Anadolu’da Bir Kızım Var Öğretmen Olacak”
“Kim düşlemez ki plaza hayatını, trafiği, stresi şehirde bırakıp; Şirin bir Eğe kasabasında begonviller, sardunyalar arasında yaşamayı?” demiş. Aynil Onur Yüksek Nisan Yağmuru, kitabında…
Nisan Yağmuru; aşk, sevgi ve dostluk üzerine kurgulanmış romantik bir roman…
Naif bir kadının romantik komedi tadında heyecanı.
Uçarı ruhlu bir erkeğin aşkla ilk kez tanışması. Korkular, sırlar, aile, dostluk ve dayanışmanın gücünü anlatan güzel bir kitap…
Aslına bakarsanız yazarımızın da dediği gibi “Hayat devam ediyor” dedirten umut ışıklarının her zaman var olduğunu gösteren bir kitap.
Aynil Hanım’ın “Nisan Yağmuru” ve ikinci kitabı olan “Eylül Rüzgârı” kitabını çok severek okudum.
Üçüncü kitabı “Kış Güneşi” de bu hafta okuyucu ile buluştu. Ne dersiniz, bu güzel kitapların yazarını yakından tanıyalım mı?
- Aynil Hanım, hoş geldiniz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
A.O.Y.: Merhaba Esra Hanım, öncelikle sayfanızda bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
1969 istanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduğum 1993 yılından sonra dergi editörlüğü, reklam ajansı tecrübelerim oldu. Son 20 yıldır bir klinikte yönetici olarak çalışmaktayım.
Hayatımın ilk elli yılı çalışan bir anne olarak geçtikten sonra 2020 yılında pandeminin ilk aylarında yazarlık serüvenime yelken açtım. Meğerse farkında olmadığım çok büyük bir tutkum varmış. Üç yıl içinde üç kitabım yayınlandı.
Bundan sonraki yıllarımı yazmak, her fırsatta yazmak, yeni kitaplar çıkarmak ve kitaplarımı valizime doldurup kitap fuarlarında yeni okuyucularla tanışıp güzel sohbetler yaparak geçirmek arzusundayım.

- Nisan Yağmuru, kaleminizle tanıştığım ilk kitabınız. Özünde aşk gibi gözükse de güçlü mesajlar içeren özel bir eser. Biraz da konusunu sizden dinlemek isteriz.
A.O.Y.:
Ben yazarlık macerama pandeminin ilk günlerinde, “Bir roman yazsam ne yazardım acaba?” diye deneysel bir çalışma olarak başladım. İlk satırlar benim emeklilik yıllarım için hayalini kurduğum kahve ve kurabiye kokulu, güzel bir okuma köşesi olan kafenin tasviri ile başladı. Sakin bir Ege kasabasında, begonviller, sardunyalar arasında pötikareli masa örtüleri olan şirin bir mekândı. Yazdıkça karakterler oluştu.
Öğleden sonra başlamıştım yazmaya… Bilgisayarımı kapattığımda gece yarısı olmuş ve yirmi sayfa kadar ilerlemiştim. Tahmin ettiğimden çok daha kolay olmuştu karekterleri ve olay örgüsünü kurmak…
Pandemi yüzünden işyerlerinin kapalı olması nedeniyle neredeyse transa geçmiş gibi hiç durmadan yazıyordum. Ondokuzuncu günün gecesi üç yüz yetmiş dört sayfanın sonunda noktayı koydum. Sanki biri fısıldıyor ben de klavyenin tuşlarına basıyordum.
İlk olarak eşim ve kızım okudu. Sonra çok yakın arkadaşlarıma fikirlerini almak için romanımın word halini gönderdim. Nefesimi tutmuş yorumlarını bekliyordum. Gelen tepkiler düşündüğümden çok daha mutluluk vericiydi. Ve böylece yazarlık maceram başlamış oldu.
“Nisan Yağmuru”nun konusuna gelince… İlk romanımda bildiğim sularda yüzmenin daha konforlu olacağını düşündüğüm için çok tecrübeli olduğum bir alanda, reklam ajansı etrafında konumlandırdım olayları…
Nisan yukarıda tasvir ettiğim şirin kafenin sahibi, Yağmur ise bir reklam ajansının patronudur. Yolları bir reklam filmi çekiminde kesişir. İlk sayfalar romantik komedi tadında karşılaşmalar ve çekişmelerle başlar… Yazarken kâh kendi kendime gülümsedim, kâh gözyaşlarıma engel olamadım.
O kadar hamasi duygular içindeydim ki bu kitabın aynı zamanda çok önemli bir misyonu olması gerektiğini hissettim. Romanın ilerleyen bölümlerinde gençlere burs veren bir vakıf var. Buradan yola çıkarak çok saygı duyduğum Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile iletişime geçtim. Bu kitaptan elde edilecek gelirin tamamını derneğe bağışlamak istediğimi ve bunu da resmileştirmek için kitabın içinde yazmak istediğimi söyledim. Yönetim kurulu, daha önce hiç böyle bir uygulama yapılmadığını, kitabı okuyup değerlendirmeleri gerektiğini söylediler. Sonunda kabul ettiklerini bildirdiler. Nisan Yağmuru yayımlandığı sürece kaç baskı yaparsa yapsın tüm geliri ÇYDD’nin “Anadolu’da Bir Kızım Var Öğretmen Olacak” kampanyasına destek verecek. Bu güne kadar dört kızımınızın bir yıllık eğitim giderleri karşılanmış oldu.


- Kitap yazmak kolay iş değildir, okuyucuya kitapta yaşananları hissettirmek büyük mesele. Bunu yapan çok az sayıda yazar tanıyorum ve “hoş geldiniz Aynil Hanım, bu nadide yazarların arasına” sizin kitabınızı okurken ben birçok konuda sanki orada yaşıyor gibiydim hele o “Gülümse Kafe”yi görmeden sevdim. Bunu nasıl yapıyorsunuz?
A.O.Y.:
Gülümse Kafe, şehir ve plaza hayatından sıkıldığım zamanlarda (ki bu çok sıkça oluyor) emeklilik yıllarım için hayalini kurduğum bir kafedir aslında… İstanbul’un yoğun trafiğinde Maltepe – Beşiktaş arasında gidip gelirken, olmak istediğim yer… Mekânın kahve ve vanilya kokusu adeta burnumda tüter. Şirin masalar, özenli aksesuarlar, kırmızı sardunyalar, Tepede bir asma ağacı… Okuma köşesindeki kitaplığın ayrıntıları bile o kadar tanıdık bir yer ki benim için… Ben sadece bu hayalimi kelimelere döktüm. Size samimi gelmiş olması sanıyorum bundan olmalı…
- “Nisan Yağmuru ve Eylül Rüzgârı,” kitaplarınızda şunu fark ettim, karakterler başlarda “ASLA YAPMAM” dediği şeyleri yapıyor. Aslında bizlerde böyleyiz. Kitaplarınız bu yüzden psikoloji de

- barındırıyor ve bu konuda epey başarılısınız ki, okuyucu bu duyguyu hissediyor. Biraz bu durumdan bahsedelim mi?
A.O.Y.:
Siz söyleyince ben de fark ettim. Evet, gerçekten de bütün ana karekterler kendi ezberlerini bozarak olaylara başlıyor. Aşk hep beklenmedik bir anda kapılarını çalıyor. Sanırım bir hayatın roman olabilmesi için standart kalıpların dışına çıkmak gerekiyor.
- Sanırım, “yazmak mesele değil önemli olan yazılanı okuyucu ile buluşturmada ki geçen süreç” bu süreç, epey yorucu oluyormuş. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
A.O.Y.:
Evet, bu sözü ben de her fırsatta söylerim. Bahsettiğim gibi ben ilk romanımı on dokuz gün içinde yazdım, düzeltmeleri için iki ay üzerinde çalıştım. Tüm bu süreç benim için çok keyifli bir zaman dilimiydi. Fakat bilgisayarda bir word dokümanı olarak duran dosyanın mürekkep ve kâğıda bürünerek kitap olması zor bir süreç… Nedense bebeğiniz gibi gördüğünüz eserinizi değerlendirmeleri için yayınevlerine gönderiyorsunuz ve heyecanlı bekleyiş başlıyor. Ancak zaman ilerledikçe ümitleriniz tükenmeye başlıyor. Yazarlık yolunda ilerleyebilmeniz için çok sabırlı olmanız şart. Hiçbir yanıt alamasanız bile ya da olumsuz yanıtlar gelse bile vaz geçmemek gerekiyor.
Bu noktada şu örneği vermeden geçemeyeceğim. Dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olan Harry Potter’ın yazarı J. K. Rowling, serinin ilk eserini yazıp yayınevlerine gönderdiğinde on iki yayınevi kendisine olumsuz yanıt verir. Öyle ki editörlerden biri “Hanımefendi, bence siz yazarlık konusunda ısrarcı olmaktan vaz geçin, kendinize başka bir meslek seçin” demek gafletinde bulunmuştu. Kıssadan hisse söylemek istediğim eminimki her yıl pek çok yetenek eserlerini okuyucularla buluşturamadan yayın sürecinde tükenip yazmaktan vaz geçiyor.
Yazmak en büyük tutkusu olan çiçeği burnunda yazar adaylarına tavsiyem yazmaktan, yayın sürecinde mücadele etmekten asla vaz geçmeyin.
İlk romanım Nisan Yağmuru’nu yazarken kendi kendime şöyle bir söz vermiştim. Ben yayın sürecinde o kadar yoruldum hatalar yaptım ki bu tecrübelerimi yeni yazmaya başlayan yazar adaylarıyla her zaman paylaşacağım. Bilgi çok değerli ve genellikle insanlar tırnaklarıyla kazıyarak elde ettikleri tecrübeleri diğerlerine aktarmaktan pek hoşlanmıyor. Ben bunu yapmayacağım. Mail kutum, sosyal medyam bu sorulara sonuna kadar açık. Elimden geldiğince yol göstermeye ant içtim. Zaten bu söylediğimi de ilk kitabımın ilk baskısında dile getirdim. Sahip olduğum tecrübeleri yeni başlayanlara aktarmaktan mutluluk duyuyorum.

- Üçüncü kitabınız “Kış Güneşi” bu hafta okuyucu le buluştu. Biraz da bu kitabınızdan bahseder misiniz?
A.O.Y.:
Yazmaya başladığım 12 Mayıs 2020 tarihinden bu yana her yıl bir kitap çıkardım. Üçüncü romanım Kış Güneşi. Ben kendim için şöyle bir tanımlama yapabilirim. “Ben travmatik zamanların yazarıyım.” Ya da “Yazarak rehabilite oluyorum.” Doğrusunu isterseniz süregiden bir iş hayatıyla birlikte yazarlık tutkumun peşinden gitmek pek kolay değil. Tüm gün klinik işleriyle ilgilendikten sonra pek çok akşam bu sefer yazmak için bilgisayar başına oturmak her zaman mümkün olmuyor. Ama kendimi çok üzgün ve çaresiz hissettiğim anlarda yazmak bana terapi gibi geliyor. Üçüncü romanıma da yine böyle travmatik bir dönemde başladım. 6 Şubat’ta maalesef çok büyük bir deprem felaketi yaşadık. Yüreğimiz kan ağladı ve oturduğumuz yerden ufak tefek yardımlar göndermekten başka bir şey elimizden gelmiyordu. Üçüncü haftanın sonunda kafamı dağıtmak için bilgisayarda yine temiz bir word sayfası açtım. Depremlerin olmadığı insanların ölmediği bir yerin hayalini kurmak istiyordum galiba. Öylece Burgazada’da geçen romanıma başlamış oldum. Araya seçim süreci girdi. Tüm bu zamanlarda ruh halim üzgün ve gergin olduğu için roman da psikolojik gerilim tarzı bir konu oldu.
Diğer romanlarımda olduğu gibi bir aşkın hikâyesi var. Ancak toksik bir ilişki bu. Hayallerle kâbusların, haklıyla haksızın birbirinin içine girdiği… Okurken, bazı okuyucuların bir karektere bazılarının diğerine hak vereceği… Hatta muhtemelen iki karekterle de kavga ede ede okuyacağı bir roman ortaya çıktı.

- Yazmaya yeni başlayacaklara, yazar olmak isteyenlere, tecrübelerinize dayanarak neler söylemek istersiniz?
A.O.Y.:
Kitap fuarlarında denemeler, hikâyeler, şiirler yazmış pek çok genç yazar adayıyla tanışıyorum ya da bazen “ben de yazmak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyenler oluyor. O zaman öyle heyecanlanıyorum ki. Öncelikle hemen başlamalarını, içlerinde yazma isteği varsa ilk satırları yazmaya başladıkları andan itibaren kelimelerin birbiri arkasına akacağını anlatıyorum. En önemlisi “Yapabilir miyim?” endişesini yenmek… Sonrası bir şekilde geliyor.
Ve tabii yazım süreci bittikten ve artık bir kitap olma aşamasına gelindiğinde sabır, araştırma, kararlılık gerekiyor. Elbette her yazar adayı için ilk olarak en çok okunan yazarların yayınevleri akla geliyor. Ama o kapılardan çiçeği burnunda bir yazar olarak girebilmek yazdıklarınız ne kadar iyi olursa olsun imkânsıza yakın bir ihtimal.
Bu nedenle ilk önce iyi araştırıp kendilerine uygun bir yayın evi bulmak, sonrasında yazmaya devam etmek, mümkün olduğunca fuarlara katılmak suretiyle okur sayısını arttırmak kısa ve orta vadede önerilerim. Belli bir okuyucuya ulaştıktan sonra büyük yayınevlerine ulaşmak daha olası olacaktır.
Üç yıllık yazarlık serüvenimde benim elde ettiğim bilgiler doğrultusunda benim yol haritam bu şekilde oluştu.
Aynil Hanım, çok güzel bir sohbet eşliğinde röportajımız oldu. Sizi yakından tanımak keyifliydi. Bu günü bana ve sayfama ayırdığınız için teşekkür ederim.
Sevgi sağlık ve kitapla kalın.
Esra Akgün




































Esra Hanım çok teşekkürler ,sayenizde tanıştım yazarımızla ve ben de merak uyandırdı en kısa zamanda kitaplarını okuyacagım.