Çağımızın en büyük sorunlarından biri karakter erozyonu. Toplumun epey kalabalık bir kesiminde kalıtsallaşarak varlığını sürdürüyor. Hastalıklı bir topluma doğru gidiliyor. İnsan insan olduğunun farkında değil. Ve gün geçtikçe insanlığından uzaklaşıyor.
Kimseye minnet etmeden, dik, ilkeli erdemli bir hayatı yaşamak varken, bu erdem ve onuru hiçe sayıp minnacık çıkarlar, küçük hesaplar, arkadan dolanmalar/bıçaklamalar, kapı kapı gezerek, taklacı güvercinleri bile aratacak şekilde makam ve mevki peşinde koşmaktan harap ve bitap düşmüş pek çok insanın, nasıl bir ruh açmazı ile yaşamak zorunda kaldıklarını ve açıkçası aynaya baktıklarında ne gördüklerini merak ediyorum.
İnsan bu ruhu taşımaya utanır, yorulur.Aslında önemsenecek tipler değil ama yaşamda sıklıkla insanın karşısına çıkınca ve günümüzde bu tiplerden çok miktarda bulununca kayıtsız kalınamıyor. Kale gibi sağlam karakterli insanlarla birlikte yaşamak varken, özü sözü bir olmayan bu müsveddeler ile yaşamak kader olmamalı diye düşünüyorsun. Ama maalesef acı gerçek, toplum da omurgasız olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
İlkeler; insanı dik tutar, onurlu kılar. Değerler yaşamın hakkını verir, onu huzurlu, mutlu ve insan kılar. Attan, ottan ayrı kılar. Ne demişler, değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür.
Sen insansın, yaşamının hakkını vermeli ve onurlandırmalısın. İnsana düşen yaşarken kendi gerçeğini keşfedip, hatalarını düzeltmek ve insan olduğunu hatırlamaktır.Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev, hayattır. Bu nedenle; bir lokma ekmek için onurunu ayaklar altına almaya, bir anlık zevk için namusunu lekelemeye, bir zamanlık mevki için ayak öpmeye ve günlük çıkarlar için erdemlerini karartmaya değmez. Kalın sağlıcakla



































