Yıllar önce Yeni Azerbaycan Partisi’nin, Azerbaycan’ın devlet bağımsızlığının yeniden kazanılmasının 20. yıl dönümü münasebetiyle gençler arasında düzenlediği “Çağdaş Azerbaycan-20” adlı yarışmaya “Benim Yaşıtım” başlıklı yazımla katıldım. Kazananlar arasında yer almamı bugün de büyük bir iftihar hissiyle hatırlıyorum. Aradan yıllar geçti. O yazıya yeniden baktığımda gördüm ki zaman değişti, Azerbaycan büyüdü, devletimiz daha da güçlendi, bir zamanlar arzu gibi kaleme alınan cümleler bugün tarihimizin en şerefli hakikatine dönüştü. Bugün o yazının ruhunu 15 Haziran – Milli Kurtuluş Günü’nün ışığında yeniden okuyucularla paylaşıyorum.
Ben, Azerbaycan’ın bağımsızlık nefesini çocukluk hafızasında taşıyan neslin bir temsilcisiyim. Kimlik belgemin en üstünde büyük harflerle yazılan “AZERBAYCAN CUMHURİYETİ” ibaresi benim için bir belgenin üzerindeki resmi ifadeden çok daha derin anlam taşır. Bu söz benim kaderimin, kimliğimin, gururumun adıdır.
1993 yılının o ağır dönemlerinde ben sekiz yaşındaydım. Çocuktum. Ülkenin üzerinden geçen huzursuzluğu, evlerdeki kaygılı konuşmaları, büyüklerin yüzündeki endişeyi bütün derinliğiyle kavrayamıyordum. Fakat insanın çocukluk hafızası gariptir: kelimelerin manasını sonradan anlarsın, o günlerin havası, heyecanı, sesi, korkusu ruhunda kalır.
Ben Gence’de doğup büyüyen bir çocuk olarak o yılların acısını daha yakından hissettim. 1993 yılının Gence’si benim hafızamda çocukluğun kaygısız çağları gibi kalmadı; korku, silah sesleri, şaşkınlık, evlere çöken endişe, büyüklerin yüzündeki sessiz tedirginlik olarak kaldı. Suret Hüseynov’un silahlı gruplarının başıboşluğu öyle bir noktaya varmıştı ki insan hayatı bir anda tehlikeyle karşı karşıya kalıyordu. Bunu her zaman büyük bir kederle hatırlıyorum: babamgil yolda bir aracı geçtikleri için aracın içinde kurşun ateşine tutuldu. Bu olay benim çocuk hafızamda devletin zayıfladığı, hukukun sustuğu, insanların kaderinin silahlı grupların insafına bırakıldığı ağır günlerin sembolü olarak kaldı.
O yıllarda Gence’de yaşananlar bir şehrin acısından çok daha büyüktü; bütün Azerbaycan’ın kaderinden geçen sarsıntıydı. Gence’de akşamları silah seslerinden, gruplar arasındaki çatışmalardan insanlar dışarı çıkmaya çekinirdi. Şehrin üzerine öyle bir korku çökmüştü ki hava kararınca kapılar kapanır, pencerelerden süzülen ışıklar bile ihtiyatla yanardı. Hatırlıyorum, insanlar geceden ekmek sırasına girerdi. Bir parça ekmek için saatlerce bekleyen annelerin, babaların, çocuklarını bağrına basıp sırada duran kadınların yorgun bakışları o yılların en ağır manzarası gibi hafızama kazındı. Çocuktum, fakat anlıyordum ki şehrin sessizliği sıradan bir sessizlik taşımıyordu; bu, korkunun, kaygının, yarına inanç arayan insanların sessizliğiydi.
O günlerde her ailenin kapısında bir endişe, her evin içinde bir dua vardı. İnsanlar devletin gücünü, hukukun hükmünü, istikrarın değerini o ağır günlerde daha derinden hissediyordu. Devletin dayanakları sarsıldığında, hukuk gücünü yitirdiğinde, insan kendi yurdunda tehlikenin nefesini duyduğunda bir halkın kurtuluşa nasıl ihtiyaç duyduğunu daha derinden anlıyor. Ben bugün 15 Haziran’ın büyüklüğünü işte o sekiz yaşındaki çocuğun hafızasıyla da ölçüyorum. Bu yüzden Ulu Önder Haydar Aliyev’in iktidara dönüşünü insanların nefesine rahatlık, evlere umut, sokaklara güven, devlete yeniden itimat olarak değerlendiriyorum. Çünkü o çocuk kaosun ne olduğunu gördü, devletin varlığının insan hayatı için nasıl büyük bir nimet olduğunu yıllar sonra daha açık idrak etti.
O yıllar Azerbaycan için kader belirleyen yıllardı. Devletin varlığı büyük bir sınavla karşı karşıyaydı. Halkın yarına inancı ile devletin kurtuluşu arasında ince, fakat mukaddes bir köprü kuruluyordu. O köprünün adı Haydar Aliyev’di.
15 Haziran, işte o köprünün tarihe dönüştüğü gündür.
O gün halk kendi kaderini bilgeliğe, kararlılığa, devletçilik zekâsına emanet etti. Ulu Önder Haydar Aliyev’in siyasi iktidara dönüşü Azerbaycan’ı uçurumun kenarından aldı, devletçiliğimizi korudu, istikrarın, birliğin, milli dirilişin temelini attı. O gün Azerbaycan tarihinde sıradan bir siyasi tarih olarak kalmadı; bir halkın kurtuluş duasına dönüştü.
Ulu Önder Haydar Aliyev’in iktidara dönüşünden sonra Azerbaycan sanki ağır bir nefesin ardından yeniden dirildi. Ülkede istikrar sağlandı, devlet yönetiminde sağlam düzen kuruldu, hukukun üstünlüğü devlet hayatının temel dayanağına çevrildi. Silahlı çatışma tehlikesi ortadan kalktı, halkın yarına inancı geri döndü, Azerbaycan parçalanma tehlikesinden kurtularak ortak devletçilik çizgisi etrafında birleşti. İşte o dönüşten sonra ülkenin nefesi değişti: korkunun yerini inanç, dağınıklığın yerini birlik, umutsuzluğun yerini kuruculuk ruhu aldı.

Ben Azerbaycan’ımı çok seviyorum. Çünkü bu Vatan benim çocukluğumun acı hatırasından gençliğimin kuruculuk sevincine, bugünün Zafer gururuna kadar ömrümün bütün aşamalarından geçti. Ben bu ülkenin nasıl ayağa kalktığını, nasıl büyüdüğünü, nasıl güçlendiğini gören nesildenim. Bir zamanlar “Bağımsız Azerbaycan” derken kalbimizde hem sevinç hem kaygı vardı. Bugün ise o sözlerin içinde bütün bir kudret yükseliyor. Azerbaycan artık bölgenin söz sahibi, uluslararası alanda itibarlı devlet, güçlü ordusu, sağlam ekonomisi, zengin kültürü, milli değerleri, bilimi, eğitimi, gençliği ve çağdaş kalkınma yolu ile seçilen bir ülkedir.
Bağımsızlığın ilk yıllarında halkın içinde bir soru vardı: Bu devlet ayakta kalacak mı? Bugün o sorunun cevabını tarih bizzat verdi. Azerbaycan ayakta kaldı, Azerbaycan güçlendi. Azerbaycan muzaffer halk olarak dünyaya kendi iradesini gösteriyor.
Bugün 15 Haziran hakkında düşünürken o tarihte başlayan büyük devletçilik yolundan söz ediyoruz. O yol Ulu Önder’in fikirleriyle başladı, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kararlılığı, siyasi iradesi ve liderlik maharetiyle Zafer’e ulaştı.
Haydar Aliyev Azerbaycan’ı kurtardı.
İlham Aliyev Azerbaycan’ı muzaffer ülkeye çevirdi.
Bu iki cümlenin içinde çağdaş tarihimizin en büyük hakikati duruyor. Ben vaktiyle yazıyordum ki doğma Karabağ’a gitme arzusu kalbimi daima yaşatıyor. Büyüklerimin, anne-babamın sohbetlerinden Karabağ’ın hayali suretini gözlerimin önünde canlandırıyordum. Ağdam’ı, Şuşa’yı, Laçın’ı, Kelbecer’i, Fuzuli’yi, Cebrayıl’ı, Zengilan’ı, Kubadlı’yı haritada arıyorduk, haberlerde dinliyorduk, dualarımızda yaşatıyorduk. Biz Karabağ’ı hayallerde seven, Karabağ hasretiyle büyüyen nesildik. Bugün ise o cümleleri başka bir yürekle yazıyorum.
Karabağ özgürdür.
Şuşa özgürdür.
Ağdam özgürdür.
Laçın, Kelbecer, Fuzuli, Cebrayıl, Zengilan, Kubadlı özgürdür.
Hankendi’de Azerbaycan Bayrağı dalgalanıyor.
Azerbaycan kendi egemenliğini tam olarak yeniden sağlamıştır.
Bir zamanlar “Zafer geçidini göreceğiz” diye arzu ediyorduk. Bugün Azadlık Meydanı’nda Zafer geçidinin gururunu yaşayan halkız. Bir zamanlar “bu bayrağın altından geçip Karabağ’a gideceğiz” diye yazıyorduk. Bugün üç renkli bayrağımız Karabağ’ın dağlarında, şehirlerinde, köylerinde dalgalanıyor. Bu, sıradan bir tarihi olayın sınırlarına sığan mesele olamaz. Bu, bir halkın 30 yıllık hasretinin gözyaşına, duasına, sabrına, şehit kanına, asker yiğitliğine, Başkomutan’ın kararlılığına yazılan muhteşem cevaptır. Çocukluğumuz Karabağ hasretiyle geçti. Evlatlarımızın gençliği özgür Karabağ’ın gururuyla büyüyor.
Bu fark bir milletin kaderinde yüzyıllara bedel değişimdir. 15 Haziran Milli Kurtuluş Günü’nün büyüklüğü de buradadır. O gün korunan Azerbaycan devletçiliği bugün Zafer destanını yazan, kendi toprağını özgürlüğüne kavuşturan, egemenliğini tam olarak sağlayan kudretli devlete dönüştü. Kurtuluş’tan Zafer’e uzanan yolun başlangıcı işte o tarihi günden geçti. Ulu Önder Haydar Aliyev Azerbaycan’ı parçalanma tehlikesinden kurtarıp ortak devlet ülküsü etrafında birleştirdi. O, halkın kendine inancını geri verdi. O, devletin sütunlarını sağlamlaştırdı. O, ordunun, ekonominin, eğitimin, kültürün, milli ideolojinin temelini yeniden kurdu. O, Azerbaycan adlı mukaddes evi korudu ve onu güvenilir ellere emanet etti. Bu güvenilir eller o evi sağlam bir kaleye çevirdi.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliğinde Azerbaycan dünyada kendi sözü, kendi konumu, kendi gücü ile tanınan devlete dönüştü. Bakü’den bölgelere uzanan yollar, yenilenen şehirler, güzelleşen köyler, çağdaş okullar, sağlık merkezleri, spor kompleksleri, kültür merkezleri bu gelişmenin gözle görünen tarafıdır. Fakat bu gelişmenin daha büyük anlamı var: Azerbaycan insanı kendi devletine güveniyor, kendi yarınına inanıyor, kendi bayrağının gölgesinde başı dik yaşıyor.
Bugün Bakü’nün sokaklarında yürüdükçe, Haydar Aliyev Merkezi’nin aydınlık mimarisine baktıkça, Denizkenarı Milli Park’ta Hazar’ın nefesini dinledikçe, Devlet Bayrağı Meydanı’nda üç renkli bayrağımızın azametini gördükçe insanın içinden bir ses geçiyor: Bu Vatan çok azizdir, bu devlet çok değerlidir.
Bölgelerimize gittiğimde de aynı duyguyu yaşıyorum. Şeki, Gebele, Kuba, Şamahı, Lenkeran, Astara, Masallı, Lerik... Her bölgenin kendi nefesi, kendi güzelliği, kendi insanı, kendi ruhu var. Bu toprağın tabiatı Tanrı’nın lütfudur. Bu toprakta kurulan yollar, okullar, kültür ocakları, sosyal projeler ise devlet ilgisinin, insan emeğinin, yarına inancın bereketidir.
Bugün Azerbaycan’ın kalkınma haritasına özgür Karabağ’ın ihyası da eklendi. Fuzuli’de havaalanı, Zengilan’da yeni yerleşim alanları, Laçın’a dönen hayat, Şuşa’nın yeniden dirilen kültür nefesi, Ağdam’ın harabelerden büyük bir imar meydanına dönüşmesi kalbimizde apayrı bir gurur doğuruyor. Karabağ artık dirilişin, dönüşün, Zafer’in, büyük geleceğin adresine çevrildi.
Ben bugün 15 Haziran hakkında yazarken sekiz yaşındaki o çocuğu da hatırlıyorum. O çocuk ülkesinde ne yaşandığını tam idrak etmiyordu. Fakat bugün olgun bir Azerbaycan vatandaşı olarak o günün mahiyetini daha derinden anlıyorum: 15 Haziran’la korunan devletçilik bugünkü güçlü Azerbaycan’ın, muzaffer Azerbaycan’ın, özgür Karabağ’ın, bütün egemenliğin, yükselen devletçilik yolunun başlangıcına çevrildi.
Fahri Hıyaban’a gittiğimde Ulu Önder’in mezarı önünde dururken insanın kalbinden çok söz geçiyor. Bazen söz de aciz kalıyor. Düşünüyorsun ki bu milletin kaderine öyle şahsiyetler yazıldı ki onlar dünyadan göçtükten sonra da Vatan’ın kaderinde yaşamaya devam ediyorlar. Haydar Aliyev adı bu halkın devletçilik hafızasında ebedi yaşıyor. Onun fikirleri Azerbaycan’ın bugünkü kudretinde, her yükselen bayrakta, her açılan okulda, her kurulan yolda, her özgürlüğüne kavuşan toprakta, her geri dönen ailenin gözünde yaşıyor.
Bugün biz 15 Haziran’ı minnettarlıkla anıyoruz. Bu minnettarlık aynı zamanda şehitlerimizin mukaddes ruhuna yöneliyor. Çünkü Kurtuluş’tan başlayan devletçilik yolu Zafer zirvesine şehit kanı ile yükseldi. O zirvede Azerbaycan askerinin kahramanlığı, gazilerimizin mertliği, halkımızın birliği, Başkomutan’ın iradesi duruyor.
Ben bugün yeniden yazıyorum:
Hepimizin bir Vatanı var – Azerbaycan.
Bir Önderimiz var – Haydar Aliyev.
Bir Liderimiz var – İlham Aliyev.
Bir bayrağımız var – üç renkli Azerbaycan Bayrağı.
Bir ülkümüz var – bu devleti daha da yüceltmek, bu Vatanı göz bebeği gibi korumak, özgür Karabağ’ın, bütün Azerbaycan’ın yarınına sadakatle hizmet etmek.
Bu Vatan bizim kaderimizdir.
Bu devlet bizim gururumuzdur.
Bu bayrak bizim yemin yerimizdir.
Bu yol ise Kurtuluş’tan Zafer’e, Zafer’den ebedi devletçilik zirvesine uzanan mukaddes yoldur.
Bu Vatan artık muzaffer Vatan olarak sevilir. Bu Vatan bütün haritanın gururunu yaşar. Bu Vatan geri dönen halkın sevincini, kurup-yaratan devletin azmini, geleceğe inanan gençliğin gücünü ifade eder. Bizim borcumuz bu Vatanın kıymetini bilmektir. Bağımsızlığın, devletçiliğin, Kurtuluş’un, Zafer’in değerini anlamaktır. Gençler olarak bu toprağın yarınına bilgiyle, eğitimle, emekle, vatan sevgisiyle hizmet etmektir.
Bugün ben büyük bir iftiharla söylüyorum:
Ben o günün sekiz yaşındaki şahidiyim.
Ben Kurtuluş’tan Zafer’e uzanan yolun canlı şahidiyim.
Ben özgür Karabağ’ın gururunu yaşayan Azerbaycan vatandaşıyım.
Ben muzaffer bir devletin vatandaşıyım.
Ve kimlik belgemin üstünde yazılan “AZERBAYCAN CUMHURİYETİ” ibaresine baktığımda bir kez daha anlıyorum: Tanrı’nın insana verdiği en büyük mutluluklardan biri, bağımsız, muzaffer, bütün Azerbaycan’ın vatandaşı olmaktır.
15 Haziran Milli Kurtuluş Günün kutlu olsun, Azerbaycan’ım!
Kurtuluşun kutlu olsun, muzaffer Vatan!
Ruhun şad olsun, Ulu Önder!
Bugün özgür Karabağ’dan yükselen bayrak, senin ruhuna en büyük ihtiramdır.
Aygül Bağırova




































