“Neden tüm renkleri bir arada sevmiyorsun?”
“Fazla karmaşık geliyor gözüme, kafa karıştırıcı,” dedim omuz silkerek.
“Hım… Ben sadece beyazı severim.”
“Neden?”
“Fizik der ki beyaz ışık prizmaya çarptığında içinde barındırdığı renkleri kırar. Ve yansıyan şey rengârenk ışıklar olur.”
“Oysa imkânsız gibi…” dedim şaşırarak.
“Değil mi… Bazı şeylerin göründüğü gibi olmaması hoşuma gidiyor. İçinde derin anlamlar olması…”
Gülnur Ermiş; Bir Sanat Hikâyesi Duvarların Ressamı kitabından alıntıdır…
Ne güzel değil mi?
Eminim birçoğunuz “Beyaz…” hakkında bu bilgiye sahip değildi.
Her gün yeni bir şey öğreniyoruz, ne güzel...
Ne demiş Mevlana;
“Dünle beraber gitti, cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…”
Geçtiğimiz günlerde güzel bir kitap elime geçti; “Bir Sanat Hikâyesi, Duvarların Ressamı…”
Kitabı elime alır almaz hemen arka kapak yazısına bakarım ve beni etkileyen tek bir cümle oldu; “Doğayı gördün, cenneti istediğini keşfettin. Kütüphaneye adım attın, ilim talep ettin. Sonra sessizlik kırıldı bir gürültünün içinden. Sen sanatı arıyordun, kendini buldun.”
Kitabı alıp okumaya başladım. Çünkü hep şöyle düşünürüm; iyi ya da kötü kişi ya da herhangi bir nesne, benim karşıma çıkıyorsa o kesinlikle bana bir şeyler öğretecektir.

Bir sebebi vardır…
Bu her zaman iyi de olmak zorunda değil, yaşadığımız kötü anlardan da bir şeyler öğrendiğimizi unutmamak lazım.
Kitabı okumaya başladığım an bir huzur doldu içime. Beni öyle bir sarıp sarmaladı ki, kitabın içinde geçen olayların peşinden koşup merak etmektense ben yazılan cümlelerin içeriğinde kayboldum…
Evet, bir roman okuyordum. Bir kahramanı vardı, Ayşe… Ayşe’nin yaşadıkları…
Görünen oydu.
…ama bu nasıl bir kıvrak zekâ… Kelimelerle adeta dans edilmiş. Yazarımız, Ayşe Can karakterini “sokaklarda duvar yazılarını fotoğraflayan genç bir kız, başına gelenler, aile içi sorunları, arkadaşlıkları, kendi benliğini farkında olmadan araması, bu zamanda karşısına çıkan olaylar, vs.” anlatırken, bazen bir felsefe profesörü gibi güçlü ve uzun cümleler kullanmış bazense edebiyatçılara taş çıkartır misali bir kelime ile tüm mesajı vermiş.
Bazen, bir din adamı gibi dinleyiciyi adeta büyüleyip hakka âşık etmiş…
“Bir yol olmalı, sadece bir yol. Ve bu yol, doğru bir yol olmalı. Eğer doğmadan önce ruhtan ibaretsek ve her şeyi bilen o ise dünyada ki doğru yolu da biliyor demektir.” Cümleleri benim altını çizdiğin onlarca cümleden sadece bir tanesidir.
…ama gel gör ki yazarımız, okuyucuyu etkilemeyi, onu içine almayı ve kendi öğrendiklerini, doğru bildiklerini anlatmayı, anlaşılır olmayı başarmış.
Ne mutlu…
Sonra yazarı araştırdım, Gülnur Ermiş, gencecik bir yazar. Ve ilk kitabı…
Demem o ki, her ne kadar genç yazarlar, ya da ilk kitabı çıkmış yazarlar için ön yargılı olsak da onlara da bir şans vermek lazım…
Bir kitap alırken, “vay efendim o çok okunmuş, listenin başındaymış, yok o yazarın kitabı çok satmış, çok eski yazarmış bilmem kaçıncı kitabıymış, ya da bu yayın evi çok iyidir onun çıkardığı tüm kitapları okurum, vs.” gibi cümleler artık kurulmasın. Evet, çok donanımlı kalemi güçlü yazarlarımız var ama sizlerden ricam genç yazarlarımızın da yolunu açalım.
Onlara fırsatlar sunalım. Kitaplarını okuyalım…
Sevgiyle, kitapla kalın…
Esra Akgün



































