Tarihi en büyük ve gerçek savaşlarından birisidir. Girilen çatışmalarda düşman askerleri ülkemizi tehdit altına alacaklardı buna karşılık olarak Mehmetçiklerimizin gösterdiği kahramanlık ile birlikte geri püskürtme sağlanarak ülkenin aydınlık geleceğine bir şans daha tanınmıştır. Asil bir hareket göstermiş olan askerimiz bir kez daha dünyaya örnek olmuştur. Yokluklar içindeki bir milletin çağın en güçlü devlet ve silahlarına top yekûn direnişinin gerçek bir destanıdır. Bu destanın her satırında insanlık onuru vardır. Bu onur, düşmana sadece silahlı mücadelede değil, verdiği insanlık dersi örnekleriyle de baş eğdiren aziz Mehmetçiklerimize aittir. Yaşanan çatışmada vurduğu düşman askerini canı pahasına, sırtına alıp düşman siperine kadar götürme yücelik ve cesaretini gösteren Mehmetçik, düşmanın her bir rütbesindeki askerini kendisine hayran bırakacak kadar asil bir davranış sergileyerek, savaşın sadece öldürmekten ibaret olmadığını tüm dünyaya bir defa daha anımsatmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen ve gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak isteyen düşman kuvvetlerine karşı kahraman ordumuz, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar boyunca devam eden bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlarda, düşman donanmaları çok ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili kısmı, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle Türk topçusu karşısında ağır kayıplar ermiştir.
1889 yılında, Balıkesir Havran’ın sonradan Çamlık adını alacak olan Manastır isimli köyünde, bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Takvimler 1915’i gösterirken pek çok genç gibi o da Osmanlı ordusunun bir askeri olarak cephedeydi. Görev yeri, doğup büyüdüğü memleketinin yanı başı sayılabilecek Çanakkale’deydi. Mecidiye Tabyası’nda bir topçu eriydi artık. Eğer o er, çok zor koşullar altında 276 kiloluk dev bir mermiyi tek başına kaldırıp topa sürmeseydi... Ateşlenen o top mermisi, düşmanın en önemli savaş gemilerinden birine isabet edip onu batırmasaydı... Biz 26 yaşındaki o askerin adını muhtemelen hiç bilmeyecektik. Bugün Edremit Körfezi’ne doğru inerken sizi “Seyit Onbaşı” anıtı karşılamayacak, yaşadığı Çamlık köyü günümüzde onun adıyla anılmayacaktı. Yani verilen o cansiperane mücadeleyle Çanakkale Savaşları kazanılmasaydı, “Seyit Onbaşı” diye bir simge isim olmayacaktı
Eğer Çanakkale olmasaydı, sadece Seyit Onbaşı değil başka kahramanların hayat hikâyeleri de çok farklı şekilde yazılacaktı. Bunlardan biri de cepheye “yarbay” rütbesiyle gelip ayrılırken “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınacak Gazi Mustafa Kemal’di. Onun saygınlık kazanmasında, Çanakkale’deki dirayetli liderliğinin ve başarılarının etkisi büyüktür. Fırsatını bulup da Conk Bayırı’na giden herhangi bir ziyaretçi, askerlik hakkında hiç bilgisi olmasa bile bu tepenin stratejik önemini kolayca kavrayabilir. O noktadaki göğüs göğüsse mücadele, savaşın kazanılmasında hayati rol oynamıştır. Elbette Mustafa Kemal, koşullar ne olursa olsun zekâsı, yetenekleri ve vizyonuyla, eninde sonunda yükselirdi. Ama Çanakkale, bu başarılı askerin “Atatürk” olmasına giden yolda çok kritik bir basamaktı. Çanakkale erinden, onbaşısından komutanına kadar yüzbinlerce askerin hayatını değiştirdi. Ve tabii cephe gerisinde mücadele edenlerin, kadınların, öğrencilerin... Kazanılan savaşta niceleri şehit, niceleri gazi oldu. Ama zaferin değiştirdiği sadece cephedekilerin değil dünya tarihinin akışıydı aynı zamanda Ezcümle bugünlere kolay gelinmemiştir. Askeri olarak milletimizi mağlup edemeyenler, işgal için siyasi, kültürel ve ekonomik olarak saldırıya geçmişlerdir. Bu duygu ve düşüncelerle, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 110 ’inci yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere vatanını canından aziz bilen tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, ruhları şad olsun diyor, kahraman gazilerimize de sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Savaş Aytimur saygılarımla



































