Hayat, kitap sayfalarına sıkışmış gibi; her biri farklı bir hikâye, farklı bir kişilik…
Şöyle bir durup bakıyorum da etrafıma, ne kadar çok kalabalık var. Çeşit çeşit sesler çınlıyor kulaklarımda. Her gördüğüm, konuştuğum, sesini işittiğim kişinin, diğerinden farklı özellikleri var. Bu her ne kadar dış görüntü olsa da ben ruhsal görüntülerine bakıyorum. Biri gülerken, diğeri ağlayabiliyor. Biri sitem ederken, diğeri her şeye mutlulukla bakabiliyor. Bazısı hırslı. Hırsı uğruna her şeyi göze alabilecek cinsten. Bir diğeri ise kendini akışa bırakmış, su misali. Nereye akarsa oraya gidiyor. Bir diğeri içine kapalı, suskun. Başka biri kahkahalarla etrafına ışık saçıyor. Solgun ışıklar. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyor.

Bir elin beş parmağı misali, hepsi birbirine benziyor ama birbirinden tamamen farklı.
Bazen de insanları kitaplara benzetiyorum; bazısı akıcı bir kitap gibi mesela, sevimli, dost canlısı. Hayata dört elle sarılan. Okudukça okumak istediğim bir kitap gibi. Bazısı da ilk satırlardan itibaren sıkıldığım bir kitap oluyor. Kapağı adeta “Oku beni…” diye seni cezbetmiştir ama sen okumaya başladıkça seni adeta boğar, tıpkı konuşmaya başladıkça ne anlattığını kendisinin de bilmediği sıkıcı bir insan. İşte bu kitabı, kaldır rafın en üst köşesine…
Fark ettim de kitap okumaya başladıkça insanları çok daha ayırt etmeyi öğreniyorum. Kimden uzak durup kimi yanıma alacağımı. Kiminle vakit geçirip, kiminle sadece selamlaşacağımı. Kimden uzak durup, kime yakın olacağımı. Bazılarını ise “Yav he he…”misali eyleyeceğimi.
Ne demiş Mevlana; “İnsanları kitaplar gibi düşünün ve kapaklarına bakıp aldanmayın. Asıl değerini okumaya başlayınca anlarsınız.”
Sizi siz yapan insanlarla dostluk kurun. Anın tadını çıkartan. Sohbetinden keyif aldığınız. Bir kahve içtikten sonra “Haydi bir kahve daha içelim…” diyeceğiniz dostlar olsun etrafınızda.
Esra Akgün



































