Sevgi, bulunduğu yeri güzelleştiren, hayata anlam katan ve varlığının idamesinde önemli olan bir duygu hâlidir. Hemen hiçbir canlının kendisine karşı koyamadığı, içten yakınlık duymayı barındıran sevgi hali, hayatın temel dokusudur.
İnsan sosyal bir varlıktır. Bu yönüyle hukuk, siyaset, ahlak kişinin zahiri yönüyle ilgilenir. Sevgi her ne kadar içsel (dahili) bir hâl olsa da kendini çeşitli görünümler halinde dışa aksettirir. Bir anne ile bebeği, çeşitli zorluklar karşısında dayanışma halinde olanlar, aynı hedefe yönelmiş ve karakter olarak birbirine benzeyenler arasında bu durum yakinen müşahede edilir. Sevgi paylaşıldıkça çoğalan bir duygudur.
Sevginin gelişmesi için öncelikle kendimiz ile barışık olmalı, kendimize karşı sevgi duymalıyız. İnsanın kendini sevmesi ile başlayan bu duygu daha sonra aile ortamına yayılır, oradan da bulunduğumuz her ortamın sevgi topluluğu hâline gelmesine imkân sağlar. Sevgi mutlaka bir karşılık bulur ve başka olumlu gelişmelere de kaynak olur. Tüm inançlara göre yaratıcıya giden yol sevgiden geçmektedir. İnancın günlük hayattaki gösterisi sevgi üzerine kurulursa, bugün yaşamakta olduğumuz sıkıntıların büyük bir bölümünün ortadan kalkacağını düşünürüm.
Sevgisiz ve sevginin arka plana itildiği toplumlar, yaşamdan rahatsız olmaktalar. Hepsinin bir beklentisi var; yaşadıkları ve memnun olmadıkları hayattan kurutulmak için bir şeyler bekliyorlar. Hiç kimsenin aklına bekledikleri şeyin “Sevgi” olduğu gelmiyor.
Her şeyden şikâyet etmenin bir çözüm olduğu düşünülüyor. Çözümün içimizdeki sevgi duygusunu geliştirmek ve onu topluma yaymak olduğunun ne yazık ki farkında değiliz. Herkesin sevecek birine ya da bir şeye ihtiyacı olduğunu unutmuş gibiyiz. Sanki insanlık sevginin olmadığı bir topluluğa dönüştü. Sevginin olmadığı yerde bu kez nefret duygusu ağırlık kazanıyor. Herkesten ve her şeyden nefret eden insanlar ise büyük bir umutsuzluk içinde ve gelecek kaygısı yaşıyorlar.
Sevelim yaratılanı ve her şeye yaratandan ötürü kalın sağlıcakla Savaş Aytimur



































