Son yıllarda siyasi alanda hiç alışık olmadığımız, topluma ters rüzgarlar esmekte. Ülkemizde kurulmuş Haziran 2026 itibariyle 188 adet siyasi parti var. Bunların birçoğunun seçme hakları var, fakat seçilme ihtimalleri binde bir bile değil. Hele hele ki Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde toplumda karşılıkları sıfırın altındadır. Siyasi hayatımızda birçoğu etkisiz elemandan öteye geçmemektedir. Peki bu kadar siyasi parti enflasyonu ne anlama geliyor?
Peki son yıllardaki köklü siyasi partilerimizdeki iç çalkantıları nasıl okumalıyız? Gidenleri, gelenleri nasıl değerlendirmeliyiz? Gün geçtikçe parti kimliklerinin ideolojilerinin silikleştiği, siyasi ruhun kaybolmasını nasıl okumalıyız? Değerli okuyucular buyurun birlikte bir değerlendirme yapalım.
Yakın zamandaki siyasi olayları, fırtınalı kavgalardan, siyasetin kirlenmiş havasından, pislenmiş ikili ilişkilerinden, kendimizi kenara çekerek sakin kafa ile değerlendirelim. Neden böyle oluyor bakalım. Sorunların kaynağı liderler mi? Üyeler mi? yoksa makam mevki sarhoşluğuna kapılmış yöneticiler mi? Toplumu siyasetten soğuttular. Liyakat sahibi gençler artık siyasete alaycı yaklaşıyor. Hayatlarında mizahi eğlence, siyasi hadiselere gülerek, eğlenerek yaklaşıyorlar. Birçok ciddi sorunları tiye alıyorlar. Onların gözünde siyasiler komedyenlerden bile daha değersiz. Mesele siyasi kişiliklerin çok çok ötesine geçti. Yakında ülkenin yönetimini emanet edebileceğimiz liyakat sahibi siyasi figür bulmakta zorlanacağız.
Türkiye’de köklü olarak değişmesi gereken siyasetin ta kendisidir. Artık eski fikir ve ideoloji partilerinin içi boşaltılmıştır. Fikir kırıntıları, milli manevi argümanlar, idealizm çıkar ve menfaatlere kurban edilmiştir. Gerçekleştirilecek arka plan ajandalar için birer araç haline gelmiştir. Son yıllarda halk hareketlerinin zemini olmaktan kaybolmuştur. Tüm partiler bir birine benzemiş, siyaset kendi düzenlerinin, ortamını oluşturma zemine dönüşmüştür. Ekonomik kaynaklara ulaşma, Medya gücünü kullanma, çıkar odaklı birliktelikler oluşturma yeri haline gelmiştir. Siyasette tavan çürümüş, tabanın tepesine büyük bir gürültü ile çökmüştür. Siyaset toplumu temsil eden mücadeleden uzaklaşmış, güç dağıtılan merkez haline gelmiştir.
Son yıllarda en sık yaşadığımız ortak şikayetimiz şudur. Kimi kime şikayet edeceğiz serzenişidir. Olumsuz bir olay karşısında it iti ısırmaz düsturu geçerli oluyor. Toplum kanat önderleri köşelerine çekilmiş sus pus olmuşlardır. Ahlaklı siyasetin özlemini çekenler, inzivaya çekilmiş ellerinde sabır tesbihi ya sabır çekiyorlar. Geniş toplum kesimleri, siyasetçi ile parti tabanı arasında mesafenin bu kadar açıldığına şahitlik ediyor. Siyasetin meslek ve iş kapısı olarak görülmesi siyasi fikir ve ideolojiyi devre dışı bırakmıştır. Güreş minderinin dışına itmiştir. Artık proje geliştiren fikir üreten partiler hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Her şerde bir hayır vardır. Bu durumun artık toplum tarafından daha fazla sürdürülemeyeceği anlaşılmaya başlamıştır. Yeni dönem çıkar ve faydacı siyasetinin; yolun sonuna geldiğinin işaret fişekleri karanlığı aydınlatmaya başlamıştır. Bu gün gelinin noktada 188 tane siyasi partinin gece karanlığında ateş böcekleri gibi sağda solda yanmaları da aslında bu sebeptendir.
Siyaset bilimciler toplumun sosyal ekonomik kırılmalarının yeni oluşumlara kapı araladığının önemine vurgu yapmaktadırlar. Toplumu farklı çıkış arayışlarına sevk ettiğini dile getirmektedirler. Siyaset kuramcısı Robert Michels bu durumu şöyle analiz etmektedir. “Siyaset; zamanla halktan kopuk, sıkışık alan içinde yaşayan ayrı bir yönetici sınıfı üretiyor. Bu tür siyasetçiler bir süre sonra oturduğu koltuğu geçici görev olarak değerlendirmiyor. Hayatlarının temel dayanağı olarak görmeye başlıyorlar. Bunlar koltuk gidince yalnızca makam değil yıllarca oluşturdukları çevrelerini, etkilerini, güçlerini ve düzenlerini kaybedecekleri korkusuyla hareket ederler.” Günümüz siyasetçileri tam da bunu yaşıyor.
Türkiye”de sorun yalnızca siyasetçilerin değişmesi sorunu değildir. Siyaset dilinin, kuruluş kodlarının yeniden baştan sağlam fikir düşünce, ilkeli duruşa sahip olması gerektiğidir. Bu kirlenmiş, pislenmiş, örselenmiş siyaset anlayışlarının toplum olarak bir kenara atılması önem arz etmektedir. Mevlana”nın deyişi ile dün dünde kaldı cancağızım yeni şeyler söylemek lazım. Yeni çözüm yolları aramak, yeni yeni fikirler üretmek gerek. Siyaseti dar yönetici çevrelerin düşürdüğü bu kör kuyudan çıkarıp, hak ettiği yere, toplumun tepesine bir güneş gibi asmanın zamanı geldi de geçiyor. Toplumun farklı kesimleriyle yeniden güçlü bağlar kuran, derdiyle dertlenen kurumlara ihtiyaç hat safhadadır.
Birçok toplumsal çöküşler, yeni sıçramaların başlangıcıdır. Krizlerde hızlı çıkış anı, dibe vurduğunuz andır. Toplumun sesine kulak tıkayan, siyaseti toplumun örf adet gelenek görenek, manevi değerlerine göre yapmayan siyasi kurumların tasviye olma zamanları hızla yaklaşıyor.
Bizden uyarması…




































