı yöneten dört büyük siyasi lider arasında belki de sözü ve duruşu en etkin olan liderlerden birisi oldu.
Ama bütün bunların ötesinde çok önemli bir şey oldu. Sovyet Dönemini bilmeyen gençlerin öğrenmesi gerekir.1000 yıllık adı Türkistan olan Asya Coğrafyası, güya etnik köken baz alınarak Afganistan, Kazakistan, Kazakistan, Azerbaycan, Tacikistan, Moğolistan diye paramparça edilmişti. Esirdiler. Sovyetlere bağlıydılar. Öyle Türk Milleti gibi kavramlar yoktu. Türklerden bahsetmek hatta Kuran’ı Kerim okumak büyük suçtu. Evet, aynen böyleydi, cezalandırılıyordu. Fakat şimdi ne noktadayız? O parçalanmış coğrafyada 1990 yılında Sovyetler çöküşü ve yerine Rusya’nın kuruluşundan sonra o yapılar bu ağırlığı taşıyamadığı için yavaş yavaş kendimize geldik.
“30 YIL ÖNCE KARABAĞ İŞGAL EDİLİRKEN KILINI BİLE KIPIRDATAMAYAN TÜRKİYEDEN, 30 YIL SONRA AZERBAYCAN İLE BİRLİKTE 44 GÜNDE KARABAĞI TÜRK TOPRAĞI HALİNE GETİREN BİR TÜRKİYE OLDUK.’’
Azerbaycan çok büyük maliyet ödeyerek, binlerce şehit vererek bağımsızlığını kazandı. Ruslar Azerbaycan’ı bastı. Bakü’de 6 bine yakın Türk şehit edildi. Azerbaycan’ın bağımsızlık ilanı böyle kanlıca oldu. Sonra ne oldu? Şu oldu: Otuz yıl öncesinde Karabağ işgal edilirken kılını dahi kıpırdatamayan Türkiye’den, otuz sene sonra Karabağ’ı 44 günde Azerbaycan ile beraber Türk toprağı haline getiren bir Türkiye olduk.
Şöyle deniliyor biliyorsunuz. ‘’iki devlet tek millet’’ Pakistan başkanı buna itiraz etti… ‘’Ne münasebet dedi.’’ Neydi itirazı? “Üç devlet tek milletiz’’ dedi.
E Pakistan’ın Türklerle ne alakası var diye sormayın. Hele hele Afganistan’ın Türklerle ne alakası var diye sormayın. O insanların büyük çoğunluğu Türklerden oluşuyor.
Şimdi ne oldu? Evet 7 ülke… Türkmenistan’da dahil oldu. Önce 2009 yılında ‘’Türkçe Konuşan Topluluklar Birliği’’oluşturuldu. Geçen yıl ‘’Türk Devletleri Keneş’’ İ haline getirildi. Bu senede “Türk Devletleri Teşkilatı’’ kurumsallaşması gerçekleştirildi. Genel sekretaryası İstanbul’dadır. Bundan sonra artık ülkemiz arasında pasaportsuz dolaşımlar, direkt para transferleri (Biliyorsunuz ki bir yerden bir yere dolar gönderecekseniz ABD’nin, Euro gönderecekseniz Almanya’nın onaylaması gerekir. Böyle ucubelikler yaşanır dünyada) Ortak savunma teşkilatı yani Turan Ordusu, Teknolojik transferler ve belki de ortak anayasa, hepsinden de önemlisi Türk töresi oluşturulacak demektir. Şimdi ne olacak diye soruyorsunuz ya onun cevabını veriyorum .
Türkiye, 2023’te büyük seçimine doğru gidiyor. Küresel çetenin tekrar bizi vesayet altına alacağı bir Türkiye’ye mi geri döneceğiz yoksa ‘’Bir dakika, dünya beşten büyüktür’’ diyerek dünyanın yönetiminde büyük söz sahibi olmaya devam mı edeceğiz bunun kararı verilecek.
Mesela Putin’in bir sözünü size hatırlatayım, geçen hafta ifade etmişti. BM’de Recep Tayip Erdoğan’ın yaptığı konuşmadan sonra Putin şöyle dedi . ‘’ Erdoğan haklı, ben Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olması gerekliğine inanıyorum’’ dedi.
“TÜRK DEVLETLER TEŞKİLATINA RUSYA’DA DAHİL OLACAKTIR. BUNU GÖRECEKSİNİZ.’’
Değerli arkadaşlar şu bilgiyi de vereyim. Rusları kazıdığımızda altından Moğol ve Tatar çıkar. Bu bir gerçektir. Göreceksiniz, Türk devletler teşkilatına Rusya’da dâhil olacaktır. Bunu göreceksiniz.
İran ‘’ ülkenin %40’ı Türklerden oluşuyor, ben de Türk Devletler Teşkilatına müracaat edeceğim’’ diyecektir göreceksiniz.
Hatta size bir konuda net bir bilgi vereyim Ermenilerin Gregoryen mezhebinden olanların kökeni Kıpçak Türkleridir. Bakmayın siz onların zaman içerisinde Manastırlar tarafından Türk düşmanı bir topluluk haline getirilmiş olmalarına. Zamanı ve günü geldiğinde Ermenistan’da sınırları açarak, Türk düşmanlığını bir tarafa bırakıp bu birlikteliğe dâhil olma tercihinde bulunacaktır.
Türkiye kuşatılıyor diyenlere gülüp geçiniz. Size anlatmakta olduğum bu süreci gördünüz. Türkiye kendi içine çekilmiş, esir ve vesayet altında bir ülkedeyken Türkiye anlayana tabirle kuşatmayı yarmıştır.
Evet, 2011 yılında Diyarbakır bugün mü elimizden çıkar yarın mı çıkar endişesiyle beklerken bugün Doğu Akdeniz’den Libya ya, Libya’dan Kafkaslara, Kafkaslardan Balkanlara yön ve vaziyet veren bir konuma gelmiştir.
2023’de eğer küreselcilerin hamlelerini atlatabilirsek-inşallah Türk Milletinin tercihiyle- sadece Kafkasya’ya, Balkanlara, Ortadoğu ya değil inanın Afrika’dan, Venezüella dan, Atlantik Güney Amerika’ya hatta Avrupa’ya…
Benim söylemlerini biraz megalomani görebilirsiniz ama 4 sene sonra tekrar görüşelim.
Yeni Türkiye Gazetesinin yöneticilerine, yazarlarına ve okurlarına saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.





