Belki de hayatı gerçekten yaşamaya başlamamız için önce bir gün biteceğini hatırlamamız gerekir…
İnsan, çoğu zaman hiç ölmeyecekmiş gibi plan yapar; ama hiç yaşamamış gibi de günlerini tüketir.
Ertelediği sevgiler vardır…
Söylemediği sözler…
Cesaret edemediği hayaller…
Kırgınlıkları büyütürken kaçırdığı güzellikler…
Oysa ölüm, hayatın düşmanı değil; bazen en büyük öğretmenidir.
Çünkü ölüm bize şunu hatırlatır:
“Sahip olduğun şeylerin değil, onlara nasıl dokunduğunun önemi var.”
Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.
Ama asıl soru şu:
Geride ne bırakacağız?
Kaç ev aldığımız mı?
Kaç başarıya ulaştığımız mı?
Kaç kişinin bizi alkışladığı mı?
Yoksa birinin hayatına dokunduğumuz o küçük anlar mı?
Bir tebessüm…
Bir destek…
Bir affediş…
Bir insanın kendini değerli hissetmesine sebep olduğumuz bir cümle…
Belki de ölümün en büyük hediyesi şudur:
Bize “sonra” kelimesinin ne kadar büyük bir yanılsama olduğunu öğretir.
Seviyorsan bugün söyle.
Özlediysen bugün ara.
Hayalin varsa bugün küçük de olsa bir adım at.
Çünkü hayat, sonsuzmuş gibi ertelenemeyecek kadar kısa; anlamlı kılınamayacak kadar da uzun değildir.
Ölüm bize karanlığı değil, ışığın kıymetini gösterir.
Bir ağacın yapraklarını dökmesi gibi…
Bir gün biz de bu dünyadaki yolculuğumuzu tamamlayacağız.
Ama önemli olan ne kadar yaşadığımız değil;
yaşadığımız zamana ne kadar hayat kattığımızdır.
Belki de ölümün bize söylediği en güçlü cümle şudur:
“Bugünü, bir daha geri gelmeyecek kadar değerli bil.”
Çünkü hayatın gerçek anlamı, sonsuza kadar kalacağını sanmakta değil…
Geçici olduğunu bilerek, her anına sevgiyle dokunabilmektedir.
Özlem Akar
Uzm.Sosyolog
Aile & Manevi Danışman
20.06.2026
İZMİR




































